15 Mayıs 2026 Cuma
3.Dünya Savaşının trampet sesleri küresel büyük çatışmayı haber veriyor…
Almanya’da Sosyal Güvenlik Krizi: Maaşların Yarısı Kesilebilir
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR.
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
AVM’LER KARŞISINDA KENT MERKEZLERİ NASIL AYAĞA KALKAR?
Öyle ya da böyle İstanbul fethedilecekti.
14 Mayıs’ta Mersin’de düzenlenen “Yapay Zeka ve Dijital Dönüşümün İş Dünyasına Etkileri” panelinde konuşurken salondaki insanların yüzüne dikkatlice baktım.
Bazıları heyecanlıydı.
Bazıları meraklıydı.
Bazıları ise açık açık tedirgindi.
Çünkü artık hepimiz şunu hissediyoruz:
Bir şey geliyor.
Ve bu gelen şey, internetin gelişinden çok daha büyük olabilir.
Bugün yapay zekayı sadece bir teknoloji haberi gibi görenler var.
Oysa mesele artık teknoloji değil.
Mesele, ekonominin yeniden yazılması, mesleklerin yeniden tanımlanması, insanın üretim sistemindeki rolünün değişmesi, hatta gerçeklik algımızın dönüşmesi.
Çünkü insanlık tarihinde ilk kez insan, kendi ürettiği bir zekayla karşı karşıya.
Ve bu durum sandığımızdan çok daha büyük sonuçlar doğuracak.
Konuşmamda Carl Sagan’ın “Kozmik Takvim” örneğini anlattım.
Evrenin 13.8 milyar yıllık tarihini bir takvim yılına sıkıştırırsanız, insanlık tarihi 31 Aralık gecesi ortaya çıkıyor, sanayi devrimi son saniyelerde gerçekleşiyor, internet birkaç salise önce geliyor, bugün konuştuğumuz yapay zeka ise neredeyse takvimin son nefesinde ortaya çıkıyor.
Ve şimdi o son nefeste insanlık yeni bir karar vermek zorunda.
Çünkü önceki sanayi devrimleri insanın çalışma şeklini değiştirdi.
Ama yapay zeka devrimi başka bir şey yapıyor.
İlk kez insanın zihinsel alanına giriyor.
Sanayi 1.0 insanın kas gücünü dönüştürdü.
Sanayi 2.0 üretim hızını değiştirdi.
Sanayi 3.0 bilgisayarları getirdi.
Sanayi 4.0 otomasyonu başlattı.
Ama şimdi bambaşka bir yerdeyiz.
Çünkü Sanayi 5.0’da makineler yalnızca işlem yapmıyor. Öğreniyor, tahmin ediyor, içerik üretiyor, karar süreçlerine katılıyor, insan davranışlarını analiz ediyor, hatta psikolojik manipülasyonlara açık hâle geliyor.
Evet yanlış okumadınız.
Bugün bazı büyük dil modelleri, daha nazik konuşulduğunda daha kaliteli cevaplar verebiliyor.
Çünkü onlar bizim verilerimizle eğitildi.
Yani insanlığı öğreniyorlar.
Herkes aynı soruyu soruyor: “Yapay zeka hangi meslekleri yok edecek?”
Bence yanlış soru bu.
Asıl soru şu: “Yapay zeka hangi insanları geride bırakacak?”
Çünkü önümüzdeki dönemde tamamen yok olacak mesleklerden çok, dönüşecek meslekler göreceğiz.
Ama o dönüşüme adapte olamayan insanlar ciddi şekilde zorlanacak.
Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerine göre önümüzdeki yıllarda işlerin büyük kısmı dönüşecek.
Asıl kriz teknoloji krizi değil.
Beceri krizi.
Çünkü dünya çok hızlı değişiyor ama insanlar aynı hızda değişemiyor.
Eskiden bir insan 30 yıl aynı işi yapabiliyordu. Şimdi ise bazı teknik alanlarda bilgi ömrü 2-3 yıla kadar düştü.
Bu inanılmaz bir kırılma.
Panelde beni en çok düşündüren bölümlerden biri Türkiye kısmıydı.
Çünkü biz halen birçok konuda, diplomayı, statik bilgiyi, ezber sistemini, klasik kariyer anlayışını konuşuyoruz.
Ama dünya bambaşka bir yere gidiyor.
Bugün Türkiye’de, geniş tanımlı işsizlik ciddi seviyelerde, genç işsizliği yüksek, milyonlarca üniversite öğrencisi var, ama aynı anda yapay zeka meslekleri dönüştürmeye başlıyor.
