CHP’DE KRİZ YÖNETİMİ, STRATEJİ VE ORTAK AKIL ARAYIŞI

CHP’DE KRİZ YÖNETİMİ, STRATEJİ VE ORTAK AKIL ARAYIŞI

ABONE OL
Mayıs 24, 2026 17:03
CHP’DE KRİZ YÖNETİMİ, STRATEJİ VE ORTAK AKIL ARAYIŞI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

CHP’DE KRİZ YÖNETİMİ, STRATEJİ VE ORTAK AKIL ARAYIŞI

En başta açık biçimde ifade etmek gerekir ki, bugün yaşanan süreci yalnızca teknik ve hukuki bir mesele olarak değerlendirmek mümkün değildir. Ortada siyasal sonuç üretmeye dönük bir müdahale algısı bulunmaktadır ve bu durum toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir mağduriyet hissi yaratmaktadır. Bu nedenle yaşananları yalnızca “hukuki süreç” kavramı üzerinden açıklamak eksik bir değerlendirme olacaktır.

Ben şahsen ortaya çıkan bu tabloyu doğru bulmuyor ve eleştiriyorum.

Ancak aynı zamanda şu gerçeğin de altını çizmek gerekir:
Ortaya çıkan siyasal denklem şu an itibarıyla işlemektedir. Nefret dili büyütülmekte, siyasal sertleşme derinleşmekte ve toplumsal ayrışma daha görünür hale gelmektedir. Bu nedenle mesele artık yalnızca hukuk tartışmasının ötesine geçmiş durumdadır.

Tam da bu noktada temel soru şudur:
Bu fiili durum nasıl tersine çevrilecektir?

Çünkü siyasal krizler yalnızca tepkiyle değil, aynı zamanda stratejik akıl ve örgütsel kapasite ile yönetilebilir.

Gerçekten en kolay olan şey; sert söylemler üretmek, öfke dili kullanmak ve karşılıklı suçlamaları büyütmektir. Ancak önemli olan bunun siyasal bir sonuç üretip üretmediğidir. Eğer kullanılan dil toplumsal desteği büyütmüyor, örgütsel kapasiteyi güçlendirmiyor ve demokratik meşruiyeti genişletmiyorsa, uzun vadede partinin bütününe zarar verme riski taşımaktadır.

Öfkenin toplumsal ve siyasal süreçlerdeki etkisini asla küçümsemiyorum. Tam tersine, toplumsal öfkeyi demokratik ve örgütsel bir zeminde yönlendirebilmek siyasal partilerin temel görevlerinden biridir. Çünkü siyasal enerji doğru yönlendirildiğinde demokratik baskı oluşturabilir ve toplumsal meşruiyeti büyütebilir.

Ancak burada asıl mesele, ortaya çıkan toplumsal tepkinin sürdürülebilir bir siyasal stratejiye dönüşüp dönüşemediğidir. Eğer bu enerji örgütsel kapasiteyle birleşemiyor, somut bir yol haritasına dönüşemiyor ve yalnızca kontrolsüz sertleşme üzerinden ilerliyorsa, uzun vadede partinin bütününe zarar verme riski taşımaktadır.

Bu nedenle ortaya çıkan toplumsal enerjiyi doğru stratejiye dönüştüremeyen siyasal yapıları eleştirmek de en doğal demokratik hakkımızdır.

Ben geçmişte de Cumhuriyet Halk Partisi’ni, toplumdaki demokratik tepkiyi doğru yönlendirebilen güçlü bir örgütsel yapı oluşturamaması nedeniyle eleştirdim. Çünkü asıl mesele yalnızca öfkenin varlığı değildir; o öfkenin demokratik, örgütlü ve sürdürülebilir bir siyasal hatta dönüştürülebilip dönüştürülemediğidir.

Bugün de aynı soru geçerlidir:
Milyonlar demokratik talepleri için sahaya inebiliyor mu? Bu enerji sürdürülebilir bir siyasal stratejiye dönüşebiliyor mu? Yoksa yalnızca anlık sertleşmeler üzerinden ilerleyen bir atmosfer mi oluşuyor?

