İÇSEL YOLCULUKLAR-1

İÇSEL YOLCULUKLAR-1

ABONE OL
Temmuz 30, 2026 07:17
İÇSEL YOLCULUKLAR-1
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Baha’nelere ne gerek; önce gece gelecek, biliyorum. Gökyüzü yıldızlarını değil, sessizliğini serecek yine yeniden. Gece olunca aklına takılacak. Gündüz telaşı belli belirsiz, gün içi yarım yamalak. Gökyüzü usul usul ışığını geri alacak. Rüzgâr, unuttuğum bütün isimleri yeniden fısıldayacak kulağıma. Tek tek, sayfa sayfa… Sonra oradan bir yaprak düşecek, nazlı nazlı, salına salına, dans ederek ve ben bütün ömrümün sesini o düşüşte duyacağım. İşte, duyuyorum yine. İçimde yıllardır açılmayan kapılar gıcırdıyor. Sessizliğin geceyi yırtan o sesi, en eski en kadim dostum gibi yanımda. Ve ben yine sana dönüyorum. Yalnız sana…

İnsanın, ne yapıp edip en çok kendi suskunluğuna dönmesi gibi…

Suskunluğumsun ya; susuyorum…


Kalbim, yıkılmaya yüz tutmuş, her yerinden su alan eski bir ev gibi her sağanak yağmurda sırılsıklam. Çehrem, yılların haritasını taşıyan yorgun bir toprak. Sahi, yaşamak; biraz beklemek değil mi ey sevgili, en sevgili? Yoksa, eksilerek çoğalmanın adı mı? Eksilerek, çırılçıplak…

Sabahlar eskisi kadar masmavi doğmuyor artık. Güneş bile isteksiz yükseliyor dağların ardından. Kuşlar uçuyor ama yorgun kanat çırpıyor, isteksiz; gökyüzü eskisi kadar geniş görünmüyor. İnsan büyüdükçe ufuklar küçülüyor. Bu da çaresizliğimin zirvesi değil mi?


Bir çocuk gülüyor uzakta. Duyuyorum dedim ya… Pek bilinmeyen, basit insanların yaşadığı bakir bir sahil kasabasında. Sesinde kaybettiğim yılların sıcaklığı var. Duyumsuyorum, acı içinde yüreğim ama gülümsüyorum. Bazı acılar yalnızca çocuk sesleriyle diner, biliyorum. Sonra yeniden susuyorum. İnsan, en çok kendi içinde git-gelleriyle yoruluyor.

Bir yağmur başlıyor sonra suskunluğumun en avaz avaz bağıran zamanında. Birden, aniden indiriyor. Gökyüzünden değil, anılarımdan. Her damla eski bir cümlenin noktası sanki. Cümleler üst üste yığılıyor. Sokaklar değil, yüreğim ıslanıyor. İçim üşüyor. Yıllardır söyleyemediğim kelimeler ağırlaşıyor dilimde. Birini affetmek istiyorum. Belki de önce kendimi…


Aynalara bakıyorum ardından. Güzel bir gün olsun diye. Sebepli sebepsiz, saçma; aynalara anlam yüklüyorum. Karşımda kırışmış tenim, yaşlanmış yüzüm değil; beklemekten yorulmuş gözlerim duruyor. Demek zaman, takvimlerden önce insanın bakışına düşüyor.

Şimdi anlıyorum… Bütün yollar; o harap, yıkılmaya yüz tutmuş, her yerinden su alan eski eve çıkıyor. Biraz çocukluğa. Biraz yaşan(ama)mışlıklara. Biraz yarım kalmışlıklara. Biraz pişmanlıklara. Biraz da hiç gerçekleşmeyen o düşlere…

Ederinden azına bozdurulmuş eksik kalan gülüşlerde…


Ömrüm, cebinde eksik mektuplar taşıyan bir yolcu gibi, gelip de geçti sanki. Yaşadığım kadar yaşayamayacağımı biliyorum artık. An be an son(um)a ilerliyor(um). Çevremde o kadar kalabalıkken yapayalnız insanlar. Kimse tam anlanamıyor. Kimse tamamlan(a)mıyor. Kimse bütünüyle anlatamıyor kendini. Yalnızca eksik kalan cümleler büyüyor içimizde. Eksik, yarım kalmış, tamamlanamamış…

Belki de bu yüzden şiir yazılıyor hep yeryüzünde…

Tam içinde yaşıyorum ya; yine, yeniden bir şiir sonrasında ben yine aynı sorunun kıyısındayım: “İnsan gerçekten yaşadığı kadar mı var, yoksa özlediği kadar mı?”

Bir yanım “yaşadığı kadar” diyor; bir yanım özlemekten bitap düşmüş, konuşamıyor. Belki de insanın gerçek yüzü; aynalara değil, özlemlerine düşüyor. Yarım kalmışlıklar, yaşanamayanlar zamanın avucunda aşınıyor; hasret çektiğin o en sevgili, ruhun taşına kazınıyor.

Cevabını aramaktan yorulduğum bütün sorular, aynı kapının önünde bekliyor şimdi. Kapıyı açıyorum; içeride ne SEN varsın ne de yıllardır aradığım o eski ben. Yalnızca sessizliğin sesi oturuyor; dizlerini karnına çekmiş, beni bekliyor. “Demek insan önce kendi sesini kaybediyor” diyorum kendi kendime. Sonra bütün dünyayı sessiz sanıyor.

Bir yaprak daha düşüyor avlunun ortasına. Hiçbir ağacın dalı eksilmiyor sanki. Eksilen yalnızca içimde mevsimlere inanan çocuk. O çocuk büyümemiş aslında; yalnızca yorulmuş. Biraz beklemekten, biraz vazgeçmekten…

Gökyüzü yeniden o eski maviliğine kavuşacak belki. Yağmur yeniden yağacak, mis gibi toprak kokusunu içine çekecek insanlar, yine dinecek. Kuşlar yine uçacak telaşlı telaşlı, kanat çırpacak. Ama insanın içinde susan bir mevsim varsa; ilki sonu, hiçbir bahar tam gelmeyecek.

Belki de ömür dediğimiz şey; eksik kalan cümlelerin sonuna nokta koymaya çalışmak. Bırak ucu açık kalsın, virgüle gerek kalmaksızın. Bırak susmasın şairler sadece duyumsasın; bitmesin cümleleri, imgeleri, sonsuza kadar yazılsın gökyüzüne şiirleri…

İnanın tek ihtiyacımız olan; Şiir, dostluk, paylaşım ve Sevgi…

BAHA AKINER

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.