ATIK İTHALATININ YARATTIĞI DIŞSALLIKLAR
VARAN 5: TÜRKİYE EKONOMİSİ
Küresel Atık Ekonomisi ve Türkiye
Dünya, hızla artan üretim ve tüketimin birbirini beslediği; doğal kaynakları giderek daha fazla tüketen ve her yıl daha fazla atık üreten bir ekonomik sistemle karşı karşıyadır. Bu sistem bir yandan ekonomik büyüme ve refah üretirken, diğer yandan çevresel maliyetleri de büyütmektedir.
Bugün dünyada yaklaşık 2,6 milyar ton belediye atığı üretilmekte, uluslararası projeksiyonlara göre bu miktarın 2050 yılında yaklaşık 3,9 milyar tona ulaşması beklenmektedir. Artan atık miktarıyla birlikte atık ticareti de büyümekte; yalnızca ekonomik değer değil, bu atıkların oluşturduğu çevresel yükün hangi ülkeler tarafından üstlenildiği de giderek daha önemli bir tartışma konusu hâline gelmektedir.
Türkiye de bu küresel sistemin önemli aktörlerinden biridir. Ülkemizde 2024 yılında yaklaşık 120 milyon ton atık oluşmuş, buna karşılık atık bertaraf ve geri kazanım tesislerinde yaklaşık 195 milyon ton atık işlenmiştir. Bu tablo, Türkiye’nin yalnızca kendi atığını yöneten değil, aynı zamanda bölgesel ölçekte önemli bir atık işleme merkezi hâline geldiğini göstermektedir.
Ancak çevre ekonomisinin temel sorusu tam da burada başlamaktadır:
Bu ekonomik faaliyetin sağladığı katma değer ile oluşturduğu sosyal ve çevresel maliyetleri birlikte değerlendirebiliyor muyuz?
Bu yazıda özellikle plastik, tekstil, kauçuk ve benzeri çevresel riski yüksek atıkların Türkiye ekonomisine yükleyebileceği sosyal maliyetler ele alınmaktadır.
Görünen, Ancak Henüz Tam Olarak Ölçülemeyen Sosyal Maliyetler
Geri dönüşüm sektörü üretime, ihracata ve istihdama katkı sağlamaktadır. Ancak ekonomik faydalar değerlendirilirken sosyal maliyetlerin de aynı hesaplamaya dâhil edilmesi gerekir.
Özellikle plastik, tekstil ve kauçuk atıkları konusunda önemli veri eksiklikleri bulunmaktadır. Bu atıkların ne kadarının gerçekten geri dönüştürüldüğü, ne kadarının artık atığa dönüştüğü ve nasıl bertaraf edildiği konusunda daha şeffaf ve bağımsız verilere ihtiyaç vardır.
Akdeniz kıyılarında artık gözle görülür hâle gelen plastik kirliliği ve mikroplastik birikimi, bu maliyetlerin yalnızca teorik olmadığını göstermektedir. Çevresel maliyet artık görünmektedir. Ancak bunun turizm, balıkçılık, tarım, gıda güvenliği, halk sağlığı, doğal sermaye ve kamu bütçesi üzerindeki toplam ekonomik etkisi henüz tam olarak ölçülebilmiş değildir. Üstelik bu etkilerin önemli bir bölümü yıllar içinde ortaya çıkacaktır.
Turizm ve Türkiye Ekonomisi
Türkiye, 2025 yılında yaklaşık 62 milyon ziyaretçi ağırlamış ve yaklaşık 61 milyar ABD doları turizm geliri elde etmiştir. Bu rakam yalnızca uluslararası ziyaretçileri kapsamaktadır. İç turizm de dikkate alındığında, Akdeniz kıyılarının Türkiye ekonomisi açısından taşıdığı değer çok daha büyüktür.
Bu nedenle Akdeniz kıyılarında gözlemlenen plastik kirliliği ve mikroplastik birikimi yalnızca çevresel bir sorun değildir. Deniz kirliliğinin artması ve Türkiye’nin deniz turizmine ilişkin algısının olumsuz etkilenmesi hâlinde, hem yabancı hem de yerli turistlerin alternatif destinasyonlara yönelmesi söz konusu olabilir. Böyle bir gelişme; konaklama, yeme-içme, ulaşım ve bölge ekonomisinin birçok alanında önemli kayıplara yol açabilir.
Üstelik burada yalnızca turizmden söz ediyoruz. Tarım, balıkçılık, gıda güvenliği, halk sağlığı, çevre temizliği, bilimsel araştırmalar, mikroplastik izleme çalışmaları ve uzun yıllar sürebilecek rehabilitasyon maliyetleri de bu tablonun önemli parçalarıdır.
Sonuç ve Değerlendirme
Bir iktisatçı olarak değerlendirmem şudur: Özellikle plastik, tekstil, kauçuk ve benzeri çevresel riski yüksek atıkların sağladığı ekonomik katma değerin, uzun vadede ortaya çıkabilecek sosyal ve çevresel maliyetlerin gerisinde kalma ihtimali ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Bu nedenle özellikle plastik, tekstil ve kauçuk gibi çevresel riski yüksek atıkların ithalatı acilen yeniden değerlendirilmeli; gerekli görülmesi hâlinde durdurulmalı ve bu alandaki mevzuat ile denetim mekanizmaları baştan gözden geçirilmelidir.
Aksi hâlde, bugün elde edilen ekonomik kazancın; çevre kirliliği, halk sağlığı, turizm, tarım ve balıkçılık üzerinde uzun vadede oluşturacağı sosyal ve ekonomik maliyetler çok daha ağır olabilir.
Bilimsel araştırmaların desteklenmesi, çevresel risklerin düzenli olarak izlenmesi ve etkin denetimlerin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çevresel riskler ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce yönetilmelidir.
Gerçek kalkınma; yalnızca ekonomik büyümek değil, doğal sermayeyi, insan sağlığını ve gelecek nesillerin yaşam kalitesini birlikte koruyabilmektir. Türkiye’nin geleceği açısından temel mesele, kısa vadeli ekonomik kazanç ile uzun vadeli toplumsal maliyet arasındaki dengeyi doğru kurabilmektir.
Prof. Dr. Erkan AKTAŞ
UNCATEGORİZED
16 gün önceDÜNYA
07 Ağustos 2026MAGAZİN
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4211 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
4
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3554 kez okundu
5
Yalansız Hilafsiz Hınıs Köftesi
3439 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.