AKDENİZ’E ÇÖPLER BIRAKILMAYA DEVAM EDERSE…
DENİZ BİTER!
Akdeniz’in masmavi suları yalnızca bir doğal güzellik değildir.
Mersin, Adana ve Hatay için balıkçılık demektir.
Turizm demektir.
Kıyı yaşamı demektir.
Ekonomi demektir.
Kısacası Akdeniz, bu bölgenin hayat damarlarından biridir.
Fakat son dönemde gündeme gelen ciddi iddialar, hepimizi yakından ilgilendiren önemli bir soruyu ortaya çıkarıyor:
Akdeniz’e dışarıdan atık taşınıyor mu?
Avrupa ve İngiltere’den plastik ve diğer atıkların, sanayi tipi kırpma ve parçalama ekipmanları bulunan navlun gemileriyle Akdeniz’e taşındığı; Mersin ve Adana açıklarında, hatta uluslararası sularda denize bırakıldığı yönünde iddialar kamuoyunda tartışılıyor.
Bu iddiaları desteklediği öne sürülen görüntüler de dolaşımda.
Peki gerçek ne?
İşte asıl cevaplanması gereken soru bu.
Çünkü böylesine ciddi bir konuda ne söylentilerle hüküm vermek ne de iddiaları görmezden gelmek doğru.
Gerçek mutlaka ortaya çıkarılmalı.
AKDENİZ’DE BÖYLE BİR GEMİ DOLAŞIYORSA, BAKANLIK NEDEN GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMIYOR?
Kamuoyuna yansıyan iddialar doğruysa, üzerinde özellikle durulması gereken çok ciddi bir başka konu daha var.
İddiaya göre bazı gemiler, yurt dışından getirdikleri plastik ve diğer atıkları taşıyor; bu atıkları işleme veya parçalama amacıyla gemilerde bulunan ekipmanları kullanarak denize boca ediyor.
Eğer gerçekten böyle bir faaliyet söz konusuysa, mesele artık yalnızca “Akdeniz’e çöp atılıyor mu?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
Böyle bir gemi Akdeniz’de dolaşıyor, atık taşıyor ve bu atıkları denize boşaltıyorsa, yetkili kurumlar bunu nasıl tespit edemiyor?
Daha açık soralım:
Bakanlık bu iddiaları araştırdı mı?
Söz konusu gemiler tespit edildi mi?
Gemilerin AIS kayıtları incelendi mi?
Hangi ülkelerden ve hangi limanlardan geldikleri araştırıldı mı?
Taşıdıkları yükün niteliği kontrol edildi mi?
Hangi güzergâhları izledikleri incelendi mi?
Mersin ve Adana açıklarında neden ve ne kadar süre bekledikleri araştırıldı mı?
Denizde herhangi bir atık boşaltımı yapıp yapmadıkları konusunda inceleme başlatıldı mı?
Bugün bir ticari geminin nereden geldiğini, hangi limanlara uğradığını, hangi rotayı izlediğini ve denizde nerede bulunduğunu takip edebilecek teknolojiye sahibiz.
AIS sistemleri, radarlar, uydu görüntüleri ve denizden alınabilecek numuneler sayesinde bu iddiaların önemli bir bölümü somut verilerle araştırılabilir.
Öyleyse yapılması gereken bellidir:
İddia doğruysa ortaya çıkarılmalı.
Doğru değilse kamuoyuna açıklanmalı.
Ama hiçbir durumda bu konu söylenti düzeyinde bırakılmamalıdır.
Çünkü eğer bir gemi gerçekten atık taşıyor ve bu atıkları denize boşaltıyorsa, bunun yalnızca çevre açısından değil, denetim açısından da ciddi sonuçları vardır.
Burada amacımız herhangi bir gemiyi, firmayı ya da kurumu peşinen suçlamak değildir.
Tam tersine, gerçeğin ortaya çıkarılmasını istemektir.
Çünkü böylesine ağır bir iddia karşısında yapılması gereken ne görmezden gelmek ne de kanıtlanmamış bir iddiayı gerçek kabul etmektir.
Yapılması gereken;
araştırmak,
izlemek,
denetlemek,
numune almak,
analiz etmek
ve sonucu kamuoyuna açıklamaktır.
Eğer ortada bir çevre ihlali varsa, sorumluları kim olursa olsun hukuk önünde hesap vermelidir.
