Baha Akıner

Baha Akıner

21 Temmuz 2026 Salı

Cemal Süreya

Cemal Süreya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cemal Süreya, Ankara için bir yazısında “İyi kalpli üvey ana” der, ardından da ekler; “Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım. Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana olan Ankara… Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerliğin bitmesini, rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır… Belki denizi görselerdi beklemezlerdi. Denizi su sanırlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara’nın göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkâr ufuk çizgisi; o nasıl güzeldir. Her zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. İnsanlar Ankara’da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.”

“İstanbul’da ise durum daha vahimdir” der aynı yazısında, yazmaya devam eder; “Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibidir. Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul. Ama hayat, eli çabuk davranır. Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar gider. Bu yüzden hırsla kovalarlar hayatı İstanbullular. Beklediği şeyin belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya rağmen Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır ama İstanbullunun hırslı kovalamacasında ne huzur vardır ne de tatmin. Dünyanın en güzel şehri, hemen kol mesafesindeyken; kendilerini yiyip yutan bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler. Hayat kaçar, onlar kovalar.”

“Ya İzmir?” dediğinizi duyar gibiyim; ya İzmir’in, ustanın fikrinde ve yüreğinde nasıl bir yeri var? Buyurun Cemal Süreya’nın İzmir için söylediklerine; “Ama İzmir… İzmir’de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir. Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu, sakin bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek atacak kadar iyilikle dolarsınız. Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar. ‘Ey hayat, biz Çeşme’ye gidiyoruz sen de arkadan gel’ der, İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki; hayat, uslu bir çocuk gibi onların peşinden gider.”

*****

9 Ocak 1990 tarihinde İstanbul’da ayrıldı ya aramızdan usta; daha çok İstanbul, Ankara ve Bilecik ekseninde geçen yaşamı, müfettişliği nedeniyle devlet memurluğu görevleri incelendiğinde Mersin’e geldi mi bil(e)miyorum, araştırdım, bulamadım. Ama illa ki geldiğini düşünüyorum. Çünkü iki dostu var Mersinli. İkisi de yakın dost kendisi için. “Kasabalı Lorca” diye tarif ettiği şair ve yazar Abdülkadir Bulut’u mesela keşfeden ve Türk edebiyatına kazandıran isimdir Cemal Süreya. Aralarındaki mektuplaşmaların haricinde ya da devamında mutlaka Abdulkadir Bulut’un Cemal Süreya’yı Anamur’da ağırladığını düşünüyorum. Keşke çok genç yaşta minibüsten düşüp de aramızdan ayrılmasaydı Abdulkadir Bulut da yazsaydı; yazsaydı da biz doyamadan okusaydık.

Gelelim bir diğer dostu Arslanköylü yazar ve öğretmen Behzat Ay’a. O’na da “Meksikalı Eskimo” der Cemal Süreya. Aralarındaki ilişki, belki de Türk edebiyatının en sıcak, samimi ve köklü dostluk hikâyelerinden biridir. Dostlukları 1950’li yıllarda başlar ve Cemal Süreya’nın 1990 yılındaki ölümüne kadar kesintisiz devam eder. “Meksikalı Eskimo” der dedim ya Behzat Ay için Cemal Süreya; bunu Behzat Ay’ın fiziki yapısı, Toroslar’ın bağrından kopup gelen esmerliği, sıcakkanlılığı ama aynı zamanda kendine has bohem, yalnız ve sarsılmaz duruşu nedeniyle yapar. Cemal Süreya, Behzat Ay’ın bu özgün karakterine ve hiç durmadan yazma azmine her zaman hayranlık duyduğunu belirtir.

Behzat Ay mutlaka davet etmiştir Cemal Süreya’yı. O da mutlaka davete icabet etmiştir. Kim etmez ki hem. O güzel Arslanköy’e kim gitmek istemez ki hem? Neyse; daha çok var yazacak ama ben kısaca değineyim yine b u güzel dostluğun birkaç yaşanmışlığına:

İkilinin dostluğu özellikle 1980’li yıllarda İstanbul Kadıköy’deki Merkez Kıraathanesi ve meşhur Hatay Restoran ekseninde derinleşir. Edebiyat tarihçisi Refik Durbaş’ın aktardığına göre; Hatay Meyhanesi’ne önce Behzat Ay gitmiş, ardından buraya Cemal Süreya’yı getirmiştir. Cemal Süreya’nın gelişiyle mekân, dönemin entelektüellerinin, şairlerinin ve ressamlarının uğrak noktası haline gelmiştir. Süreya, mekandaki ünlü “Hatay Defteri” geleneğini de burada başlatmıştır.

