17 Ağustos 2026 Pazartesi
Endonezya ekonomisinde neler yaşanıyor?
CENTCOM'un İran'a saldırı planını hazırladığı öne sürüldü
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR.
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
MERSİN’E DEĞER KATANLARIN ADLARI YAŞAMALI
MUTLU AŞK VAR MI?
Mersin’de Yeni Parti İl Teşkilatı’nın oluşturulması, doğal olarak kent siyasetinde yeni bir tartışma alanı açtı. Yeni bir siyasi partinin örgütlenmeye başlaması, özellikle mevcut siyasal dengelerin değişmeye açık olduğu dönemlerde önemlidir.
Ancak bir partinin yalnızca yeni kurulmuş olması, onun siyaseten yeni bir anlayışı temsil ettiği anlamına gelmez. Asıl belirleyici olan, oluşturulan kadroların niteliği, partinin hangi toplumsal sorunları gündemine aldığı ve nasıl bir siyasal çizgi ortaya koyduğudur.
Mersin’de açıklanan ilk yapılanmaya bakıldığında, Yeni Parti’nin kentte farklı ve güçlü bir sosyal demokrat siyasal hat oluşturup oluşturamayacağı konusunda ciddi soru işaretleri ortaya çıkmaktadır.
Kamuoyunda bilinen eski siyasetçilerin, geçmişte birbirleriyle rekabet etmiş isimlerin, çeşitli nedenlerle mevcut siyasal yapılardan uzaklaşmış kişilerin ve uzun süredir yeniden adaylık beklentisi içinde olduğu düşünülen bazı aktörlerin aynı yapı içerisinde buluşması, ilk aşamada beklenen yenilik duygusunu yaratmamaktadır.
Mersin açısından dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer karşısında nasıl bir siyasi pozisyon alınacağıdır. Mersin’de kurulacak yeni bir siyasi hareketin bütün siyasal stratejisini Vahap Seçer karşıtlığı üzerinden şekillendirmesi ciddi bir hata olur.
Çünkü Vahap Seçer bugün Mersin siyasetinde güçlü bir toplumsal desteğe ve ciddi bir siyasi deneyime sahip bir aktördür. Böyle bir siyasi figüre karşı yalnızca eski hesaplardan, kişisel rekabetlerden veya örgütsel rahatsızlıklardan beslenen bir cephe görüntüsü verilmesi, Yeni Parti’ye beklenen katkıyı sağlamaz.
Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekir. Vahap Seçer ’in politikalarının eleştirilmesi demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır. Belediye yönetiminin eksiklerinin, yanlışlarının veya tartışmalı kararlarının eleştirilmesi kadar doğal bir durum olamaz. Ancak eleştiri ile kişisel veya siyasal hesaplaşma arasında önemli bir fark vardır.
Yeni Parti, Mersin’de güçlü bir alternatif olmak istiyorsa bunu Vahap Seçer’e karşı bir siyasi cephe oluşturarak değil, ondan daha güçlü politikalar ve daha iyi projeler üreterek göstermelidir.
Yeni Parti açısından asıl mesele, Mersin’in gerçek sorunlarına ne söylediğidir. Kentin gündeminde ciddi bir yoksulluk sorunu bulunmaktadır. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, artan yaşam maliyetleri, konut ve kira sorunları, genç işsizliği, emeklilerin ekonomik sıkıntıları, tarım sektörünün yaşadığı problemler, göç ve toplumsal uyum, çevre sorunları, kentleşme, ulaşım, uyuşturucu bağımlılığı ve eğitimde fırsat eşitsizliği gibi önemli başlıklar vardır. Gerçek anlamda sosyal demokrat bir siyasi hareketin öncelikli olarak bu sorunlara odaklanması gerekir.