Eğer böyle bir ihlal yoksa, bu da yine bilimsel ve resmi verilerle ortaya konulmalıdır.
Çünkü Akdeniz’in geleceği söylentilere bırakılamayacak kadar değerlidir.
ÇÜNKÜ MESELE SADECE ÇÖP DEĞİL
Mesele Akdeniz’in ekolojik geleceğidir.
Plastik atıklar zaman içerisinde parçalanarak mikroplastiklere dönüşebilir. Bu parçacıklar deniz ekosistemine karışabilir ve besin zincirini etkileyebilir.
Deniz canlılarının yaşam alanları zarar görebilir.
Balıkçılık bundan etkilenebilir.
Kıyılar kirlenebilir.
Ve bunun bir başka ağır sonucu daha vardır:
TURİZM.
Temiz deniz ve temiz sahiller, Akdeniz’in en önemli ekonomik değerlerindendir.
Denizi kirlettiğinizde yalnızca doğayı kirletmezsiniz.
Balıkçının ekmeğini, turizmcinin gelirini, esnafın kazancını ve bölge ekonomisinin geleceğini de etkilersiniz.
Mersin, Adana ve Hatay kıyıları yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da ortak mirasıdır.
FARUK MEHMET AKAR İLE DENİZ KİRLİLİĞİNİ KONUŞTUK
Eski İl Başkanlarından Faruk Mehmet Akar ile deniz kirliliği üzerine gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Akdeniz’deki çevre kirliliğinin boyutlarını ve bu konuda alınması gereken önlemleri konuştuk.
Akar, meselenin yalnızca bugünün çevre sorunu olmadığını, doğaya karışan atıkların gelecek kuşaklar açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Söyleşimizde özellikle üzerinde durduğu konu ise kirliliğin kaynağının mutlaka ortaya çıkarılması gerektiğiydi.
Akar’ın dikkat çektiği temel soru şu:
Atıklar bölgemizdeki atık işleme tesislerinden mi kaynaklanıyor, yoksa bölgede dolaşan gemiler aracılığıyla mı denize bırakılıyor?
Bu sorunun cevabı tahminlerle değil;
denetimlerle,
numunelerle,
laboratuvar analizleriyle,
gemi hareketleriyle
ve bilimsel incelemelerle
ortaya konulmalı.
Çünkü kaynağı bilmeden sorunu çözmek mümkün değil.
FABRİKALAR MI, GEMİLER Mİ?
Bugün belki de en çok sorulması gereken soru bu.
Eğer kirliliğin kaynağında atık işleme tesisleri varsa, bu tesislerin faaliyetleri bütün yönleriyle incelenmeli.
Yurt dışından ne kadar atık getiriliyor?
Bu atıkların kaynağı neresi?
Nasıl işleniyor?
Ne kadarı geri dönüştürülüyor?
İşleme sonucunda ortaya çıkan atık nereye gidiyor?
Çevreye bırakılan veya denize ulaşan bir atık varsa bunun kaynağı ne?
Bütün bunlar denetlenmeli.
Diğer taraftan deniz trafiği de araştırılmalı.
Gemiler nereden geliyor?
Ne taşıyor?
Hangi limanlara uğruyor?
Hangi rotayı izliyor?
Nerede bekliyor?
Atık taşımacılığı konusunda kamuoyuna yansıyan iddiaların gerçeği var mı?
Bunların da ortaya çıkarılması gerekiyor.
Bence burada çok önemli bir çizgi var:
Bir tarafı araştırıp diğer tarafı göz ardı etmek doğru değildir.
Fabrika da araştırılmalı.
Gemi de araştırılmalı.
Karadaki kaynak da incelenmeli.
Denizdeki hareketlilik de.
Gerçek neyse ortaya çıkarılmalı.
Çünkü amaç birilerini peşinen suçlamak değil.
Amaç Akdeniz’i korumak.
AKAR’DAN AKDENİZ İÇİN SOMUT ÖNLEM ÇAĞRISI
Faruk Mehmet Akar’la yaptığımız söyleşide, çevre kirliliğinin yalnızca tespit edilmesinin yeterli olmayacağı üzerinde özellikle durduk.
Akar’a göre artık sözden çok, somut önlemlerin hayata geçirilmesi gerekiyor.
