“Mizah yapacak, mizah anlayacak halimiz mi kaldı?” demeden, bu kadar kötüyken her şey hem, bu kadar pahalıyken yaşam hakkımız ve kötüler kötülüklerini yapma konusunda bu kadar mahirken sanata tutunmak lazım dostlar; tam da ihtiyacımız olduğu bugünlerde, Şiir’e, edebiyata, mizaha…
“Mizah deyince; halk yararına işlevi olan, görevci mizahı anladığımı baştan söylemeliyim” der bir röportajında Aziz Nesin… Devam eder anlatmaya: “Beni mizah yazarlığına iten etken, o günkü ortamın koşullarıydı.”
Ya bugünkü koşullar usta? Belki de en çok sanata, Şiir’e, edebiyata, mizaha ihtiyacımız olan zaman(lar)dan geçiyoruz.
Baha’nelere ne gerek; şimdilerden değil de ‘di’li geçmiş’ zamanlardan bahsedelim biraz müsaadenizle. Her şeyin aslı olduğu, her şeyin aslı olduğu için güzel olduğu yıllardan… Eskiden insanların bir omurgası, dik duruşu, şerefi vardı. Rüzgâr gülü gibi güç nereden gelirse oradan oraya savrulmazdı insanlar. Bırakın toplumun tamamını, “ayıp” bir şeyler yapanlar için bile “ayıp denen” bir şey vardı. Şimdi ise “ne duruşu”; dön baba dön, ortalık menfaat neredeyse oraya yanaşıp kaynak olan fırıldak kaynıyor. Fark etmemek mümkün mü; o yavşak liboşlar, alnında (sözde) görünmez bir siyasi barkodla dolaşıyor. Bir sabah “mutlak butlancı” diye uyanıyorlar onlar, öğleden sonra “CHP’li” oluyorlar, akşamüstü de “Yeni Partili”
Doğru ya: Bu coğrafyada fikir değiştirmekten daha hızlı olan tek şey, başkalarının sizin hakkınızdaki kanaatini değiştirmesi. Üstelik kanaat değişirken delile de ihtiyaç duymadan; bir ekran görüntüsü, iki bırbır vırvır dedikodu, üç “çamur at izi kalsın” iftira yeterli. Doğrusuna, eğrisine kim bakar ki?
Eskiden insanlar mahkemelerde yargılanırdı. Şimdi ise sosyal medya hesaplarında yorumlar bölümünde. Bir oy için yapılmayacak şey yok bu dönemde. Bir cümle kurarsınız; cümlenizin yüklemiyle ilgilenen çıkmaz, herkes öznenizin hangi partiye oy verdiğini araştırır. Ne diyorum size; noktalama işaretleriniz bile ideolojik delil sayılır.
Ne tuhaf değil mi? Herkes kutuplaşmadan şikâyet ediyor ama elinde metreyle geziyor: “Sen bizim kutuya tam sığmadın.” Sığmayınca da yeni bir kutu yapıyorlar. Adına da “objektiflik” diyorlar.
Memlekette artık düşünmek değil, fişlenmek yoruyor insanı. Bir gün iktidarı eleştirince “muhalif”, ertesi gün muhalefeti eleştirince “iktidar yalakası” oluyorsunuz. İki tarafı da eleştirince ise herkes aynı fikirde birleşiyor: “Bu fitne, fesat; çok tehlikeli.”