Bugün Mersin’de insanların öncelikli beklentisinin yeni siyasi kavgalar olduğunu düşünmüyorum. İnsanların önemli bir bölümü ekonomik sorunlarla mücadele etmektedir. Vatandaş geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Gençler geleceklerinden endişelidir. Üniversite mezunları iş bulmakta zorlanmaktadır. Emekliler gelirlerinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini ifade etmektedir.
Eğer yeni bir parti gerçekten yeni bir siyaset üretmek istiyorsa, daha önce siyasette kendisine yer bulamamış nitelikli insanlara da alan açmalıdır.
Yeni Parti’nin Türkiye genelinde elde ettiği siyasal desteği doğru değerlendirmesi gerekir. Yeni bir parti için en önemli avantajlardan biri, toplumda oluşan değişim beklentisidir. İnsanlar mevcut siyasi yapılardan memnun olmadığında doğal olarak yeni seçeneklere yönelir. Ancak bu yönelim kalıcı değildir. Eğer yeni siyasi hareket kısa süre içerisinde eski partilerin davranış biçimlerini tekrar etmeye başlarsa, toplumdaki umut hızla kaybolur.
Mersin teşkilatı açısından da benzer bir risk bulunmaktadır. Eğer yapılanma kentte yeni bir siyasi vizyon oluşturmak yerine geçmişteki siyasi rekabetlerin devamı şeklinde algılanırsa, Yeni Parti önemli bir fırsatı kaybedebilir. Özellikle Vahap Seçer karşısında bir siyasi blok oluşturulduğu yönünde bir algının güçlenmesi, partinin daha geniş toplumsal kesimlere ulaşmasını zorlaştırabilir.
Mersin’in yeni bir siyasi çekişme alanına değil, yeni düşüncelere ihtiyacı vardır. Kentin ekonomik, sosyal ve çevresel sorunları uzun vadeli ve ciddi politikalar gerektirmektedir. Bu nedenle Yeni Parti’nin Mersin yapılanmasının ilk hedefi yerel siyasi hesaplaşmalar değil, Mersin’in geleceği olmalıdır.
Bugünkü kadro yapısının kamuoyunda yarattığı ilk izlenimin çok güçlü bir yenilik duygusu oluşturmadığını söylemek mümkündür. Ancak siyasi yapılanmalar zaman içerisinde değişebilir ve gelişebilir. Bu nedenle Yeni Parti açısından henüz kesin bir hüküm vermek için erkendir. Asıl belirleyici olan bundan sonra izleyeceği siyasi çizgi olacaktır.
Yeni Parti’nin Mersin’de kendisine sorması gereken temel soru, kime karşı olduğu değil, neyi değiştirmek istediğidir. Bu soruya açık ve ikna edici bir cevap verebildiği ölçüde gerçek anlamda yeni bir siyasi hareket olabilecektir.
DERŞAH NAR
Mersin’de Yeni Parti İl Teşkilatı’nın oluşturulması, doğal olarak kent siyasetinde yeni bir tartışma alanı açtı. Yeni bir siyasi partinin örgütlenmeye başlaması, özellikle mevcut siyasal dengelerin değişmeye açık olduğu dönemlerde önemlidir.
Ancak bir partinin yalnızca yeni kurulmuş olması, onun siyaseten yeni bir anlayışı temsil ettiği anlamına gelmez. Asıl belirleyici olan, oluşturulan kadroların niteliği, partinin hangi toplumsal sorunları gündemine aldığı ve nasıl bir siyasal çizgi ortaya koyduğudur.
Mersin’de açıklanan ilk yapılanmaya bakıldığında, Yeni Parti’nin kentte farklı ve güçlü bir sosyal demokrat siyasal hat oluşturup oluşturamayacağı konusunda ciddi soru işaretleri ortaya çıkmaktadır.