Bu nedenle dikkat çektiği başlıkları özellikle kamuoyunun ve yetkililerin değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
1. YURT DIŞINDAN ATIK GETİRİLMESİ YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ
Özellikle Adana’da yurt dışından gelen atıkları işleyen işletmeler konusunda ciddi ve kapsamlı bir denetim yapılmalı.
Yurt dışından ne kadar atık geliyor?
Hangi işletmelere giriyor?
Bu atıkların ne kadarı işleniyor?
İşleme sonucunda ortaya çıkan atık nereye gidiyor?
Çevreye bırakılan veya denize ulaşan atıklarla bu tesisler arasında bir bağlantı var mı?
Bütün bu soruların cevapları ortaya konulmalı.
Çevre açısından risk taşıdığı tespit edilen işletmeler hakkında gerekli idari ve hukuki işlemler yapılmalı; gerekiyorsa faaliyetleri durdurulmalı.
2. KİRLİLİĞE NEDEN OLAN FİRMALAR TESPİT EDİLMELİ
Kim çevreyi kirletiyorsa, kim doğaya zarar veriyorsa bunun hesabını vermeli.
Ancak bunun yolu peşin hüküm vermek değil; bilimsel inceleme, denetim ve delillerle sorumluyu ortaya çıkarmaktır.
Kirliliğe neden olduğu tespit edilen firmalara hukuk çerçevesinde gerekli yaptırımlar uygulanmalı.
Çünkü bir işletmenin ekonomik faaliyeti, toplumun ve doğanın geleceğinden daha değerli değildir.
3. DENETİM GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEYENLER DE ARAŞTIRILMALI
Eğer bir yerde çevre kirliliği uzun süredir devam ediyor ve buna rağmen gerekli denetimler yapılmıyorsa, yalnızca kirleten değil, varsa ihmali bulunanların da sorumluluğu araştırılmalı.
Kamu veya özel sektör fark etmeksizin, görevini yerine getirmeyenlerin sorumluluğu ortaya çıkarılmalı ve hukuk neyi gerektiriyorsa o yapılmalı.
Çünkü çevreyi korumanın ilk şartlarından biri etkili denetimdir.
4. BÖLGEDEKİ BÜTÜN ÇEVRE SORUNLARI BİRLİKTE ELE ALINMALI
Akar, meselenin yalnızca plastik atıklardan ibaret olmadığına da dikkat çekiyor.
Mersin, Adana ve Hatay’ın bütün çevre sorunları birlikte ele alınmalı.
Sanayi kaynaklı kirlilikler…
Atık tesisleri…
Dereler…
Nehirler…
Kıyılar…
Deniz trafiği…
Bütün bunlar aynı çerçevede incelenmeli.
Bir yerde başlayan çevre sorununun başka bir noktaya taşınıp taşınmadığı araştırılmalı.
Artık günü kurtaran değil, kalıcı ve bölgesel bir çevre politikası oluşturulmalı.
5. ÇEVRECİLERİN, UZMANLARIN VE STK’LARIN ÖNERİLERİ DİKKATE ALINMALI
Yıllardır bölgede çevre sorunlarını takip eden çevreciler, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları var.
Sahadalar.
Sorunları biliyorlar.
Vatandaşların şikâyetlerini dinliyorlar.
Yıllardır uyarılarda bulunuyorlar.
Bu insanların sahadan elde ettiği deneyim ve birikim göz ardı edilmemeli.
Çevre politikaları yalnızca masa başında hazırlanamaz.
Sahada yaşayanların, yıllardır bu mücadeleyi verenlerin ve bilim insanlarının görüşleri mutlaka dikkate alınmalı.
6. BÜYÜK BİR TEMİZLİK VE ÇEVRE SEFERBERLİĞİ BAŞLATILMALI
Çevre kirliliğinin boyutu büyükse, mücadele de büyük olmalı.
Kamu kurumları, belediyeler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, çevreciler ve vatandaşlar birlikte hareket etmeli.
Kıyılar temizlenmeli.
Kirlenmiş bölgeler belirlenmeli.
Deniz ve kıyılardan düzenli numuneler alınmalı.
Atıkların kaynağı araştırılmalı.
Ve bütün bunlar süreklilik taşıyan bir çevre koruma programına dönüştürülmeli.
Çünkü yalnızca bugün kıyıyı temizlemek yetmez.
Yarın aynı kıyının yeniden kirlenmesini engellemek gerekir.
Asıl başarı, temizlemek kadar yeniden kirlenmesini önlemektir.
