Ekrem İmamoğlu Fenomeni: Siyasi Mağduriyet mi, Yeni Güç Dalgası mı? Mehmet Öğütçü Yazdı

Ekrem İmamoğlu Fenomeni: Siyasi Mağduriyet mi, Yeni Güç Dalgası mı? Mehmet Öğütçü Yazdı

ABONE OL
Mayıs 21, 2026 07:47
Ekrem İmamoğlu Fenomeni: Siyasi Mağduriyet mi, Yeni Güç Dalgası mı? Mehmet Öğütçü Yazdı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk siyasetinde bazı liderler seçim kazanarak yükselir…Bazıları sistemle mücadele ederek…Bazıları ise toplumun değişim arzularının, kaygılarının ve umutlarının taşıyıcısı hâline gelerek büyür.

Ekrem İmamoğlu bugün tam da böyle bir kavşağın merkezinde duruyor. Onun etrafındaki tartışma artık yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı meselesi değil.

Bu tartışma giderek Türkiye’nin siyasi geleceği, Erdoğan sonrası dönem ve ülkenin nasıl bir liderliği kabul edeceği — ya da reddedeceği — sorusuna dönüşmüş durumda.

Destekçileri için İmamoğlu demokratik yenilenmeyi, kuşak değişimini ve yıllardır süren kutuplaşmanın ardından daha yumuşak bir siyasi dili temsil ediyor.

Eleştirenleri için ise fazla hızlı yükselmiş, dikkatle inşa edilmiş ve belki de yeterince sınanmamış hırslı bir siyasi aktör.

Ama artık inkâr edilemeyecek bir gerçek var: İmamoğlu sıradan bir belediye siyasetçisi olmaktan çıktı.

O artık bir siyasi fenomene dönüştü.

CHP Tabanının Ötesinde Neden Karşılık Buldu?

2019 İstanbul seçimlerinden sonra İmamoğlu modern Türk siyasetinde nadir görülen bir şeyi başardı:

En azından kısmen de olsa kendi partisinin katı ideolojik sınırlarını aşabildi.

Daha genç görünüyordu.

Daha şehirliydi.

Daha konuşulabilir bir profildi.

İdeolojik sertlik yerine daha kapsayıcı bir ton kullanıyordu.

Ve uzun süredir gerilim, kutuplaşma ve kültürel çatışma eksenine sıkışmış Türk siyasetinde farklı bir ruh hâli pazarlamaya çalışıyordu.

Onun yükselişini açıklayan asıl unsur da ideolojiden çok buydu.

Erdoğan ile Neden Karşılaştırılıyor?

Birçok kişi — hatta muhalefetin içinde bile bazı çevreler — İmamoğlu’nu Recep Tayyip Erdoğan ile karşılaştırıyor.

Bu yalnızca her ikisinin de Karadenizli olması ya da belediye başkanlığından yükselmeleriyle ilgili değil.

Gözlemcilerin dikkat çektiği daha derin benzerlikler var:

Güçlü siyasi içgüdü…

Kalabalık psikolojisini okuyabilme yeteneği…

Mağduriyeti siyasi enerjiye dönüştürebilme kapasitesi…

Ve belki de en önemlisi, doğal liderlik hissi verme becerisi…

Bu nedenle bazı eleştirmenler rahatsız edici bir soruyu soruyor:

“Bugün daha uzlaşmacı ve kapsayıcı görünen İmamoğlu, yarın ulusal gücü tamamen eline geçirirse aynı kişi olarak mı kalır?”

Bunun cevabını bugün kimse kesin olarak veremez.

Ama Türk siyasi tarihi bu soruyu sormayı haklı çıkaracak kadar çok örnek barındırıyor.

Türkiye’de güç çoğu zaman liderlerin sistemi dönüştürmesinden çok, sistemin liderleri dönüştürmesine yol açtı.

“Derinlik” Tartışması

İmamoğlu’na yöneltilen en temel eleştirilerden biri de siyasi derinlik meselesi.

Eleştirmenleri onun iletişimde, insan ilişkilerinde ve kamuoyu yönetiminde oldukça başarılı olduğunu; ancak makro ekonomi, jeopolitik, ulusal güvenlik, devlet yönetimi ve kriz stratejisi gibi uzun vadeli devlet aklı gerektiren alanlarda henüz yeterince güçlü görünmediğini savunuyor.

Bu eleştiriler, ulusal liderlik iddiası büyüdükçe daha da arttı.

Birçok gözlemciye göre İstanbul gibi dünyanın en büyük ve en karmaşık şehirlerinden birini kazanmak tarihi bir başarıydı.

Normal olan şuydu:

Önce İstanbul’da çok güçlü bir belediyecilik modeli inşa etmek…

Şehri dönüştürmek…

Uluslararası ölçekte örnek gösterilen bir yönetim başarısı yaratmak…

Sonra doğal biçimde ulusal siyasete geçmek…

Ancak İmamoğlu belediye başkanı olduktan kısa süre sonra cumhurbaşkanlığı denklemine girdi.

Bu onu hızla büyüttü.

Ama aynı hızla hedef hâline de getirdi.

Belki bir dönem daha İstanbul’a odaklansaydı bugün daha olgun, daha kurumsal ve daha az tartışmalı bir lider profili oluşabilirdi.

Ama siyaset bazen liderleri stratejik aklın önerdiğinden daha hızlı ileri iter.

