21 Temmuz 2026 Salı
Tarih ve Tekerrür…
Gülistan Doku soruşturmasında Vali’nin eşi de gözaltında
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR.
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
AVM’LER KARŞISINDA KENT MERKEZLERİ NASIL AYAĞA KALKAR?
Cemal Süreya
Mersin, BÜYÜK bir ŞEHİR. Masmavi denizi, bereketli toprakları, tarihi mirası ve yılın büyük bölümünde güneşli iklimiyle Akdeniz’in en özel şehirlerinden biri aynı zamanda. Antik kentlerden doğal koylara, edebiyatçılarından sanatçılarına hatta, misafirperver insanlarından zengin mutfağına ve kültürel çeşitliliğine, verimli tarım arazilerinden modern limanına kadar pek çok değeri bir arada barındıran Mersin; yaşam kalitesiyle de hep öne çıkan bir şehir.
Mersin Büyükşehir Belediyesi, Vahap Seçer’in belediye başkanlığı döneminde hayata geçirilen hizmetlerle “tartışmasız” kentin dört bir yanında umut, dayanışma ve yaşam kalitesini güçlendiren çalışmalara imza attı. Bu, taraflı tarafsız herkes tarafından kabul edilen su götürmez bir gerçek dostlar. Yapılan yatırımlar, sosyal projeler ve modern şehircilik anlayışıyla Mersin; her geçen gün daha yaşanabilir ve daha güçlü bir kent olma yolunda da önemli adımlar attı, atıyor. Bu değişim, sadece yolları ve meydanları değil; insanların geleceğe olan inancını, ortak yaşam kültürünü ve Mersin’e duyduğu aidiyet duygusunu da büyüttü.
Hepsi için teşekkür ediyoruz; başta Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer olmak üzere kente katkı sağlayan tüm yöneticilere…
“Fakat” deyince tüm söylediklerinin anlamı kalmazmış derler ya; öyle değil dostlar. “Fakat” demeli, diyebilmeli insanlar; sorumluluk duygusuyla yapılan doğrular gibi yanlışların ya da hataların diyelim söylenmesi de her vatandaşın görevi. Hele ki; gazetecilerin…
*****
Bir şehrin büyüklüğü; yalnızca yollarıyla, binalarıyla ya da ekonomik gücüyle ölçülmez. Asıl büyüklük, yetiştirdiği insanlara gösterdiği vefada saklıdır. Çünkü şehirler de insanlar gibi hafızaları kadar yaşar. Hafızasını kaybeden kentler ise zamanla kimliğini de yitirir.
Mersin, bereketli toprağının yanında edebiyata, sanata ve düşünce dünyasına kazandırdığı isimlerle de övünmesi gereken şehirlerden biri. Yıllardır bir avuç insanla birlikte çabamız bunun üzerine. Torosların eteklerinde, okumaya ve üretmeye değer veren Arslanköy mesela bu zenginliğin en özel duraklarından biri. Osman Şahin’den Recep Bilginer’e uzanan kültürel iklimin içinde yetişen Behzat Ay da işte bu toprağın sessiz ama güçlü seslerinden biri.
Biri, biri de koca BÜYÜK ŞEHİR bunu nasıl atlar yıllardan beri; aklım mantığım bir türlü almıyor. 9 Temmuz tarihi Behzat Ay’ın ölüm yıl dönümü. Kentte ne bir sivil toplum kuruluşu, ne bir edebiyat derneği, ne bir Arslanköy derneği-platformu, ne bir edebiyat sever, ne bir edebiyatçı; hiç kimse ama hiç kimse bir anma, bir saygı, bir vefa paylaşımı yapmadı. Çok üzüldüm…
Ben aslında bu yıl bekledim. Her yıl 9 Temmuz’da anarım Behzat Ay’ı kendimce; aynı diğer değerlerimizi andığım gibi doğum, ölüm yıl dönümlerinde ama dediğim gibi bu yıl bekledim. Sadece yine edebiyatçı olan ve İstanbul’da yaşayan kızı Behzat Ay’ı aradım ve babasını, Mersin’in gururu Behzat Ay’ı saygıyla andığımı belirttim kendine.
*****
Vefa, bir şehrin hafızasıdır…
Bazı insanlar yaşarken sessizdir; gürültü çıkarmazlar, kendilerini anlatmaya çalışmazlar. Ama geride bıraktıkları eserler, yıllar geçtikçe daha yüksek sesle konuşur, konuşulur, konuşulmalıdır. İşte Behzat Ay da onlardan biriydi.
Torosların eteklerinde, Arslanköy’ün tertemiz havasında başlayan bir hayat… Yolu O’nu memleketinden uzaklara taşısa da yüreği hiçbir zaman Mersin’den kopmadı. Her fırsatta çocukluğunun geçtiği topraklara döndü. Çünkü insan, en çok doğduğu yere benzer. Behzat Ay da eserlerinde, düşüncelerinde ve yaşamında hep bu coğrafyanın izlerini taşıdı.
Türk edebiyatı, nice değerli kalem yetiştirdi. Kimileri kitap raflarında ölümsüzleşti, kimileri ise hak ettiği ilgiyi göremeden sessizce aramızdan ayrıldı. Behzat Ay, ne yazık ki o hak ettiği ilgiyi göremeyen isimlerden biri. Oysa ortaya koyduğu eserler; yalnızca Mersin’in değil, Türk edebiyatının da önemli yapı taşları arasında anılmayı hak ediyor.