Behzat Ay, Cemal Süreya’yı “Şiirimizin Yalvacı (Peygamberi)”, “Çağdaş bir derviş”, “Bir sevi ve erotizm şairi” olarak görmüş; Süreya’nın çok yönlü, anlayışlı ve dost meclislerinde hesabı her zaman üstlenen cömert yapısını yazılarında hep övmüştür. Cemal Süreya da Behzat Ay’ın öğretmenlik yaparken, zorlu hayat koşullarında ve derin bir yalnızlık içinde bu kadar çok roman, öykü, inceleme ve şiir yazmasını hep hayranlıkla karşılamış ve O’nun çalışkanlığına hep saygı duymuştur.

Dedim ya, “Cemal Süreya, 9 Ocak 1990’da aramızdan ayrıldı” diye; bu kayıpla birlikte Türk ve dünya edebiyatında çok büyük bir boşluk olmuş fakat bu kayıptan en derin yara alanlardan biri Behzat Ay olmuştur. Behzat Ay, dostunun ardından “Şiirimizin Yalvacı Cemal Süreya’ya Mektuptur” başlıklı duygu yüklü bir veda yazısı kaleme almıştır. Bu yazısında Süreya’ya olan sevgisini anlatırken “Hıçkıra hıçkıra ağlamaktan yazının devamını getiremediğini” belirtmiştir. Böyle bir dostluk…

Ahh ki ahhh! Şimdi oralarda bir yerlerde buluştular. Mektuplara gerek yok artık; dünyadan, edebiyattan, insanlardan, şiirden ve felsefeden konuşuyorlardır. Kimbilir belki de İstanbul’dan, Arslanköy’den… 2 ebedi dost. İkisine de saygıyla…

*****

Baha’nelere ne gerek! Buyurun İzmir doğumlu Mersinli bendenizin kaleminden güzel Mersin:

“Cemal Süreya, Ankara için ‘İyi kalpli üvey ana’, İstanbul için ‘Hayat sanki bir adım ötede duruyor gibi’, İzmir için ise ‘İzmir’de hayat beklenmez, kovalanmaz da. O zaten sizinle beraberdir’ der ya; bana göre Mersin’de denizin iyot kokusu ve tüm kenti sere serpe saran narenciye kokusu ile birlikte Yörüklerinin yazın kaçtıkları yaylaları ile balıkçılarının kıyıları, aynı türkünün birer mısraları…

Hem Mersin, denizin kıyısına kurulmuş bir şehir değildir; deniz, burada insanların kalbine kurulmuştur. Sabah güneşi limanın vinçlerine vururken umut yüklenir o gemilere; akşam olduğunda aynı umut, dalgaların sesine karışıp sahile geri döner. Bu şehir acele etmez dostlar; çünkü bilir ki, portakal çiçeği de muz da limon da mevsimini bekleyince güzeldir.

Toroslar arkasında dimdik durur Mersin’in; insanına sırtını değil, omzunu verir. Denizi sadece seyretmez Mersinli; ona dert anlatır, sessizliğini bırakır, sevincini emanet eder. Palmiye gölgelerinde yürürken zaman biraz yavaşlar, insan biraz kendine yaklaşır. Ondandır; burada güneş yakmaz yalnızca, insanın içini de ısıtır.

Mesela Şahmeran’ın şehri Tarsus’un taşlarında tarih, Kızkalesi’nin sularında efsaneler dolaşır; Soli’nin sütunları ise geçmişi, bugüne fısıldar. Her fısıltı bir şiir dizesidir, bir şiirdir bu kentte. Yine mesela Göksu Deltası’na konan kuşlar bilir ki; bazı şehirler sadece insanlar için değil, bütün canlılar için yuva olur. Narenciyenin kokusu bir mevsim değil, bir hatıradır burada. Mersin’in sofrasında, denizin bereketiyle toprağın cömertliği yan yana oturur. Bu şehirde liman sadece gemileri karşılamaz; hayalleri de uğurlar, umutları da karşılar.

İnsanları sıcaktır; çünkü Akdeniz, önce onların yüreğine vurur. Bir akşam gün batımını izlerken anlarsınız ki; ufuk bazen varılacak bir yer değil, hissedilecek bir duygudur. Mersin; farklı dillerin, kültürlerin ve hikâyelerin birbirine omuz verdiği sessiz bir kardeşliktir aslında. Deniz suyu tuzlu ve sıcaktır, rüzgârı da tuz kokar ama içinde dağların serinliği de vardır. Bu şehir, gürültüyle değil; huzurla kendini hatırlatır.

Bitirirken; Mersin’in en güzel yanı da şudur: Burada insan; denize bakarken yalnız ufku değil, kendi içindeki sonsuzluğu da görür.”

BAHA AKINER

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.