Türkiye’de tam olarak olan buydu.

İş Dünyası Ağları, Fon Toplama ve Siyasi Mühendislik Tartışmaları

İmamoğlu’nun iş dünyasından ve müteahhitlik geçmişinden geliyor olması da ayrıca yoğun tartışma konusu oldu.

Eleştirmenleri, müteahhitlik dünyasının ilişki yönetimi yöntemlerini siyasete taşıdığını iddia ediyor:

Network kurma…

Finans mobilizasyonu…

Patronaj ilişkileri…

İttifak inşası…

Hatta bazı muhalefet çevrelerinde bile, cumhurbaşkanlığı hedefi doğrultusunda güçlü bir siyasi-finansal yapı kurulduğu uzun süredir konuşuluyor.

Elbette bunların önemli kısmı siyasi yorum ve hukuken kesinleşmemiş iddialar.

Ancak bu tartışmaların etkili olmasının nedeni şu:

Türkiye’de siyaset ile iş dünyası arasındaki ilişkiler tarih boyunca iç içe geçti.

Dolayısıyla mesele yalnızca “yolsuzluk var mı yok mu?” sorusu değil.

Asıl mesele, toplumun süreci “seçici uygulama” olarak görüp görmediği.

Ve giderek daha fazla seçmen tam da bunu düşünüyor.

Hapishane ve Mağduriyet Siyaseti

Mayıs 2026 itibarıyla İmamoğlu yaklaşık 14 aydır cezaevinde.

Bu durum bile modern Türk siyasi tarihi açısından olağanüstü bir tablo oluşturuyor.

Çünkü ilk kez bu kadar geniş şehirli destek tabanına sahip ve açık biçimde cumhurbaşkanlığı potansiyeli taşıyan bir siyasetçi, yükselişinin zirvesindeyken cezaevine girmiş durumda.

Kimilerine göre süreç tamamen hukuki.

Kimilerine göre ise tamamen siyasi.

Gerçek muhtemelen bu iki anlatının arasındaki daha karmaşık bölgede duruyor.

Eğer ortada gerçek yolsuzluk, ihale usulsüzlüğü veya görev suistimali varsa bağımsız yargının gereğini yapması gerekir.

Demokratik bir sistem başka türlü işlemez.

Ama aynı anda toplumda başka bir soru daha büyüyor:

“Türkiye’deki siyaset-finans-patronaj sistemi yalnızca muhalefet figürleri için mi sorun hâline geliyor?” İktidar partisi ile ilgili güçlü iddialar da var.

Türk seçmeni saf değil.

Delegeler savaşını…

Patronaj ilişkilerini…

Belediye-finans bağlantılarını…

İş dünyası-siyaset ittifaklarını…

Parti içi klik mücadelelerini…

Gayet iyi biliyor.

Ve tam da bu nedenle birçok kişi yaşananları yalnızca bir yolsuzluk soruşturması değil, aynı zamanda siyasi sınırlandırma operasyonu olarak okuyor.

CHP’yi Hapisten mi Yönetiyor?

Bugün Ankara kulislerinde dolaşan en önemli sorulardan biri şu:

İmamoğlu cezaevinden bile CHP üzerinde etkisini sürdürüyor mu?

Özgür Özel’in genel başkanlığa yükselişinde İmamoğlu ekibinin desteğinin belirleyici olduğu zaten uzun süredir konuşuluyordu.

Şimdi ise birçok yorumcu, partinin stratejik yönelimlerinde hâlâ İmamoğlu’nun ağırlığının hissedildiğini düşünüyor.

Hatta bazıları CHP’nin kritik kararlarının “uzaktan kumanda” ile şekillendiğini bile iddia ediyor.

Doğru mudur?

Abartı mıdır?

Bunu dışarıdan kesin olarak bilmek kolay değil.

Ama Türkiye’de siyaset yalnızca makamla yapılmıyor.

Bazen cezaevindeki bir figür bile dışarıdaki birçok siyasetçiden daha güçlü psikolojik etki yaratabiliyor.

Ve Türkiye tarihinde hapishane karizmatik figürleri küçültmekten çok zaman zaman büyüttü.

Türk Siyasetinde Mağduriyet Geleneği

Belki de meselenin en kritik noktası tam burada.

Türkiye’de mağduriyet çoğu zaman zayıflık değil, güç üretir.

Adnan Menderes…

Süleyman Demirel…

Ve Erdoğan’ın kendisi…

Türk toplumu çoğu zaman hukuki teknik detaylardan çok “adalet duygusuna” tepki verir.

Eğer geniş toplum kesimleri bir siyasetçinin haksız biçimde engellendiğine inanırsa, onu durdurmaya yönelik girişimler bazen tam tersine o figürü büyütebilir.

Bugün Türkiye’deki temel paradoks tam da budur.

İmamoğlu’nun cezaevi süreci onu siyaseten tüketebilir de…

Onu sıradan bir siyasetçinin ötesinde bir sembole de dönüştürebilir.

Bugünden kesin hüküm vermek kolay değil.

Ama artık çok net olan bir gerçek var: İmamoğlu fenomeni geçici değil.

Ve Türkiye’nin bir sonraki siyasi dönemi yalnızca onun geri dönüp dönmeyeceğiyle değil, milyonlarca insanın neden engellendiğine inandığıyla da şekillenecek.

Mehmet ÖĞÜTÇÜ

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk