Baha Akıner

Baha Akıner

21 Temmuz 2026 Salı

BAŞ ÜSTÜNE!

BAŞ ÜSTÜNE!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

15 Temmuz 2016 Cuma, o kara gece. 20.30 civarında Ankara’daki Akıncı Üssü’nden kalkan F-16 uçaklarının alçak uçuş yapması ve Genelkurmay Karargâhında yaşanan hareketlilik. Türkiye şaşkın… Hemen ardından, aynı saatlerde İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri darbeci askerler tarafından trafiğe kapatıldı. Türkiye endişeli…

Ülkenin dört bir yanındaki insanlar korku, şaşkınlık, belirsizlik ve endişe ile TV ve sosyal medya gibi iletişim kanallarının başında. Askerlerden; bir darbe girişimine dahil olanlar var, bir de canı pahasına direnen, görev yapanlar. O askerler ki; yalnızca canlarını değil, vatanın geleceğini de koruduklarının bilinciyle ağır bir sorumluluk bilinci içinde, olabildiğince büyük bir psikolojik baskıyla mücadele etmekte.

Ne diyorum size?

Sokaklara çıkan vatandaşlar ise tankların, silah seslerinin ve uçakların gölgesinde korkularını bastırıp demokrasiye sahip çıkma kararlılığı gösteriyor. O gece milyonlarca insanın ortak duygusu; korkunun yanında umut, kaygının yanında cesaret ve sabaha mutlaka özgür bir Türkiye’de uyanma inancı…

*****

Sıra dışı yaşanılanlarla bir geceden çok daha fazlası olan o 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece, saat 02.16… Hainlik, darbe teşebbüsü belirgin hale gelmeye başlamış. Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Özel Kuvvetler Komutanlığı nizamiyesi…

Bazı geceler vardır; saatler ilerlemez, tarih nefesini tutar ya. O gecelerde gökyüzü karardığında yalnız şehirler değil, insanların vicdanı da sınanmaya başlanır. İşte o gece, telefonun diğer ucunda verilen emir yalnız bir askere değil, bir ömre sesleniyordu adeta…

“Sonunda şehadet var” diyordu telefonun diğer ucunda. Sonunda ölüm… Bu cümleyi duyan herkes aynı cevabı veremezdi. Ömer Halisdemir verdi, “Baş üstüne komutanım…”

“Baş üstüne komutanım…” Bu iki buçuk kelimenin içinde korkudan daha büyük bir inanç, ölümden daha güçlü bir teslimiyet vardı. Çünkü bazı insanlar yaşayacakları günü değil, uğruna ölecekleri değeri seçer dostlar…

Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı, Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir’e, “Sana, vatanımız ve milletimiz adına tarihi bir görev veriyorum asker. Tuğgeneral Semih Terzi vatan hainidir, isyancıdır. Onu, Karargâha girmeden öldür! Bunun sonunda şahadet var. Biliyorsun seninle 20 yıllık beraberliğimiz var. Hakkını helâl et.” der.

Kahraman Ömer Başçavuş, sonu ölüme varan emir üzerine vakur bir sesle Zekai Paşa’ya hitaben, “Baş üstüne komutanım, hakkım helâl olsun. Siz de helâl edin” diyerek komutanının emrini yerine getireceğini belirtir. Ve gözünü kırpmadan “şehadet şerbeti” içme emrini yerine getirir.

O gece belki Karargâhın kapısında beklerken, çocuklarının yüzü geçti gözlerinin önünden. Kim bilir? Belki Niğde’nin rüzgârı, çocukluğunun dağları, babasının sesi… Belki de hiçbir şey düşünmedi. Bilinmez… Çünkü görev bazen düşünmekten önce gelir.

Darbe girişimi sırasında Özel Kuvvetler Komutanlığı’na girmeye çalışan Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Semih Terzi’yi, Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı’dan aldığı emir üzerine alnından vurarak öldüren Ömer Halisdemir, hemen oracıkta hainlerin 30 küsur kurşunuyla şehit düştü.

Tek kurşun sıktı Ömer Halisdemir, ardından onlarca kurşunla susturulmaya çalışıldı. Oysa kurşunlar bir bedeni susturabilir sadece; fakat bir milletin hafızasını asla…

O anda onları düşündü işte…

10 yıl önce bugün oldu bunlar dostlar. 16 Temmuz 2016’da, Ankara’da, Gölbaşı’nda bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığı nizamiyesinde…

Minnetle Ömer Başçavuş, saygıyla, hasretle…

*****

O an orada o emri yerine getirip hain Semih Terzi’yi alnından vurup öldürmeseydi eğer; darbe girişimi belki şekil değiştirecek, cuntacı hainler bordo berelilerin karargâhını da ele geçirecek, akabinde birçok eylemler yapılacak, kanlar dökülecek, kim bilir belki de o şeref yoksunu hainler emellerine ulaşacaktı.

