25 Mayıs 2026 Pazartesi
Domatesle gelen ihracat baharı!
Olumsuz Düşünceleri Durdurmanın En Etkili Yöntemi Belli Oldu
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
SİGORTA SEKTÖRÜNDE ASIL MESELE: HAKSIZ REKABET…
KADERİN Mİ OYUNU, TARİHİN Mİ CİLVESİ?
Mutsuzluk nedir bilir misin, Sen?
Dile getiremediğin özlemlerinle susmaktan daha fazlasıdır. Ona da acı diyorlar, dilsiz acı…
Sözcüklerin ağırlığı altında ezilip de onları tek bir heceyle bile dışarı vuramamak, insanı kendi sessizliğinde boğan bir uçurum gibidir.
İnsanın özlemini, yarasını, eksikliğini anlatmak isteyip de dilinin ucuna gelen her kelimeyi geri yutması, o kelimelerin içeride birikip bir kor gibi ruhu yakmasıdır.
Ona dilsiz acı derler; çünkü dışarıdan bakıldığında sadece derin bir suskunluk gibi görünür ama içeride koca bir çağın çöküşü saklıdır. Kimsenin duymadığı, feryadını sadece taşıyanın bildiği bir yangındır bu.
İçeride koca bir çağ çökerken, dışarıda sessizce durabilmek… Belki de insanı en çok yoran şey, o yıkımın gürültüsünü sadece kendi kalbinde taşımaktır.
Ve o enkazın ortasında, henüz başlamamış ve hiç başlamayacak bir aşkın umutsuzluğunu taşımak; hiç var olmamış bir geçmişin yasını tutmak gibidir. Yaşanmamış hikâyelerin ağırlığı, yaşanmış olanlardan çok daha derine işler bazen. Çünkü yaşanmışlığın bir sınırı, bir sonu vardır; ama ihtimallerin uçsuz bucaksızlığı, insanı bitimsiz bir labirentin içine hapseder.
Ne geriye dönüp bir anıyı teselli edebilirsin, ne ileriye bakıp bir umut yeşertebilirsin. Sadece “olabilirdi” duygusunun, o hiç açılmamış kapıların önünde bekleyişin sızısı kalır geriye.
Başlamayan bir şeyin bitişini izlemek, dilsiz acıların en rafine, en keskin halidir.
Bu suskunluk, sadece dile gelmeyen sözlerin değil; yaşanmasına izin verilmemiş koca bir ömrün, o kendi içine gömülen çağın feryadıdır.
Yazarak ya da susarak, o dilsiz acının gölgesinde yürümek her zaman çok ağırdır…
Yani… En çok da hiç başlamayan şeyler kanatır insanı.
Çünkü biten bir şeyin arkasından yas tutabilir, öfkelenebilir ya da zamanla kabullenebilirsin; onun bir sınır çizgisi, bir mezarı vardır. Ama hiç başlamamış bir aşkın, hiç yaşanmamış bir ihtimalin yası bitmez. O, zihnin koridorlarında hep taze, hep ucu açık bir sızı olarak kalır.
”Mutsuzluk nedir?” sorusunun ağırlığı, koca bir çağın çöküşünü izlemek kadar ağırdır. İnsan, sınırlarını kendi çizmediği, dünyasını kuramadığı bir sessizliğe hapsolur. İçeride kıyametler koparken, dışarıya sadece derin, dilsiz bir “hiç” kalır.
Yani, bazen en büyük yangınlar, tek bir kıvılcım bile almamış olanlardır…
Aşkla…

Çınar Özdemir
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.