MUHALEFETİN MUHALEFETİNİN MUHALEFETİ OLMAK
(MUTLAK BUTLAN SEBEP DEĞİL, SONUÇ)
Bugün Akdeniz’in kıyısında, iyot kokusunun hafif hafif yüzüme vurduğu bir cumartesi sabahında denize baktım uzun uzun… İnsan bazen uzaklara bakınca, günlük siyasi gürültünün içinden görünmeyen şeyi daha net görüyor.
Çünkü Türkiye’de artık mesele yalnızca hukuk değil.
Yalnızca seçim değil.
Yalnızca liderler de değil.
Mesele, siyasal kültürün kendisi…
Bugün herkes “mutlak butlan” tartışıyor. Kimileri bunu yalnızca hukuki bir mesele gibi görüyor. Oysa ben bunun çok daha derin bir sorunun dışavurumu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu siyasal iklim mutlak butlan üretiyor.
Parti içi demokrasiyi kuramayan,
şeffaflığı içselleştiremeyen,
örgütü kişilerin önüne koyamayan,
dar kadrolarla yönetilen yapılar zamanla kırılgan hale geliyor.
Ve kırılgan yapılar, müdahaleye açık hale geliyor.
İşte benim yıllardır “muhalefetin muhalefetinin muhalefeti” gibi görünmemin temel nedeni tam da bu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı sürecinde eleştirdik. Çünkü kazanacak bir siyasal iklim üretilemediğini düşündük. Linç edildik.
Sonra yeni yönetim geldi.
Destekledik.
Ama zamanla aynı kişi merkezli anlayışın, aynı dar kadro refleksinin devam ettiğini görünce yine eleştirdik.
Yine linç edildik.
Çünkü mesele kişiler değildi.
Mesele sistemdi.
Ben hiçbir zaman kişilerin etrafında dönmek istemedim.
Örgütü,
ortak aklı,
kurumsallaşmayı,
parti içi demokrasiyi savundum.
Ama Türkiye’de insanlar ne yazık ki ya biat ediyor ya da öfkesini hakarete dönüştürüyor. Eleştiri kültürü gelişmeyince herkes küçük fotoğrafların içine sıkışıyor.
Kim ne dedi…
Kim kimi destekledi…
Kim hangi tarafta…
Oysa büyük fotoğraf başka yerde duruyor.
Asıl mesele; çağdaş sosyal demokrat kültürü neden kuramadığımızdır.
Neden hâlâ liderleri tartışıyoruz?
Neden ön seçimleri değil isimleri konuşuyoruz?
Neden örgütü değil koltukları merkeze koyuyoruz?
Çünkü kişi siyaseti büyüdükçe örgüt küçülüyor.
Sadakat büyüdükçe demokrasi zayıflıyor.
Eleştiri azaldıkça yapılar içten içe çürüyor.
Sonra dönüp buna “mutlak butlan” diyoruz.
Oysa mutlak butlan bazen hukuki bir karar değil;
bir siyasal kültürün içten çözülme biçimi oluyor.
Ve şimdi dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Hakaret ederek,
linç ederek,
bağırıp çağırarak,
küfür ederek gerçekten bir şeyi çözdüğümüzü mü sanıyoruz?
Eğer çözüm buysa hep beraber yapalım…
Hep birlikte linç edelim…
Hep birlikte öfkelenelim…
Peki sonra ne olacak?
Sorun çözülecek mi?
Hayır.
Çünkü mesele duygularla hareket etmek değil, gerçeği görebilmek meselesidir. Belki de en büyük problemimiz tam burada başlıyor. Bir anda taraf oluyor, kişileri gereğinden fazla büyütüyor, onları siyasetle eşitliyoruz.
Oysa kişiler gelip geçer.
Sistem kalır.
Belki de biraz durup düşünmek gerekiyor.
Biraz iyot kokusunu içimize çekip uzaklara bakmak…
Küçük tartışmaların dışına çıkmak…
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kavga değil;
eleştiriye açık,
örgütlü,
katılımcı,
ortak aklı büyüten gerçek bir demokratik kültürdür.

Prof. Dr. Erkan AKTAŞ
UNCATEGORİZED
2 gün önceDÜNYA
21 gün önceMAGAZİN
21 gün önceGÜNDEM
21 gün önceDÜNYA
25 gün önceDÜNYA
26 gün önceGÜNDEM
27 gün önce
1
Kılıçdaroğlu’nun açıklama yaptığı salonda dikkat çeken değişiklik
4234 kez okundu
2
Ahmet Serkan Tuncer in İhraç İstemi Üzerine
4208 kez okundu
3
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
4145 kez okundu
4
YENİ BİR ÇAĞIN EŞİĞİNDE: AVRUPA VE ORTA DOĞU’DA STRATEJİK UYANIŞ VE DEMOKRATİK BİRLİK
2940 kez okundu
5
SİYASİ PARTİLERİMİZ – 2: AK PARTİ
2641 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.