Kamuoyunda bilinen eski siyasetçilerin, geçmişte birbirleriyle rekabet etmiş isimlerin, çeşitli nedenlerle mevcut siyasal yapılardan uzaklaşmış kişilerin ve uzun süredir yeniden adaylık beklentisi içinde olduğu düşünülen bazı aktörlerin aynı yapı içerisinde buluşması, ilk aşamada beklenen yenilik duygusunu yaratmamaktadır.
Mersin açısından dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer karşısında nasıl bir siyasi pozisyon alınacağıdır. Mersin’de kurulacak yeni bir siyasi hareketin bütün siyasal stratejisini Vahap Seçer karşıtlığı üzerinden şekillendirmesi ciddi bir hata olur.
Çünkü Vahap Seçer bugün Mersin siyasetinde güçlü bir toplumsal desteğe ve ciddi bir siyasi deneyime sahip bir aktördür. Böyle bir siyasi figüre karşı yalnızca eski hesaplardan, kişisel rekabetlerden veya örgütsel rahatsızlıklardan beslenen bir cephe görüntüsü verilmesi, Yeni Parti’ye beklenen katkıyı sağlamaz.
Burada özellikle bir ayrım yapmak gerekir. Vahap Seçer ’in politikalarının eleştirilmesi demokratik siyasetin doğal bir parçasıdır. Belediye yönetiminin eksiklerinin, yanlışlarının veya tartışmalı kararlarının eleştirilmesi kadar doğal bir durum olamaz. Ancak eleştiri ile kişisel veya siyasal hesaplaşma arasında önemli bir fark vardır.
Yeni Parti, Mersin’de güçlü bir alternatif olmak istiyorsa bunu Vahap Seçer’e karşı bir siyasi cephe oluşturarak değil, ondan daha güçlü politikalar ve daha iyi projeler üreterek göstermelidir.
Yeni Parti açısından asıl mesele, Mersin’in gerçek sorunlarına ne söylediğidir. Kentin gündeminde ciddi bir yoksulluk sorunu bulunmaktadır. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, artan yaşam maliyetleri, konut ve kira sorunları, genç işsizliği, emeklilerin ekonomik sıkıntıları, tarım sektörünün yaşadığı problemler, göç ve toplumsal uyum, çevre sorunları, kentleşme, ulaşım, uyuşturucu bağımlılığı ve eğitimde fırsat eşitsizliği gibi önemli başlıklar vardır. Gerçek anlamda sosyal demokrat bir siyasi hareketin öncelikli olarak bu sorunlara odaklanması gerekir.
Bugün Mersin’de insanların öncelikli beklentisinin yeni siyasi kavgalar olduğunu düşünmüyorum. İnsanların önemli bir bölümü ekonomik sorunlarla mücadele etmektedir. Vatandaş geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Gençler geleceklerinden endişelidir. Üniversite mezunları iş bulmakta zorlanmaktadır. Emekliler gelirlerinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini ifade etmektedir.
Eğer yeni bir parti gerçekten yeni bir siyaset üretmek istiyorsa, daha önce siyasette kendisine yer bulamamış nitelikli insanlara da alan açmalıdır.
Yeni Parti’nin Türkiye genelinde elde ettiği siyasal desteği doğru değerlendirmesi gerekir. Yeni bir parti için en önemli avantajlardan biri, toplumda oluşan değişim beklentisidir. İnsanlar mevcut siyasi yapılardan memnun olmadığında doğal olarak yeni seçeneklere yönelir. Ancak bu yönelim kalıcı değildir. Eğer yeni siyasi hareket kısa süre içerisinde eski partilerin davranış biçimlerini tekrar etmeye başlarsa, toplumdaki umut hızla kaybolur.
Mersin teşkilatı açısından da benzer bir risk bulunmaktadır. Eğer yapılanma kentte yeni bir siyasi vizyon oluşturmak yerine geçmişteki siyasi rekabetlerin devamı şeklinde algılanırsa, Yeni Parti önemli bir fırsatı kaybedebilir. Özellikle Vahap Seçer karşısında bir siyasi blok oluşturulduğu yönünde bir algının güçlenmesi, partinin daha geniş toplumsal kesimlere ulaşmasını zorlaştırabilir.
Mersin’in yeni bir siyasi çekişme alanına değil, yeni düşüncelere ihtiyacı vardır. Kentin ekonomik, sosyal ve çevresel sorunları uzun vadeli ve ciddi politikalar gerektirmektedir. Bu nedenle Yeni Parti’nin Mersin yapılanmasının ilk hedefi yerel siyasi hesaplaşmalar değil, Mersin’in geleceği olmalıdır.
Bugünkü kadro yapısının kamuoyunda yarattığı ilk izlenimin çok güçlü bir yenilik duygusu oluşturmadığını söylemek mümkündür. Ancak siyasi yapılanmalar zaman içerisinde değişebilir ve gelişebilir. Bu nedenle Yeni Parti açısından henüz kesin bir hüküm vermek için erkendir. Asıl belirleyici olan bundan sonra izleyeceği siyasi çizgi olacaktır.
Yeni Parti’nin Mersin’de kendisine sorması gereken temel soru, kime karşı olduğu değil, neyi değiştirmek istediğidir. Bu soruya açık ve ikna edici bir cevap verebildiği ölçüde gerçek anlamda yeni bir siyasi hareket olabilecektir.
DERŞAH NAR
Mersin Kaybederken Sessiz Kalanlar
Bir şehir yalnızca yollarıyla, limanlarıyla, sanayisiyle ya da nüfusuyla büyümez. Bir şehri asıl büyüten; ortak aklı, ortak vicdanı ve ortak iradesidir. Bu iradeyi temsil etmesi beklenen en önemli yapılar ise sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve ekonomik örgütlenmelerdir. Çünkü gelişmiş ülkelerde şehirlerin kaderini yalnızca siyaset belirlemez; güçlü sivil toplum, etkili meslek kuruluşları ve organize lobi faaliyetleri de belirler.
Bugün dünyanın gelişmiş kentlerine baktığımızda, ekonomik kalkınmanın arkasında yalnızca yatırımcıları değil, şehir adına mücadele eden güçlü sivil toplum refleksini de görürüz. Şehrin çıkarı söz konusu olduğunda bütün farklılıklar bir kenara bırakılır; ortak hedefler etrafında birleşilir. Kimin başkan olduğu, kimin daha görünür olduğu ya da hangi kurumun daha fazla öne çıktığı önemini yitirir. Çünkü amaç, kurumların büyümesi değil, şehrin büyümesidir.
Ne yazık ki Mersin’de uzun yıllardır bunun tam tersine şahit oluyoruz.
Kent adına söz söyleme iddiasında bulunan birçok oda, dernek ve platform; merkezi hükümet nezdinde güçlü ve sürekli bir lobi oluşturmak yerine, kendi etki alanlarını genişletme mücadelesi içine sıkışmış durumda. Aynı masada oturması gereken kurumlar çoğu zaman aynı fotoğraf karesinde daha görünür olmanın hesabını yapıyor.
Bugün Mersin’de;
Kâğıt üzerinde bakıldığında bu kadar güçlü ekonomik ve sosyal aktörün bulunduğu başka çok az şehir vardır. Böylesine geniş bir temsil gücü, doğru kullanıldığında Ankara üzerinde ciddi bir etki oluşturabilecek potansiyele sahiptir.
Nitekim MEP’in son yıllarda merkezi hükümet nezdinde yürüttüğü bazı girişimler sonuç vermiş, şehrin ortak talepleri belirli ölçüde karşılık bulmuştur. Bunun yanında Abdullah Özdemir’in ve Sait Kayan’ın kişisel gayretleri de zaman zaman dikkat çekmiş; bireysel çabaların kurumsal sessizliği aşabildiği örnekler ortaya çıkmıştır.