Eğer güçlü bir toplumsal ve örgütsel direnç kapasitesi oluşturulabiliyorsa, bu başlı başına bir strateji olabilir. Ancak böyle bir kapasite oluşturulamıyorsa, buna rağmen sürekli ağır ithamlar, kontrolsüz sertleşme ve nefret dili üzerinden siyaset yürütmek, uzun vadede partinin kurumsal yapısını zayıflatabilir.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şeyin yalnızca tepki siyaseti değil, strateji siyaseti olduğunu düşünüyorum.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu birçok konuda eleştirdiğim dönemler oldu. Hatta bugün mevcut CHP yönetimini, geçmiş dönemlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğimden daha fazla eleştirdiğim noktalar bulunmaktadır. Çünkü benim için temel mesele kişiler değil; siyasal yaklaşım, örgüt kültürü ve sosyal demokrat ilkelerin nasıl temsil edildiğidir.

2023 Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecine karşı çıktım. Çünkü o dönemde muhalefetin farklı bir siyasal strateji geliştirmesi gerektiğini düşünüyordum. Aynı şekilde Baykal döneminde oluşan siyasal iklimi ve kişi merkezli siyaset anlayışını da eleştirdim.

Daha sonra değişim söylemi nedeniyle Özgür Özel’i destekleyen bir noktada durdum. Ancak bugün ortaya çıkan tablonun, geçmişte eleştirilen birçok siyasal refleksin yeniden üretildiği bir sürece dönüşme riski taşıdığını düşünüyorum.

Bu nedenle kimi zaman muhalefetin içinde muhalefetin muhalefeti oldum. Ancak bundan rahatsızlık duymadım. Çünkü benim için temel mesele hiçbir zaman kişiler olmadı.

Ne Baykalcı oldum,
Ne Kemalci oldum,
Ne Ekremci oldum,
Ne de Özgürcü…

Çünkü kişi merkezli siyaseti hiçbir zaman doğru bulmadım.

Benim için asıl önemli olan; sosyal demokrat değerler, örgüt aklı, demokratik katılım ve Türkiye’nin geleceğidir.

Bugün bu sürece dahil olma nedenim de budur. Motivasyon kaynağım herhangi bir makam, pozisyon ya da kişisel beklenti değildir. Temel motivasyonum; çocuklarımıza daha demokratik, daha güçlü ve daha yaşanabilir bir Türkiye bırakabilmektir.

Mutlak butlan tartışması elbette ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Ancak böyle bir süreci tersine çevirebilmenin yolu yalnızca duygusal tepkiler değildir. Tam tersine, doğru strateji geliştirmek, ortak aklı büyütmek ve süreci siyasal olarak doğru yönetebilmek gerekir.

Bu noktada önümüzde iki temel seçenek bulunmaktadır.

Birinci seçenek; güçlü bir toplumsal ve örgütsel direnç oluşturabilmek, demokratik tepkiyi sürdürülebilir hale getirebilmek ve bunu sonuç üretecek siyasal bir hatta dönüştürebilmektir.

İkinci seçenek ise; ortak aklı büyütmek, kontrollü bir geçiş süreci oluşturmak, örgütsel reformu tartışmak ve sosyal demokrat siyaseti yeniden toplumun gerçek sorunlarına yönlendirmektir.

Ben açıkçası ikinci seçeneğin daha gerçekçi ve Türkiye açısından daha sağlıklı bir çıkış yolu olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bugün Türkiye’nin temel gündemi;
yoksulluk,
gelir dağılımı adaletsizliği,
genç işsizliği,
üretim ve tarım krizleri,
hukuk ve demokrasi sorunlarıdır.

Muhalefetin görevi sürekli kendi içine kapanmak değil, bu sorunlara çözüm üretebilmektir.

Bu nedenle CHP’nin bu süreçte yalnızca savunma refleksiyle hareket etmek yerine, güçlü bir siyasal strateji geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta doğru yönetilirse bu krizden daha kurumsal, daha güçlü ve daha kapsayıcı bir yapı ile çıkabilme ihtimali de bulunmaktadır.

Ben de demokratik, sağduyulu ve ortak aklı önceleyen her türlü sürece düşünsel katkı sunmaya ve elimden gelen desteği vermeye hazır olduğumu açıkça ifade etmek isterim.

Çünkü tarih bazen en sert sloganları atanları değil, en zor anda sağduyuyu ve stratejik aklı savunabilenleri hatırlar.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.