Çevresel Faturayı Kim Ödeyecek?

Çevresel Faturayı Kim Ödeyecek?

ABONE OL
Haziran 7, 2026 07:20
Çevresel Faturayı Kim Ödeyecek?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Avrupa’nın Atığı, Akdeniz’in Mikroplastiği: Çevresel Faturayı Kim Ödeyecek?

2018 yılında Çin, uzun yıllardır sürdürdüğü yabancı atık ithalatını büyük ölçüde sonlandırdı. Bu karar yalnızca Çin’i değil, küresel atık ticaretinin yönünü de değiştirdi. Yıllarca Çin’e gönderilen milyonlarca ton atık için yeni güzergâhlar aranmaya başlandı ve Türkiye bu süreçte önemli atık alıcı ülkelerden biri haline geldi.

İlk bakışta atıkların ekonomiye kazandırılması olumlu bir gelişme gibi görülebilir. Geri dönüşüm, doğal kaynak kullanımını azaltabilir, hammadde tasarrufu sağlayabilir ve ekonomik değer yaratabilir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken önemli bir gerçek bulunmaktadır: İthal edilen atıkların tamamı geri dönüştürülememektedir.

Atığın niteliği, kaynağında ne kadar ayrıştırıldığı ve içerdiği maddeler geri dönüşüm oranlarını doğrudan etkilemektedir. Özellikle düşük kaliteli ve yeterince ayrıştırılmamış atıklarda geri kazanılabilen kısmın oldukça sınırlı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle atık ithalatı ile geri dönüşüm aynı şey değildir.

Dahası, bazı durumlarda ekonomik kazanç atığın işlenmesinden çok atığın kabul edilmesinden kaynaklanabilmektedir. Geri dönüştürülemeyen bölüm ise çevresel bir yük olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte çevre ekonomisinin temel kavramlarından biri olan dışsallık tam da burada ortaya çıkmaktadır. Kazanç belirli kesimlerde kalırken, çevresel maliyet toplumun tamamına yayılmaktadır.

Bugün bu maliyetlerin ilk görünür işaretlerinden biri mikroplastiklerdir.

Parçalanan plastikler zamanla gözle görülemeyecek boyutlara ulaşmakta, mikroplastiklere dönüşmekte ve deniz ekosistemine karışmaktadır. Artık bu parçacıklar deniz suyunda, kıyı kumlarında, balıklarda ve diğer deniz canlılarında tespit edilmektedir. Planktonlardan başlayan bu süreç, besin zinciri boyunca ilerleyerek insanlara kadar ulaşmaktadır.

Mikroplastikler yalnızca bir çevre sorunu değildir. Aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir maliyet göstergesidir. Çünkü deniz ekosistemindeki bozulma balıkçılığı, turizmi, gıda güvenliğini ve halk sağlığını doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurmaktadır.

Bu durum Mersin açısından daha da önemlidir. Mersin denildiğinde akla liman, tarım, ticaret ve turizm gelir. Kent ekonomisinin temel dinamikleri doğrudan veya dolaylı olarak Akdeniz ile ilişkilidir. Dolayısıyla denizde ortaya çıkan her çevresel bozulma aynı zamanda ekonomik bir risk anlamına gelmektedir.

Çin’in 2018 yılında aldığı karar da aslında bu noktada dikkat çekicidir. Bu karar yalnızca çevreci bir tercih değil, aynı zamanda çevresel maliyetlerin ekonomik faydaları aşmaya başladığının kabulüydü. Toprak, su ve hava kirliliği ile artan sağlık maliyetleri, Çin’i atık politikalarını yeniden gözden geçirmeye yöneltti.

Bugün ise şu sorunun sorulması gerekiyor:

Türkiye kendi atıklarını yeterince değerlendiremezken neden dünyanın atıklarını işlemeye talip olmaktadır?

Daha da önemlisi, Çin’in yıllar içerisinde deneyimleyerek uzaklaşmaya çalıştığı bir modelin çevresel ve ekonomik riskleri Türkiye’de yeterince tartışılmakta mıdır?

Çünkü çevre ekonomisinin bize öğrettiği temel gerçek şudur: Doğaya yüklenen hiçbir maliyet ortadan kaybolmaz. Toprakta başlayan kirlilik suya, suda başlayan kirlilik denize, denizde başlayan kirlilik ise insan yaşamına kadar ulaşır. Sonunda fatura yalnızca çevreye değil, ekonomiye ve topluma da kesilir.

Mersin’in gelecekteki rekabet gücü yalnızca limanlarıyla, tarımsal üretimiyle veya ticaret hacmiyle değil; temiz denizi ve sağlıklı kıyı ekosistemiyle de belirlenecektir. Bu nedenle Mersin Üniversitesi, yerel yönetimler, meslek kuruluşları ve ilgili kurumlar iş birliğiyle Akdeniz’de düzenli mikroplastik izleme çalışmaları başlatılmalı, elde edilen sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Bunun yanında artık denizlerin temizliğini değerlendirirken yalnızca klasik su kalitesi göstergelerine bakmak yeterli değildir. Nasıl ki hava kirliliğinde sınır değerler bulunuyorsa, denizler için de mikroplastik kirliliği eşikleri belirlenmelidir. Düzenli ölçümler yapılmalı, sonuçlar kamuoyu ile paylaşılmalı ve belirlenen eşiklerin aşılması durumunda gerekli önlemler devreye alınmalıdır.

Ölçemediğimiz bir sorunu yönetemeyiz.

Bugün Akdeniz’de gördüğümüz mikroplastikler, çevreye yüklediğimiz maliyetlerin görünür hale gelmiş biçimidir. Belki de gelecekte ödeyeceğimiz çevresel faturanın ilk satırlarıdır.

Çin’in terk ettiği bir modelin çevresel maliyetlerini Türkiye’nin yeniden üstlenip üstlenmediği sorusu artık daha yüksek sesle sorulmalıdır.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.