Fakat acı gerçek şudur ki bu örnekler, sistematik bir şehir lobisinin varlığını değil, kişisel gayretlerin istisnai başarısını göstermektedir.
Oysa şehirlerin kaderi kişilerin omuzlarına bırakılamaz. Kurumların varlık sebebi tam da budur.
Bir STK’nın asli görevi her gün protokol ağırlamak değildir. Her hafta nezaket ziyaretleri yapmak değildir. Sürekli açılışlara katılıp kurdele kesmek değildir. Kartvizit değiş tokuşu yapmak değildir. Fotoğraf karelerinde görünmek hiç değildir.
Toplum adına konuşabilmek, gerektiğinde itiraz edebilmek, gerektiğinde baskı oluşturabilmek ve şehrin geleceğini ilgilendiren konularda kamuoyu oluşturabilmektir.
Bugün dönüp geriye baktığımızda ister istemez şu soruları soruyoruz:
Nerede bir zamanlar Mersin’in sesi olan MESİAD?
Nerede yanlış gördüğünde çekinmeden itiraz edebilen MTSO?
Nerede Kadri Şaman gibi şehir adına bedel ödemeyi göze alan yöneticiler?
Nerede Mustafa Güler’in mücadeleci yaklaşımı?
Nerede Musa Timur’un şehir hassasiyeti?
Nerede Çukurova SİFED’in bölgesel dayanışmayı önceleyen ortak hareket ruhu?
Bir dönem bu şehirde odalar ve sivil toplum kuruluşları yalnızca açıklama yapan kurumlar değildi. Gündem belirleyen, Ankara’nın dikkatini çeken, yatırım kararlarını etkileyebilen yapılardı. Kamu yöneticileri de bu kurumların sesine kulak vermek zorunda kalıyordu.
Bugün ise bu etkinin önemli ölçüde zayıfladığı görülüyor.
Şehrin yıllardır çözüm bekleyen temel meseleleri adeta gündemden düşmüş durumda.
Türkiye’nin lojistik geleceği açısından stratejik öneme sahip Ana Konteyner Limanı projesi neredeyse unutuldu. Kentin ulaşım yükünü doğrudan etkileyecek Tarsus giriş düzenlemeleri yeterince takip edilmedi.
Yıllardır trafik çilesinin sembolü haline gelen Mezarlık Kavşağı kamuoyu baskısıyla gündemde tutulamadı.
Şehrin geleceğini ilgilendiren bazı Hazine arazilerinin kullanım süreçleri yeterince sorgulanmadı; kamu yararı açısından güçlü bir tartışma zemini oluşturulamadı.
Yerel yönetimlerin ihmalleri karşısında beklenen kurumsal refleks çoğu zaman gösterilemedi. Yerel yönetimlerin bürokraside takılan önemli projeleri destek amaçlı takip edilemedi.
Güçlü şehirler, sorunları konuşmaktan yorulmayan şehirlerdir. Sessiz kalan şehirler değil. Lobi faaliyeti yalnızca Ankara’ya gidip birkaç ziyaret yapmak değildir.
Lobi; bilimsel rapor hazırlamaktır. Veri üretmektir. Milletvekillerini aynı hedefte buluşturmaktır.
Bakanlıklarla sürekli temas kurmaktır. Medya baskısı oluşturabilmektir. Kamuoyu oluşturabilmektir. Ulusal gündem yaratabilmektir. Şehrin çıkarı için siyasi görüşlerin ötesinde ortak hareket edebilmektir.
Ne yazık ki Mersin uzun süredir bu refleksi kaybetmiş görünmektedir.
Bunun yerine kurumlar arasında görünür olma yarışı, temsil tartışmaları ve makam merkezli rekabet ön plana çıkmıştır. Liyakatsiz STK yönetimleri sayesinde istenilen sonuç alınamamaktadır.
Mersin açılış törenleriyle değil, tamamlanmış projelerle gelişir. Misafir ağırlamak elbette kurum kültürünün bir parçasıdır. Ancak bir kurumun başarısı verdiği yemeklerle değil, şehrine kazandırdığı projelerle ölçülür.
Bugün Mersin’in ihtiyacı yeniden ayağa kalkacak güçlü bir şehir iradesidir.
Birlikte hareket etmeyi bilen, kişisel hesapları değil ortak menfaati önceleyen, gerektiğinde merkezi hükümete karşı kararlı şekilde talepte bulunabilen, gerektiğinde yerel yönetimleri eleştirebilen, gerektiğinde kamuoyu oluşturabilen yeni bir sivil toplum anlayışıdır.
Çünkü şehirler sessizlik yüzünden kaybeder. İhmaller yüzünden geri kalır. En çok da konuşması gerekenlerin sustuğu zaman küçülür.
Bu nedenle; Mesele Mersin’dir.
Ve Mersin, artık birbirleriyle rekabet eden değil; şehri için omuz omuza mücadele eden kurumları hak etmektedir.
DERŞAH NAR
VVV: Vizyon, Vefa ve Vahap…
Bugün Türkiye’de yerel yönetimler artık sadece çöp toplayan, asfalt döken ya da su hizmeti sunan kurumlar değildir. Belediyeler, demokratik yaşamın en görünür yüzü, sosyal devlet anlayışının en güçlü uygulama alanı ve halkla devlet arasındaki güven ilişkisinin en önemli köprülerinden biri haline gelmiştir.
Bu nedenle belediye başkanlarının başarıları ya da başarısızlıkları yalnızca kendi şehirlerini değil, ülkenin demokrasi algısını da doğrudan etkilemektedir.
Ancak siyaset, ne yazık ki çoğu zaman başarıların konuşulduğu kadar başarıların hazmedilemediği bir alan olmayı da sürdürmektedir. Üreten insanlar kadar, üreten insanları yıpratmayı görev edinen çevreler de her dönemde var olmuştur.
Hizmetin önüne dedikodunun, emeğin önüne hesapların, ortak aklın önüne kişisel beklentilerin geçtiği zamanlarda siyaset, toplum adına değer üretmek yerine kişisel hesaplaşmaların arenasına dönüşmektedir.
Tarih bize başka bir gerçeği de öğretmektedir. Kalıcı olan makamlar değil, geride bırakılan izlerdir. İnsanlar bir yöneticiyi yalnızca aldığı oylarla değil; kriz anlarındaki duruşuyla, adalet anlayışıyla, farklılıklara yaklaşımıyla ve insanlara dokunabilme becerisiyle hatırlarlar.
Vizyon yalnızca geleceği görmek değildir; bugünü doğru okuyabilmek, toplumsal ihtiyaçları doğru anlayabilmek ve kısa vadeli popülist beklentiler yerine uzun vadeli kamu yararını tercih edebilmektir.
Vizyon sahibi yöneticiler, herkesin hoşuna gidecek kararlar almak yerine, geleceğin doğru bulacağı kararları almaya çalışırlar. Bu yüzden çoğu zaman eleştirilirler; çünkü değişim, konfor alanlarını sarsar.
Vefa ise siyasetin en çok kaybettiği değerlerden biridir. Vefa; kişilere bağlılık değil, emeğe saygıdır. Yapılan hizmeti teslim edebilmek, farklı düşüncelere rağmen hakkı sahibine verebilmek ve başarı karşısında kıskançlık yerine takdir gösterebilmektir. Vefanın olmadığı yerde güven de uzun süre yaşayamaz.
Ne yazık ki siyasetin çevresinde her zaman başka bir dünya daha vardır. Makam beklentisiyle yakın duranlar, beklentileri gerçekleşmeyince uzaklaşanlar, hizmetten çok kişisel çıkar hesabı yapanlar, şehir adına değil kendi gelecekleri adına siyaset üretenler, hiçbir özelliği olmamasına rağmen beni niye aday yapmadın basitliği içinde dedikodu üretenler var.
Bunlar yalnızca bir şehrin değil, Türkiye siyasetinin kronik sorunlarıdır. Bugün birçok başarılı yönetici, yaptığı hizmetlerden çok bu dar çevrelerin ürettiği söylentilerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır.
İşte bu yazının başlığı olan “VVV: Vizyon, Vefa ve Vahap”, yalnızca bir isim benzerliğinden doğan kelime oyunu değildir. Aynı zamanda çağdaş yerel yönetim anlayışında bulunması gereken üç temel değerin sembolik ifadesidir. Vahap Seçer vizyonuyla sadece Mersin’de değil, Türkiye genelinde takdir toplayan bir Başkan. Vizyon geleceği kurar, vefa toplumsal hafızayı korur, bunların hayata geçirilmesi ise güçlü bir yönetim iradesiyle mümkün olur.
Siyasette en çok hedef alınanlar, çoğu zaman en görünür hizmeti üretenlerdir. Çünkü eser ortaya koyanlar yalnızca takdir toplamaz; aynı zamanda rekabetin, kıskançlığın ve kişisel hesapların da odağı haline gelir. Kendi siyasal varlığını üretimle değil dedikoduyla ayakta tutmaya çalışanlar, toplumun hafızasında iz bırakan hizmetleri gölgelemeye çalışırlar.
Bir kentin geleceğine vizyon kazandıran, o kente emek veren ve halkıyla güven ilişkisi kuran Başkan Vahap SEÇER gibi bir yönetici, zaman zaman haksız ithamlarla da karşılaşabilir. Ancak kamu vicdanı, zaman içinde söz ile eseri, algı ile gerçeği birbirinden ayırmasını bilir. Hizmetin dili sessizdir ama etkilidir; dedikodunun sesi yüksek olabilir, fakat ömrü kısadır.
Bu nedenle şehirler, kişisel hesaplarla değil ortak akılla büyür. Siyaset ise karalama kampanyalarıyla değil, üretilen değer ve topluma bırakılan kalıcı eserlerle anlam kazanır. Tarih, kendine yer edinmek için yaratılan dedikoduları değil, şehirlerine iz bırakan insanların emeklerini hatırlar. Mersin’de STK’lar içinde yenilgiye uğramışlar, meclis üyesi olmak için didinenler, makam ve kimlik arayışında olanlar gibi.
İşin aslına bakarsak; hatırlanacak olan kimin ne söylediği değil, kimin ne yaptığı olacaktır.
DERŞAH NAR
Mersin denildiğinde akla gelen en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri kuşkusuz MESİAD’dır. Bir dönem kentin vicdanı, aklı ve itiraz mekanizması olarak görülen MESİAD, yalnızca iş insanlarının bir araya geldiği bir dernek değil, aynı zamanda Mersin’in geleceğine yön veren bir düşünce merkezi niteliği taşıyordu.
Limanın geliştirilmesi, üniversitenin kurulması, Organize Sanayi Bölgesi’nin büyütülmesi, Mersin-Antalya Karayolu’nun gündeme taşınması gibi birçok konuda kamuoyunun önünü açan, raporlar hazırlayan, Ankara’nın kapılarını aşındıran ve gerektiğinde iktidarlara karşı dik durabilen bir kurumdu.
Bu nedenle yıllarca Mersin’in “yaramaz çocuğu” olarak anıldı. Çünkü sorguluyor, eleştiriyor ve kent adına mücadele ediyordu.
Ancak bugün aynı MESİAD’a baktığımızda farklı bir tablo görüyoruz.
Kentin temel sorunları büyürken, MESİAD’ın faaliyetleri ağırlıklı olarak ziyaretler, protokol buluşmaları, yemek organizasyonları, sosyal etkinlikler ve karşılıklı nezaket toplantılarıyla sınırlı kalıyor. Oysa kentlerin gelişimini sağlayan şey bürokratik fotoğraf kareleri değil, kamu yararını önceleyen fikir üretimi ve toplumsal baskı mekanizmalarıdır.