Öyle bir çağdayız ki dostlar; kimse kimseyi dinlemiyor, herkes birbirine kendi ezberini yüksek sesle okuyor. Tartışma değil, karşılıklı megafon denemesi yapılıyor adeta. Sonra televizyonlarda ciddi ciddi “Toplum neden bu kadar kutuplaştı?” diye program(lar) düzenleniyor. Aynı programda beş kişi birbirinin sözünü keserek kutuplaşmanın zararlarını anlatıyor iyi mi… Her şey online oldu ya artık; yakında nüfus cüzdanlarının yanına bir de “hakkında dolaşan siyasi iddialar” bölümü eklenirse şaşırmayın. İnsanlar doğar doğmaz nüfusa değil, etiket kütüğüne kaydedilir; bir bakın…
Aziz Nesin yaşasaydı belki de yeni bir roman yazmazdı bu zamanda. Gazete yorumlarını toplar, kapağına da sadece “Ben hiçbir şey eklemedim” diye yazardı kısaca…
“Aziz Nesin” dedik de; biz yine dönelim Aziz Nesin’e; hani “Mizah deyince; halk yararına işlevi olan, görevci mizahı anladığımı baştan söylemeliyim. Beni mizah yazarlığına iten etken, o günkü ortamın koşullarıydı” demişti ya, Aziz Nesin’i kendi kaleminden ifadeleriyle dinlemeye devam edelim doya doya:
“Kısaca şunu söyleyeyim: Genellikle yoksunluk ve yoksulluk, yaşamdan gelen bir kızgınlık, öfke, bir hınç alma biçimidir mizah… Her zorluk, her acı çeken ille de mizahçı olmaz elbet! Ama bu ağır koşullar, kişinin mizahçı yeteneğini geliştirir. Mizahçının yetişmesi için, gerekli bireysel koşuldan da anlaşılacağı üzere; mizah, bir yıkıcılıktır. Mizahçı; kırgınlıklarını, nefretini, kinini, öfkesini, hıncını, bilinçli bir biçimde, gerçekten yıkılması gereken hedefe yöneltebilir ve mizah silahını halk yararına kullanabilirse, bu olumlu bir yıkıcı olur. Sınıfsal bilinci olan her yazar; ister istemez güdümlü olduğunu, kendi kendini güdümlediğini bilir. Sınıfsal bilince sahip bir yazarı, bir sanatçıyı güdümlü kılmak; hiçbir politikacının, hiçbir yönetmenin haddi değildir. Sanatın işlevi? Bu konuda başkalarınınkine uymayan düşünceler içindeyim. Sanatçının kendini, kendi sınıfıyla özdeşleştirmesi koşuluyla; sanatın işlevi, sanatçının kendini dışlaması, varlaması, ortaya koyması demektir. Sanatçı; sınıfıyla özdeşleşmiş olduğundan, kendini anlatırken sınıfını anlatmış olur.”
Ne derin imgelemler, ifadeler değil mi? Bile isteye içine girip boğulurcasına. Özlemle Aziz Nesin, saygıyla…
*****
“Mizah” dedik, mizahtan devam edelim o zaman. Türkiye’de “mizah” denilince akla gelen iki isimden biri olan Aziz Nesin’den diğerine geçelim. 26 Temmuz 2004’te aramızdan ayrılan mizahın ağabeyi Oğuz Aral’a…
12 Ağustos 1936’da İstanbul Silivri’de doğar Oğuz Aral. Karikatürist Tekin Aral’ın ağabeyidir. Lise öğrenimini Davutpaşa Lisesi’nde tamamladıktan sonra İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer. Kalbinin sesinin dinler, yüreğinin götürdüğü yere gider ve Akademinin üçüncü sınıfından ayrılarak, çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizmeye başlar.
1958’de bir Pandomim Tiyatrosu kurarak Anadolu’nun çeşitli yerlerinde pandomim gösterileri sergiler. Ferruh Doğan ve kardeşi Tekin Aral ile birlikte 1964’te “Canlı Karikatür” adlı çizgi film stüdyosunu kurarlar. Güreşçi Koca Yusuf’u konu edinen “Koca Yusuf (1966)”, bu stüdyoda ürettiği en ünlü yapımdır. “Direkler Arası (1967)”, “Bu Şehri İstanbul (1968)”, “Ağustos Böceği ile Karınca (1971)” adlı çizgi filmler, stüdyoda üretilen 50 kadar çizgi filmden bazılarıdır.
