21 Temmuz 2026 Salı
Tarih ve Tekerrür…
Gülistan Doku soruşturmasında Vali’nin eşi de gözaltında
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR.
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
AVM’LER KARŞISINDA KENT MERKEZLERİ NASIL AYAĞA KALKAR?
Cemal Süreya
Ya yüz yıl önceydi ya bin yıl. Her şeyin aslı olduğu, “her şeyin aslı olduğu” için güzel olduğu zamanlardı. Ben bir diyeyim, siz çok anlayın işte; zaman, eski asır…
Biz yine de “Dokuz yüzlü yıllar” diyelim adına. Vakit, 70’lerin sonu, 80’lerin başı; yazacaklarım mı, yok öyle uzun uzuun değil, hepi topu iki satır…
*****
“Anlatacaklarım eski zamanlardan” dedim ama duygusunu-duyumsamasını kim unutur ki! Hem dostlar; ahir insan ömrü, bazen bir mektubun zarfına bazen de eski bir kasetin cızırtılı sesine sığar. Çünkü zamana meydan okuyan tek servet; hatıralardır.
Yıllar geçer, evler-zevkler-her şey ama her şey değişir, insanlar uzak uzak diyarlara savrulur; ama bir gün posta kutusu görürsün bir eski apartman girişinde. Alır seni anılar, geçmişin tozlu raflarına çırılçıplak, savunmasız bir şekilde bırakırlar.
Dedim ya; “70’lerin sonu, 80’lerin başı” diye. Hani o telefonun her evde olmadığı, seslerin kilometrelerce öteden yalnızca kasetlere emanet edildiği yıllar işte. Posta kutusunda görülen bir mektubun bile, bugün alınan yüzlerce bildirimin ver(e)meyeceği kadar büyük bir heyecan verdiği zamanlar…
Baha’nelere ne gerek; var mısınız, hür iradenizle gitmek ister misiniz benimle o yıllara? Hazır mısınız, yaklaşık yarım asır öncesine zaman yolculuğuna?
Buyruunn… Gözünüzü kapatın ve sadece hissedin öyleyse. Hissedin ki; hisseden(ler)le devam edelim. Hoooop, bakın, oradayız. O zamanda… Bıyıklarım terlememiş daha; 5, 6 yaşlarında…
Gelip geçerken sürekli göz gezdirdiğim posta kutusunda, baktım mektup var. Küçük anahtarıyla açtım. İçim içime sığmıyor. Kelimelerin yetersiz kaldığı, tarifinin imkânsız olduğu bir heyecan, kocaman bir sevinç. 5. kata nasıl çıktığımı bilemedim. Renkli zarfını yırtmadan, yapışkan yerinden çıkardım bir güzel. Avusturya pulunu yine güzelce ayırdım zarftan. Kaldırdım, her zaman sakladığım defterimin arasına. Herkesi topladım mutfağa annemin yanına.
Mutfakta toplandı aile(m). Buram buram kızartmanın kokusuna karışan özlem havada…
Hani hatırlar mısınız, eskilerden? Bir mektup okunurken; ne diyorum size, herkes aynı cümlenin içinde buluşurdu ya. İşte o ortam duygusuyla; annem kızartma yapıyor, mutfakta. Başladım mektubu okumaya. Okudum, okudum; kâh güldük hep birlikte, kâh duygulandık, elimizle, elimize o an geçen bir bezle gözümüzde biriken yaşları sildik. Anlattı, anlattı teyzem yaşadıklarını; sonunda da artık ritüel hale gelen bir şekilde başladı yine herkese selam etmeye…
İsmiyle, tek tek; kelimelere, cümlelere, söze yansıyan hasretle. Bir tek ben eksik. Atladı herhalde… Küçüklerin gözlerinden öptü, büyüklerin ellerinden yine…
Bilisiniz… Uzakta yaşayan “bir candan öte” yakınının mektubunda tek tek isimleri anması, insanın var olduğunu yeniden hissettirirdi o zamanlar. Sıraya geçip beklemek gibi; ne zaman beni söyleyecek hissi. Çünkü sevilmek, bazen yalnızca adının anılması kadar sade bir mutluluktu. “tu” dedim yine değil mi? Di’li geçmiş zaman kullandım farkındaysanız, di’li geçti işte. Neyse…
Baktım; kaset koymuş bu sefer, mektubun içine. Rahmetli babam daha demeden, gittim; aldım, getirdim oturma odasından. Taktım teybe. Mutfak bir anda sessizleşti. Sadece kızaran patatesleri kızartan yağın fokurdama sesi. Hasret o zamanlarda tek taraflı değildi dostlar; konuşan da dinleyen de aynı sevginin içindeydi.
“Neyse” dedim ya, devam edelim: Herkeste bir heyecan. Sardırdım kasedi en başa. En başından bastım “Play” tuşuna. Lafın ortasından başladı teyzemin sesi. Demek ki bu ikinci yüzü, başı değil. Çıkardım kasedi, öbür tarafını taktım bu sefer. En başa sardırıyorum yine. Bilirsiniz yavaş yavaş sarar. Beklersiniz sabırla. Sararken geçen sürede konuşmalar:
-Allah Allah, niye kaset yollamış ki?
-Vardır bir sebebi, durun bakalım.
-Acaba bir sorun mu var?
-Daha geçen ay konuşmuştuk halbuki.
-Durun yaa. Hemen moral bozmayın
-Özledik diye sesini kaydedip yollamıştır belki.
Bu kadar yorumun arasında rahmetli babam yüksek sesle; “Durun bakalım” dedi. Ben de düşünüyorum bu arada, Ma’ ma’ teyzem mektubunda niye beni demedi ki? Çocuk yüreği işte, başka türlü hesap tutar.
Bant başa sardı bu arada, bastım yine “Play” tuşuna. İlk başta esaslı bir Gencebay türküsü. Buram buram memleket kokanından, şöööyle. Arkasından başladı teyzem konuşmaya. Özlemiş, sesini kaydedip yollamış. “İyisiniz inşallah” diyor teyzem. Bütün ev kafa sallayıp, “İyiyiz iyiyiz” diyoruz. “Köydeki erik ağacının meyvesinin çiçeği de açmıştır” diyor. “Açtı açtı” diyor herkes, yine kafa sallayarak. Herkesi tek tek saydı, yine mektuptaki gibi. Sordu, “Nasıllardır?” diye. “Kalanlara da hasretle selam ederim” dedi. Dedi de herkesi saydı da tek tek; beni saymadı yine iyi mi…
İşte o “kalan” bendim…
Ama atladığını, yazın gelince fark ettim…
BAHA AKINER
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.