Yani tam anlamıyla tarihi bir geçiş çağındayız.
Ve açık konuşmak gerekirse, bu dönüşümü kaçıran ülkeler yalnızca teknolojide değil, ekonomide de ciddi şekilde geriye düşecek.
Çünkü yapay zeka lineer değil, logaritmik büyüyor.
Sizin sisteminiz ne kadar iyiyse daha da hızlanıyor.
Bu yüzden dünya şu an yeni bir yarışın içinde. Veri yarışı, işlem gücü yarışı, çip yarışı, süper zeka yarışı.
Bu aslında yeni çağın nükleer yarışı.
Teknoloji gelişiyor.
Ama sosyal sistemler aynı hızda gelişmiyor.
Ve bence önümüzdeki dönemin en büyük problemi burada başlayacak.
Çünkü bugün teknik olarak mümkün olan birçok şey bilinçli şekilde yavaşlatılıyor.
Örneğin: otonom araçlar, tam otomatik üretim sistemleri, insansız lojistik, robotik üretim hatları…
Neden tamamen devreye alınmıyor?
Çünkü dünya ekonomileri kitlesel işsizliği kaldırabilecek durumda değil.
Bir düşünün, bugün milyonlarca insanın yaptığı işleri,
yarın birkaç yapay zeka sistemi ve robot yapmaya başlarsa ne olacak?
İşte dünya şu an tam olarak bunun cevabını arıyor.
Belki de en önemli soru bu.
Çünkü artık bilgiye ulaşmak avantaj olmaktan çıkıyor.
Yapay zeka bilgiyi bulabiliyor, analiz edebiliyor, özetleyebiliyor, hatta yorumlayabiliyor.
Peki insanın avantajı ne olacak?
Bence cevap şu, adaptasyon, yaratıcılık, eleştirel düşünce, sezgi, empati, iletişim, anlam üretme kapasitesi.
Belki de yapay zeka çağında en değerli şey,
“insan kalabilmek” olacak.
Bazı insanlar hâlâ bunu geçici bir teknoloji modası sanıyor.
Ama değil.
Bu, iş dünyasının, ekonominin, eğitimin, üretimin, medyanın, hukukun, hatta insanlığın yeniden şekillenme süreci.
Önümüzdeki 5 yıl,
belki de son 50 yıldan daha fazla değişim getirecek.
Bu yüzden bugün herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Ben bu dönüşümün neresindeyim?”

Özgün Serhat GÜNDEŞ
Ekonomi – Teknoloji – Enerji
Türkiye, enerji dönüşümünde çoğu zaman temkinli ilerleyen bir ülke olarak görülürdü. Ancak son veriler, bu algının hızla değiştiğine işaret ediyor. Özellikle elektrik depolama teknolojilerinde atılan adımlar, Ankara’nın Avrupa Birliği’ni geride bırakabilecek bir ivme yakaladığını ortaya koyuyor.
İklim politikaları üzerine çalışan Ember’ın analizine göre Türkiye, 2022’den bu yana elektrik şebekesi için 33 GW’ın üzerinde batarya kapasitesine onay verdi. Bu rakam, enerji dönüşümünde öncü kabul edilen Almanya ve İtalya gibi ülkelerdeki toplam planlı ve faal kapasitenin (12-13 GW) oldukça üzerinde. Başka bir ifadeyle Türkiye, henüz yolun başında olmasına rağmen ölçek açısından Avrupa’nın önüne geçmiş durumda.

Bu tabloyu yalnızca bir enerji politikası tercihi olarak okumak eksik olur. Aslında bu gelişme, küresel enerji ekonomisinde yaşanan daha geniş bir kırılmanın parçası. Fosil yakıt fiyatlarındaki oynaklık, jeopolitik gerilimler ve özellikle son dönemde İran savaşıyla derinleşen kriz, enerji arz güvenliğini yeniden tanımladı. Bu yeni denklemde, depolama teknolojileri artık bir “tamamlayıcı” değil, sistemin omurgası haline geliyor.
Batarya yatırımlarının stratejik değeri tam da burada ortaya çıkıyor. Rüzgâr ve güneş gibi değişken üretim kaynakları, depolama olmadan istikrarlı bir enerji sistemi kurmaya yetmiyor. Bataryalar ise üretim ile tüketim arasındaki zaman farkını kapatarak fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltıyor. Güneşin olmadığı, rüzgârın esmediği saatlerde devreye girerek sistemin sürekliliğini sağlıyor.