Oğuz Aral; 1970’li yıllarda, Gün Gazetesi’nde, “Gırgır” adını verdiği küçük bir köşede çizmeye başlar. Okuyucularının ve mizah severlerin gösterdiği ilgi yoğundur. 1972 yılında Gün Gazetesi’nden tamamen ayrılır. Ve “Gırgır” dergisi olarak yayın hayatına başlar. Sloganı ilginçtir ama doğrudur: “Geçim derdini, can sıkıntısını, aşk yarasını, karı-koca kavgasını şipşak keser. Mizah… Her derde devadır, gırgır da gırgır…”
Evet dostlar, ne dersiniz? Haklı değil mi Oğuz baba: Mizah, her derde deva…
*****
Oğuz Aral’ın, ölümüne kadar Hürriyet gazetesinde “Huysuz İhtiyar” başlığı altında yazdığı mizahi öyküler hakkında karikatürist dostu Cihan Demirci’ye anlattıkları da başlı başına bir mizahtır aslında. Oğuz Aral, lafa “Bir kere ben resim hayal edebiliyorum. Yazarlar resim hayal edemez, kelimelerle düşünür” diye başlar ama biz yine de “Nazım Hikmet hariç” diyelim. Bu durum da başlı başına başka bir yazı konusudur aslında.
Oğuz Aral’ın mizahi öyküler hakkında bir şeyler söylerken bile mizah yaptığı o konuşmasına dönelim dilerseniz: “Mesleğimi icra ederken çizeceğim resmi hayal edebilmek bir avantaj. Yazarlık ise çok zor, çok kaypak bir şey. Şimdi çizgide bir şey çizersiniz, onu beğenmezseniz oturur tekrar çizersiniz hallolur. Ama sözcükler öyle değil ki, gaydırıguppak Cemilem işte… Şimdi cümleyi böyle yapıyorsunuz olmuyor, çevirip başka türlü yazıyorsunuz, bu defa da başka türlü bir anlam çıkıyor ortaya. Halbuki ben başka bir şey anlatmak istiyorum. Bir de bakıyorsunuz ortaya anlatmak istediğiniz değil, bambaşka bir şey çıkabiliyor. Yani yazarlık kötü bir şeymiş, iyi ki geç başlamışım.”
*****
“Mizahın ağabeyi” dedik ya; boşuna alınmamıştır bu paye. Birçok alanda ilkler yaratan ve çalışmalar yapan Oğuz Aral, Anadolu’nun çeşitli bölgelerine pandomimi taşıyarak bu sanat dalının da tanınmasına olanak sağladı. Pandomim sanatçılığı yaparken başına gelenler ise ayrı bir mizah konusu. Sözsüz oyun için, komünizm propagandası soruşturması açıldığında kendisini şöyle savunur: “Bizde söz yok ki, nasıl suç olur?”
Hem bu soruşturma hem de savunması gerçek bir mizah örneği değil midir? Ne dersiniz?
*****
Bitirirken; anlaşılmak lüks artık bu coğrafyada. Kendini anlatmaya çalışmaksa; delilik. Ve gülmek, bir devrim başlı başına. Gülümsetebilmek ise öyle güzel bir kendini ifade etme, anlatma hali ki! Şu kavanoz dipli dünyada mizah, sanat, edebiyat ve Şiir var iyi ki…
Mizah olmalı hayatımızda dostlar. “Mizah yapacak, mizah anlayacak halimiz mi kaldı?” demeden, bu kadar kötüyken her şey hem, bu kadar pahalıyken yaşam hakkımız ve kötüler kötülüklerini yapma konusunda bu kadar mahirken gülmek bir devrim! İnsanlar gülebilmeli uluorta…
Bugünkü konuk(luk)larımız Oğuz Aral ve Aziz Nesin; iki ustanın anılarına ve muhteşem üretimlerine saygıyla…
BAHA AKINER
UNCATEGORİZED
16 gün önceDÜNYA
07 Ağustos 2026MAGAZİN
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026DÜNYA
07 Ağustos 2026GÜNDEM
07 Ağustos 2026
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4241 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4212 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4148 kez okundu
4
Uluslararası bilim olimpiyatlarında büyük başarı
3555 kez okundu
5
Yalansız Hilafsiz Hınıs Köftesi
3439 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.