Efenim, olay 1900’lü yıllarda geçiyor. Yani geçtiğimiz yüzyıl. “Yüz yıl önce” de diyebilirdim aslında ama sanırım en doğrusu; anlatılanlar eski Türkiye’den dostlar o kadar eski, anlayacağınız geçtiğimiz bin yıl…
Bir usta yazarımız karalamış kendince; mizah yazmak da yakışıyor hani kendine. “Bilin kim?” diyeceğim ama daha yazıyı bitirmeden bildiniz bile…
*****
“Bir roman yazdım. Üç ay, geceli gündüzlü bu romana çalıştım. Dünyada herkes birbirini kandırır, yazar kısmı da kendi kendini kandırır. Başkalarına söylemeye utansam bile kendi kendime söyleyebilirim. Roman çok güzel oldu. Gazetelerden birine götürdüm.
-Biz telif roman neşretmiyoruz, dediler.
-Bir kere okuyun!
-Ne gereği var, halk telif roman sevmiyor.
Bir kitapçıya götürdüm. Daha ‘Bir romanım var’ der demez, “Biz yalnız tercüme romanlar basıyoruz’ dedi.
Başka birine götürdüm. O da, ‘Tercüme varsa getirin, telif roman satılmıyor’ dedi.
Nereye gittimse, hepsi birbirinin ağzına tükürmüş. Üç ay, ha babam ha, çalışıp büyük ümitlerle yazdığım roman; kimse görmeden cami kapısına bırakılacak günah çocuğu gibi elimde kaldı. O zaman aklıma geldi. Bizim arkadaşlar, kimi Fransızcadan, kimi Almancadan, kimi İngilizceden, İtalyancadan hikâyeler aparıp Johnson’u Ahmet, Martha’yı Fatma yapıyorlar; sonra kendileri yazmış gibi hikâyenin altına imzalarını çakıp dergilere veriyorlar. Ben niye sanki tersini yapmayayım?
Oturdum, romanda ne kadar Türk adı varsa değiştirdim. Amerikan ismi koydum. Elime bir yerden de New York’un planını geçirdim. Romandaki yer adları da Amerikanca oldu. Şimdi sıra geldi, romanın yazarına…Mark Obrien diye bir de ortaya Amerikan yazarı çıkardım. Tam bir hafiye adı, hem de yazar. Ne yazar ama…
‘Yalnız çeviri roman yayımlıyoruz’ diye beni tersyüz eden gazeteye romanı götürdüm. ‘Size Mark Obrien’den çevirdiğim bir roman getirdim’ dedim.
-Çok güzel. Kim bu Mark Obrien?
-Aaa! Bilmiyor musunuz? Ünlü Mark Obrien yahu! Kitapları bütün dünya dillerine çevrildi.
Romanı okuma gereği bile görmediler; trink paraları sayıp aldılar. Yalnız bana ‘Yazar ve eseri hakkında bir şeyler yaz’ dediler.
Sarıldım kaleme:
‘Mark Obrien’in son şaheseri: ‘Strugglefor Life’
Amerika’yı yerinden oynatan bu eser bir ayda 4 milyon sattı. Bütün dünya dillerine çevrilen bu kıymetli roman, nihayet ‘Hayat Kavgası’ adıyla dilimize de çevrilmiştir.’
Hem hafiye hem yazar Mark Obrien efendiye bir de hal tercümesi şişirdim, sormayın. 18 çocuklu ailenin en küçük çocuğu. Babası Philadelphia’da bir çiftçi. Oğlunu papaz yapmak istiyor. Küçük Mark, daha 14 yaşında ilahiyat profesörünün kaba etine iğne batırıp mektepten kovulmak zekâsını gösteriyor. Tıpkı birçok ünlü Amerikan yazarının hayatı gibi… Balıkçılık yapıyor. Hep bildiğiniz hikâye. Derken 40 yaşında ilk hikâyesini ‘Let Us Kiss’ dergisine gönderiyor. Dili, üslubu o kadar bozuk, anlamsız, saçma ki!
Anlayacağınız, uzun bir hal tercümesi. Bizim roman bir tutunsun. Kitapçılar, ‘Aman şu mark Obrien’den bir çeviri de bize yap!’ diye peşime düştüler.
Mark Obrien’den tam 18 roman çevirdim. Daha da ömrüm oldukça çevireceğim. İş bununla kalmadı. Hani ünlü polis hafiyesi Jack Lammer var ya. Kitabı herkesin elinde dolaşıyor. Ondan da 6 kitap çevirdim. Son günlerde işi ilerletmiştim. Hintçeden, Çinceden bile çeviriyordum.
Bu gidişle bir zaman gelecek, Amerikan edebiyat tarihini yazacak olanlar, Türkçe romanları okumaya mecbur olacaklar. Benim de artık son umudum; Mark Obrien adıyla, Amerikan edebiyatında yer almak.”
*****
Bildiniz ya çoktan; ben yine de usûlen sorayım size: Kim bu okudukça kelimelerin aktığı Türk yazın ustası (sözde) hafiye?
BAHA AKINER
UNCATEGORİZED
22 Ağustos 2026DÜNYA
22 Ağustos 2026MAGAZİN
22 Ağustos 2026GÜNDEM
22 Ağustos 2026DÜNYA
22 Ağustos 2026DÜNYA
22 Ağustos 2026GÜNDEM
22 Ağustos 2026
1
Irak Başbakanı Zeydi: ‘Uluslararası Koalisyonun Irak’taki görevinin sona ermesi için 30 Eylül kesin tarih’
7667 kez okundu
2
Barışın Evrensel Dili ve Türkiye’nin Tarihsel Eşiği
6819 kez okundu
3
MERSİN’DE YENİ PARTİ…
6739 kez okundu
4
MECLİS ÜYELİĞİNE ADAYIM.
6425 kez okundu
5
ŞEREF’Lİ İKİNCİLİK…
5744 kez okundu