Türkiye’nin bu alandaki hızlı yükselişinin arkasında ise oldukça net bir politika tercihi var. 2022’de yürürlüğe giren düzenleme, yenilenebilir enerji projelerine ancak eşdeğer miktarda depolama kapasitesiyle birlikte başvurulması halinde şebekeye öncelikli erişim sağlıyor. Bu düzenleme, yatırımcıya güçlü bir sinyal vererek kısa sürede büyük bir proje havuzu oluşturdu. Nitekim toplam 221 GW’lık başvuru içinden 33 GW’lık kapasite onaylanmış durumda. Bu büyüklük, Türkiye’nin mevcut rüzgâr ve güneş kapasitesinin yaklaşık %83’üne denk geliyor. Avrupa’da bu oranın üzerinde olan tek ülke ise Romanya.
Öte yandan bu ivmenin yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını da görmek gerekiyor. Son on yılda güneş ve batarya maliyetlerinin yaklaşık %90 oranında düşmesi, özellikle gelişmekte olan ülkeler için benzersiz bir fırsat penceresi açtı. Eskiden yüksek sermaye gerektiren bu teknolojiler, artık çok daha erişilebilir hale geldi. Bu da enerji dönüşümünde “geç kalanların” hızla öne geçebilmesine imkân tanıyor.
Türkiye’nin mevcut enerji karması bu dönüşümün hem fırsatlarını hem de sınırlarını yansıtıyor. Elektrik üretiminin yaklaşık beşte biri rüzgâr ve güneşten sağlanıyor. Bu oran, Orta Doğu ve Orta Asya ülkelerinin üzerinde olsa da Avrupa ortalamasının gerisinde. Buna karşılık kömür hâlâ sistemin önemli bir parçası ve geçtiğimiz yıl elektrik üretiminin %34’ünü oluşturdu. Üstelik bu alan ciddi sübvansiyonlarla desteklenmeye devam ediyor.

Ankara’nın 2035 hedefi ise oldukça iddialı: kurulu rüzgâr ve güneş kapasitesini 40 GW’tan 120 GW’a çıkarmak. Ancak mevcut tempo bu hedefin gerisinde kalıyor. Geçtiğimiz yıl sisteme eklenen 6,5 GW kapasite, yıllık 8 GW’lık artış gereksiniminin altında kaldı. Bu da hedeflere ulaşmak için daha agresif bir yatırım ve izin sürecine ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Zaten batarya projelerinin önünde de bazı yapısal engeller bulunuyor. İzin süreçlerindeki yavaşlık, finansman dinamikleri ve spot elektrik piyasasına olan bağımlılık, projelerin hayata geçirilmesini zorlaştırabilir. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa’ya kıyasla büyük ölçekli depolama ihtiyacının görece daha düşük olduğu da unutulmamalı. Zira hidroelektrik barajları, sistem için önemli bir baz yük ve doğal depolama işlevi görüyor.
Bununla birlikte genel resim oldukça net: Türkiye, enerji dönüşümünde güçlü bir yatırım sinyali vermiş durumda. Bu sinyal, yalnızca yerel piyasa açısından değil, bölgesel enerji dengeleri açısından da önemli. Eğer planlanan projeler hayata geçirilebilirse, Türkiye’nin yalnızca kendi enerji güvenliğini artırmakla kalmayıp, aynı zamanda temiz enerji alanında bölgesel bir merkez haline gelmesi mümkün.
Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 zirvesi öncesinde bu tablo daha da kritik hale geliyor. Türkiye’nin resmi politika belgelerinde fosil yakıtlardan çıkışa dair net bir çerçevenin henüz yer almaması ise dikkat çekici bir boşluk. Bu durum, ülkenin enerji dönüşümünde “ihtiyatlı” bir yaklaşımı tercih ettiğini gösteriyor.
Sonuç olarak Türkiye, bir yandan kömüre dayalı mevcut yapıyı sürdürürken diğer yandan depolama ve yenilenebilir yatırımlarla geleceğe oynayan ikili bir strateji izliyor. Bu stratejinin ne kadar sürdürülebilir olacağı ise büyük ölçüde politika tutarlılığına, yatırım ortamına ve küresel enerji piyasalarındaki gelişmelere bağlı olacak. Ancak şu kesin: Enerji yarışında artık yalnızca kim erken başladı değil, kim doğru zamanda hızlandı sorusu belirleyici oluyor. Türkiye de tam bu noktada vites yükseltmiş görünüyor.

Özgün Serhat GÜNDEŞ
Ekonomi – Teknoloji – Enerji
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.