Şehit Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, vatanı uğruna oracıkta hiç düşünmeden son nefesini verdi. Ömer Başçavuş o an, kendi hayatından vazgeçip bir milletin geleceğini korumayı seçti. Kurşunlar bedenini hedef aldı ama inancı ve cesareti asla yere düşmedi.

Vatan ve bağımsızlık uğruna birçok şehit verdiğimiz o karanlık gecede, saatler 02.16’yı gösterdiğinde; yalnızca bir asker değil, milyonların yüreğine kazınacak bir kahraman da ölümsüzleşti.

O’nun sessiz fedakârlığı, sabaha kadar süren direnişin en güçlü sembollerinden biri haline geldi. Ömer Halisdemir’in adı artık yalnızca bir insanı değil; cesareti, sadakati ve vatan sevgisini anlatan bir destanı ifade ediyor dostlar. Hep de öyle olacak…

Her 15 Temmuz gecesi saat 02.16 olduğunda, zaman sanki O’nun hatırası önünde saygıyla duruyor. Çünkü bazı insanlar ölmez; bir milletin vicdanında, bayrağında ve özgürlüğünde sonsuza dek yaşamaya devam ederler. Bazı insanların yaşamları yalnızca bir ömürlüktür. Kendileri için yaşarlar. Bazıları ise bir millete ömür olurlar.

*****

Ömer Halisdemir’in hikâyesi, 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan o gece sıktığı tek kurşunla başlamadı tabi ki. O hikâye, 20 Şubat 1974 tarihinde, Niğde’nin Çukurkuyu Beldesi’nde başladı. Büyüdükçe sabahın ilk ışıklarıyla hep koyunların peşine düştü o genç. İlk aşkı “Pamuk” adlı bir kınalı kuzuydu. Okul dönüşü çobanlık yaptı. Erken yaşta aldığı sorumlulukla, yedi çocuklu bir ailenin sorumluluğu da omuzlarındaydı.

Anadolu’da, “Toprağı tanıyan çocuklar, vatanın da kokusunu erken öğrenir” derler. Çünkü alın teriyle büyüyenler, ekmeğin kıymetini bildikleri kadar bayrağın gölgesini de bilirler.

Ömer Halisdemir de öyleydi…

Hayatı boyunca gösterişin değil görevin, sözün değil sadakatin adamı oldu O… Kardeşlerine omuz veren bir ağabey, evlatlarına umut olan bir baba, üniformasını yalnızca taşıyan değil, ona anlam yükleyen bir askerdi; di’li geçmiş zaman şimdi…

*****

Bugün O’nun adı üniversitelerde, okullarda, meydanlarda yaşıyor. Fakat asıl adresi ne taş tabelalar ne de bronz heykeller. Ömer Halisdemir’in gerçek yeri, bu ülkenin ortak vicdanı.

Babasının anlattığı bir cümle, belki de bütün hayatını özetliyor: “Beni ayakta tutan o çocuktu.” Şimdi ise milyonlarca insanın ayakta tuttuğu bir isim oldu.

Baha’nelere ne gerek; 15 Temmuz’u yalnızca bir tarih olarak okumak eksik kalır. O geceyi anlamak; basit bir çobanın nasıl kahraman vatan nöbetçisine dönüştüğünü, bir babanın nasıl evladıyla gurur duyarken gözyaşını içine akıttığını ve bir milletin kaderinin bazen tek bir insanın cesaretine nasıl emanet edilebildiğini anlamaktır.

Ömer Halisdemir, yalnızca bir kahramanın adı değildir. O; sorumluluğun cesarete, cesaretin fedakârlığa, fedakârlığın ise sonsuzluğa dönüştüğü bir eşiktir. Ve belki de her 15 Temmuz’da yeniden hatırlamamız gereken en önemli gerçek şudur: Vatan bazen kalabalık ordularla değil, tek başına dimdik duran bir insanın yüreğiyle korunur.

Bitirirken; bazı nöbetler sabaha kadar sürer dostlar. Bazıları ise bir millet uyandıkça hiç bitmez. Minnet, rahmet ve saygıyla Ömer Başçavuş. Huzurla uyu! Senin yerin inan hiç dolmaz…

BAHA AKINER