BUGÜNÜ DEĞİL, YARINI KONUŞUYORUZ
Söyleşi sırasında beni en çok düşündüren konulardan biri de buydu.
Plastik atığı bugün görürüz.
“Yarın temizleriz” deriz.
Ama plastik doğada öylece yok olmuyor.
Parçalanıyor.
Mikroplastiklere dönüşebiliyor.
Deniz canlılarının yaşam alanlarına karışabiliyor.
Besin zincirine kadar ulaşabiliyor.
Yani bugün kıyıda gördüğümüz bir plastik parçasının hikâyesi kıyıda bitmeyebilir.
Belki yıllarca devam eder.
İşte bu nedenle meseleye sadece:
“Bugün denizde ne kadar çöp var?”
diye bakmamalıyız.
Asıl soru:
“Yarın nasıl bir Akdenizimiz olacak?”
BALIKÇININ EKMEĞİ DE TEHLİKEDE
Akdeniz’in ekolojik dengesi bozulursa bunun sonuçlarını en ağır yaşayacak kesimlerden biri balıkçılar olacaktır.
Balıkların yaşam alanları zarar görürse ne olacak?
Av miktarı azalırsa ne olacak?
Balıkçının geliri düşerse ne olacak?
Bunlar yalnızca balıkçının soruları değil.
Balıkçının ailesinin, esnafın, balıkçı halinde çalışanların, restoranların ve bölge ekonomisinin de soruları.
Benim açımdan burada çok açık bir gerçek var:
Denizi korumak, balıkçının ekmeğini korumaktır.
TURİZMİ DE UNUTMAMALIYIZ…
Mersin’in turizmini denizden ayrı düşünmek mümkün değil.
Adana ve Hatay’ın kıyıları için de aynı şey geçerli.
İnsanlar temiz deniz ve temiz sahil için geliyor.
Peki deniz kirlendiğinde ne olacak?
Sahiller çöplerle anılmaya başladığında?
Denizin temizliği konusunda soru işaretleri oluştuğunda?
Turizm bundan etkilenmeyecek mi?
Elbette etkilenecek.
O nedenle Akdeniz’i korumak yalnızca çevrecilerin meselesi değildir.
Turizmcinin, esnafın, balıkçının ve bütün bölge ekonomisinin meselesidir.
ÇEVRECİLERİN VE STK’LARIN SESİ DUYULMALI
Yıllardır çevre sorunlarıyla uğraşan çevreciler, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları var.
Sahadalar.
Sorunları biliyorlar.
Vatandaşların şikâyetlerini dinliyorlar.
Yıllardır uyarılarda bulunuyorlar.
Bence bu insanların görüşleri daha fazla dikkate alınmalı.
Çünkü çevre meselesi sadece kurumların masa başında vereceği kararlarla çözülemez.
Sahada yaşayan insanın da söyleyecek sözü vardır.
Çevreyi korumak toplumun ortak sorumluluğudur.
UYDU ÇAĞINDA AKDENİZ KARANLIKTA KALMAMALI
Bugün elimizde ciddi bir teknolojik imkân var.
Uydu görüntüleri alınabiliyor.
Radar verileri incelenebiliyor.
Gemilerin hareketleri takip edilebiliyor.
AIS kayıtları değerlendirilebiliyor.
Denizden ve kıyıdan numune alınabiliyor.
Laboratuvarlarda analiz yapılabiliyor.
Öyleyse neden bekliyoruz?
Kirliliğin kaynağı bulunmalı.
Tesisler denetlenmeli.
Gemiler araştırılmalı.
Atıkların hareketi takip edilmeli.
Bilimsel analizler yapılmalı.
Ve elde edilen sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı.
Çünkü kamuoyunun ihtiyacı söylenti değil, kanıttır.
Gemi isimleri…
Rota kayıtları…
Uydu görüntüleri…
Atık analizleri…
Denetim tutanakları…
Ve varsa resmi soruşturma sonuçları…
Bütün bunlar ortaya konulmalı.
İddialar doğru değilse gerçek açıklanmalı.
Doğruysa sorumlular kim olursa olsun ortaya çıkarılmalı.
Kimse peşinen suçlanmamalı.
Ama hiç kimse de araştırılmadan aklanmamalı.
YETKİLİLERE ÇAĞRI:
DAHA NEYİ BEKLİYORUZ?