Bugün dünya şehirleri, kendilerini yetiştiren sanatçılarla övünüyor. Meydanlarına heykelleri dikiliyor, adları kütüphanelere, kültür merkezlerine veriliyor. O değerlerin ölüm yıl dönümleri; yalnızca bir anma günü olarak değil, kültürel bir buluşmaya dönüştürülüyor. Çünkü artık biliniyor ki; bir şehrin gerçek zenginliği, beton binaları değil, yetiştirdiği fikir insanları…
Mersin’in de böyle bir zenginliği var. Behzat Ay gibi, Osman Şahin gibi, Abdülkadir Bulut gibi adını daha saymadığım nice bu toprağın sesini ülkeye duyuran kalemleri var. Ancak bazen en yakınımızdakini en kolay unutan yine biz oluyoruz. Ben şahsen Vahap Başkanın da bu konulara çok önem verdiğini biliyorum. Aslında bunu tüm Mersin biliyor fakat ne ‘olmuyorsa olmuyor’ ve bir türlü bu değerlerimizi biz yeterince hatırlatamıyor ve anamıyoruz. Şu eşiği bir atlasak artık…
*****
Cemal Süreya, Mersin’in ne yazık ki bir başka fark edilemeyen değeri Abdulkadir Bulut için “Kasabalı Lorca” der ya; Behzat Ay’ı da “Meksikalı Bir Eskimo”ya benzetir. Buyurun dostlar, Cemal Süreya’nın kendi ifadeleriyle Behzat Ay’ı anlattığı yazısına:
“Toroslarla Orta Amerika’daki dağ zincirleri arasında eski jeolojik zamanlardan kalma bir akrabalık bağı var mıdır Behzat Ay’ın; bilinemez. Olsa da herhalde ilk zamanlardadır. Ama O, Toroslarda doğduğu halde bir Türk’ten çok bir Meksikalıyı andırmaktadır. Aslında Toroslarda değil, Antitoroslarda doğmuş. Bu yüzden olacak, görünümünde bir Eskimoluk da var galiba. Kısacası Meksikalı bir Eskimo. Hele gözlük takınca…
Aşk, kadınlar…
Behzat Ay’ın hayatının asıl köşebendinin kadınlar olduğu söylenebilir. Tek bir aşk söz konusu değil ama… Sürekli, nesnelerini zaman içinde değiştire değiştire akan, hiç durmayan bir aşk… Kadınlar olmasaydı roman yazmayacaktı belki de; deneme, öykü, hiç… Hatta öğretmen de olmayacaktı. Hatta hatta, içki de içmeyecekti…
Tutkulu bir yazardı Behzat Ay…
Hayatı bunca kalabalık olan, evli olduğu halde gömleklerini bile temizleyiciye verdiğini söyleyen bir adamın onca yazıyı nasıl kotarabildiğini her zaman düşünmüşümdür. Hatta kimi zaman, bunları bir başkası mı yazıyor diye kuşkulandığım olmuştur. Yine de biraz az içseydi daha iyi bir yazar olacaktı kuşkusuz. En büyük gazetelerimizin birinin ikinci sayfasında zaman zaman yazıları yayımlanır. Yıl dönümleriyle ilgili bu yazılar…”
*****
“Vefa vefa” diyoruz da; vefa dostlar, sadece mezar başına bir çelenk bırakmak değil. Vefa; bir çocuğun okulda Behzat Ay’ın adını öğrenmesi, bir gencin O’nun kitabını okuyup ilham alması, bir kültür etkinliğinde adının yaşatılması. Çünkü unutulan yalnızca bir yazar ya da şair ya da bir sanatçı değil; bir şehrin hafızasının yavaş yavaş siliniyor olması…
Behzat Ay’ın aramızdan ayrılışının üzerinden tam tamına 27 yıl geçti. Fakat gerçek yazarlar, takvim yapraklarında yaşamaz. Onlar, okudukça-okundukça yeniden doğar(lar); hatırlayıp-hatırlatıp-hatırlandıkça da yaşamaya devam eder(ler).
Baha’nelere ne gerek; belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi de geçiyor: BİZ, BU ŞEHRİN BİZE BIRAKTIĞI DEĞERLERE GERÇEKTEN SAHİP ÇIKABİLİYOR MUYUZ?
Çünkü şehirler, yollarıyla değil; hafızalarıyla büyür(ler). Hafızasını koruyan kentler de geleceğe yürür(ler); unutanlar ise geçmişini de geleceğini de sessizce yavaş yavaaş kaybetmeye başlar(lar).
Behzat Ay’ın 27 yıldır kalemi suskun belki. Fakat O’nun yazdığı yazılar, şiirler, makaleler, buranın toprakları, Torosların rüzgârı ve Arslanköy’ün sesi hâlâ yaşamaya devam ediyor, edecek. Bize düşen ise bu sesi duymak ve gelecek nesillere aktarmak.
Behzat Ay’ı anmak dostlar; yalnızca bir yazarı hatırlamak değil. Behzat Ay’ı anmak; bu toprakların ruhuna, kültürüne ve ortak vicdanına sahip çıkmak. Ve belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam da budur: Vefa…
Saygıyla…
BAHA AKINER
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.