45,9649
0.04%53,3521
-0.26%6.559,72
-1,07%13965.65
-1,07%
Türkiye’nin enerji dönüşümünde son yıllarda en çok konuşulan başlıklardan biri yenilenebilir enerji yatırımları. Ancak sektör temsilcileri uzun süredir aynı noktaya dikkat çekiyor. Sorun artık yalnızca yatırım bulmak ya da teknolojiye erişmek değil, yatırımları sahaya yeterince hızlı indirebilmek.
Bu nedenle son dönemde yürürlüğe giren “Süper İzin” düzenlemeleri enerji sektöründe yakından takip ediliyor. Özellikle rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarında yıllara yayılan izin süreçlerinin kısaltılması, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşabilmesi açısından kritik bir eşik olarak görülüyor.
Bugün itibarıyla Türkiye’de işletmeye geçmeyi bekleyen toplam kurulu güç 64,3 GW seviyesine ulaşmış durumda. Bunun 30,6 GW’ını güneş enerjisi santralleri, 24 GW’ını ise rüzgar enerjisi projeleri oluşturuyor. Daha dikkat çekici olan ise rüzgar tarafındaki kapasitenin yaklaşık 19,7 GW’lık bölümünün halen önlisans aşamasında bulunması. Bu tablo, yatırım iştahından çok süreç yönetiminin belirleyici hale geldiğini gösteriyor.
Aslında son yıllarda yatırımcı ilgisinin azaldığını söylemek mümkün değil. Tam tersine, depolamalı projelerde oluşan talep bunun en somut göstergelerinden biri. Verilere göre depolamalı rüzgar projelerinde önlisans aşamasındaki kapasite 17.368 MW’ı aşarken, depolamalı güneş projelerinde bu rakam 12.726 MW seviyesine ulaşmış durumda. Toplamda 30 bin MW’a yaklaşan depolamalı yatırım portföyü, sektörün geleceğe ilişkin beklentilerinin güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
Ancak yatırım talebi ile yatırımın gerçekleşmesi aynı şey değil. Enerji sektöründe proje geliştirme süreçleri çoğu zaman finansman kadar izin süreçlerinin hızına bağlı. ÇED kararları, orman izinleri, mera izinleri, kamulaştırma işlemleri, imar süreçleri ve ruhsatlandırma aşamaları projelerin devreye giriş takvimini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle son düzenlemelerle izin süreçlerinin paralel ilerleyebilmesinin önünün açılması sektör açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Sektör temsilcilerinin beklentisi, bugün bazı projelerde 30 ayı aşabilen izin süreçlerinin rüzgar projelerinde yaklaşık 24 aya kadar düşürülebilmesi. Bu hedefin gerçekleşmesi halinde yalnızca yatırımcıların değil, Türkiye’nin enerji dönüşümünün de önemli ölçüde hız kazanması mümkün olabilir. Çünkü küresel enerji rekabetinde artık yalnızca ne kadar kapasite planlandığı değil, o kapasitenin ne kadar sürede devreye alınabildiği de belirleyici hale geliyor.
Öte yandan sürecin önünde halen aşılması gereken başlıklar bulunuyor. Depolamalı yatırımları doğrudan etkileyebilecek ikincil mevzuat düzenlemeleri, sistem kullanım bedellerine ilişkin uygulamalar ve kısmi kabul süreçleri sektörün yakından izlediği konular arasında yer alıyor. Dolayısıyla bugün verilen yatırım sinyalinin kalıcı sonuçlara dönüşebilmesi, yalnızca mevcut düzenlemelere değil, uygulamadaki etkinliğe de bağlı olacak.

Özgün Serhat GÜNDEŞ
Teknoloji – Enerji – Ekonomi
GÜNDEM
2 gün önceGENEL
2 gün önceDÜNYA
2 gün önceUNCATEGORİZED
4 gün önceGENEL
6 gün önceYEREL-
9 gün önceEKONOMİ
9 gün önce
1
Suzuki, elektrikli araçların üretimi için Hindistan’a 1,26 milyar dolarlık yatırım yapacak
3401 kez okundu
2
Depolama Çağı Başlıyor: Türkiye Avrupa’nın Önüne Geçebilir mi?
3394 kez okundu
3
Dünyanın en iyi 5 fabrikasından biriydi: Bosh Türkiye’deki tesisten 1400 çalışanı çıkarıyor
2707 kez okundu
4
Dünyanın en zengin 10 kişisi toplam servetini iki katına çıkardı
2621 kez okundu
5
Fitch’ten savaş senaryolarına göre Türkiye ekonomisi değerlendirmesi
2513 kez okundu