Faruk Mehmet Akar’la yaptığımız söyleşinin bende bıraktığı en önemli düşünce şu oldu:
Artık zaman kaybetmemeliyiz.
Çünkü bugün elimizde araştırma yapabilecek imkânlar var.
Teknoloji var.
Bilim var.
Denetim imkânı var.
Numune alma imkânı var.
Laboratuvarlar var.
Öyleyse yapılması gereken belli:
Kirliliğin kaynağı bulunmalı.
Tesisler denetlenmeli.
Gemiler araştırılmalı.
Atıkların hareketi takip edilmeli.
Bilimsel analizler yapılmalı.
Sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı.
Ve kirliliğe neden olan kim varsa hukuk çerçevesinde gereken yapılmalı.
Benim çağrım da açık:
Artık söylentilerle değil, bilimsel verilerle konuşalım.
Kirlilik nereden geliyor?
Atık işleme tesislerinden mi?
Karadan mı?
Nehirlerden mi?
Gemilerden mi?
Yoksa bütün bunların birleşiminden mi?
Bunu ortaya çıkaralım.
Sorumlusu kimse hukuk içinde gereken yapılsın.
Ama asıl önemlisi, aynı kirliliğin yeniden ortaya çıkmasını engelleyecek sistem kurulsun.
AKDENİZ BİZE EMANET
Faruk Mehmet Akar’la yaptığımız söyleşiden benim çıkardığım sonuç çok açık:
Bu konu bugün konuşulup yarın unutulacak bir konu değil.
Bugün plastikleri toplarız.
Yarın yine gelir.
Bugün kıyıyı temizleriz.
Yarın yeniden kirlenir.
Eğer kaynağı bulmazsak, yaptığımız sadece günü kurtarmak olur.
Oysa bizim yapmamız gereken günü kurtarmak değil, geleceği kurtarmak.
Çünkü Akdeniz’in ekolojik dengesi bozulursa bunun bedelini yalnızca bugün yaşayanlar ödemez.
Balıkçı öder.
Turizmci öder.
Esnaf öder.
Bölge ekonomisi öder.
Ve en sonunda çocuklarımız öder.
İşte bu nedenle Faruk Mehmet Akar’ın “zaman kaybetmeden araştırılmalı ve gerekli önlemler alınmalı” yönündeki uyarısını önemli buluyorum.
Yetkililer bu çağrıyı dikkate almalı.
Araştırmalı.
Denetlemeli.
Sonuçları kamuoyuyla paylaşmalı.
Gereken yerde müdahale etmeli.
Çünkü çevre konusunda kaybedilen zamanın bedeli bazen geri döndürülemiyor.
Çünkü bu deniz bizim olduğu kadar çocuklarımızındır.
Onlara nasıl bir Akdeniz bırakacağımız, bugün vereceğimiz kararlara bağlı.
Bu nedenle artık susmanın değil;
sormanın, araştırmanın, denetlemenin ve gerçeği ortaya çıkarmanın zamanı.
Çünkü mesele yalnızca bugün denize girip giremeyeceğimiz değildir.
Mesele balıkçının ekmeğidir.
Mesele turizmin geleceğidir.
Mesele Mersin’in, Adana’nın ve Hatay’ın geleceğidir.
Mesele çocuklarımıza nasıl bir Akdeniz bırakacağımızdır.
Mesele yaşamdır.
Kaynak ister fabrika olsun, ister gemi…
Gerçek ortaya çıkarılmalı.
Sorumlular belirlenmeli.
Gerekli yaptırımlar uygulanmalı.
Ve Akdeniz’in yeniden kirletilmesinin önüne geçilmelidir.
Çünkü Akdeniz yalnızca bugün yaşayanların denizi değil.
Gelecek kuşakların da hakkıdır.
AKDENİZ BİR ÇÖPLÜK DEĞİLDİR!
DENİZ KİRLENİRSE HAYAT KİRLENİR.
DENİZ BİTERSE HAYAT DA BİTER.
MEHMET OK
UNCATEGORİZED
01 Eylül 2026DÜNYA
01 Eylül 2026MAGAZİN
01 Eylül 2026GÜNDEM
01 Eylül 2026DÜNYA
01 Eylül 2026DÜNYA
01 Eylül 2026GÜNDEM
01 Eylül 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7680 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6828 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6753 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6435 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5754 kez okundu