Daha da önemlisi, bugün MESİAD’ın başarı olarak sunduğu birçok yatırım zaten merkezi yönetimin uzun vadeli planlamaları içerisinde yer almaktadır. Hızlı tren projeleri, Çukurova Bölgesel Havalimanı, Mersin-Antalya yolu, organize sanayi bölgelerinin genişletilmesi gibi yatırımlar yalnızca Mersin’deki sivil toplum kuruluşları istediği için yapılmıyor. Devletin kalkınma planlarında yer alan bu projeler, er ya da geç gerçekleştirilecek yatırımlardır.
Asıl mesele, devletin görmediği veya görmek istemediği sorunları gündeme taşımaktır.
Kent biliminde sivil toplum kuruluşlarının temel görevi, kamu yatırımlarının reklamını yapmak değil; kentin çözüm bekleyen problemlerini görünür kılmak, kamuoyu oluşturmak ve yöneticileri harekete geçirmektir.
Peki bugün MESİAD bu görevini yerine getirebiliyor mu?
Tarsus’tan Mersin’e giriş yapan bir vatandaşın karşılaştığı görüntü, çağdaş bir Akdeniz kentinden çok düzensiz bir göç koridorunu andırmaktadır. Plansız yapılaşma, görüntü kirliliği, bakımsızlık ve düzensizlik, kentin giriş kapısında ziyaretçileri karşılamaktadır. Yıllardır bu konu gündeme getirilememiş, Karayolları üzerinde yeterli kamuoyu baskısı oluşturulamamıştır.
Mezarlık Kavşağı’nda yaşanan trafik sorunu yıllardır konuşulmaktadır. Katlı kavşak ihtiyacı ortadadır. Ancak bu konuda güçlü bir kent kampanyası yürütüldüğünü söylemek mümkün değildir.
Kazanlı Turizm Bölgesi onlarca yıldır Mersin’in kaçırdığı fırsatların sembolü haline gelmiştir. Antalya’nın bugün ulaştığı noktaya bakıldığında, Kazanlı’nın neden hala atıl durumda olduğu sorusu herkes tarafından sorulmalıdır.
Mersin İdman Yurdu’nun durumu ise içler acısı. MESİAD neden el atmıyor. Takımı borç batağına sürükleyenler kimler, kim takımı düşürdü. Bunların sorgulanması gerekmiyor mu?
Torosların eteklerinden yaylalara kadar uzanan bölgelerde kaçak yapılaşma hızla büyümektedir. Su havzaları, doğal alanlar ve orman ekosistemi ciddi baskı altındadır. Kent bilimcilerin “sürdürülebilir kentleşme” diye tarif ettiği ilkelere aykırı şekilde gelişen bu süreç, gelecekte çok daha büyük çevresel sorunlara yol açacaktır.
Deniz kirliliği, hava kalitesi, tarım alanlarının korunması, kıyı yönetimi, toplu ulaşım, kent estetiği, göç yönetimi ve deprem riskleri gibi konular ise yeterince tartışılmamaktadır.
Oysa çağdaş dünyada güçlü sivil toplum kuruluşları artık yalnızca iş dünyasının temsilcisi değildir. Aynı zamanda kentin hafızası, denetleyicisi ve vizyon üreticisidir. Düzenli kent raporları hazırlar, üniversitelerle ortak çalışmalar yürütür, bilim insanlarını sürece dahil eder, yerel yönetimlere ve merkezi idareye yol gösterir.
Mersin’in bugün ihtiyacı olan şey yeni yemek organizasyonları değil; yeni fikirlerdir.
Yeni ziyaretler değil; yeni kent vizyonlarıdır.
Yeni protokol fotoğrafları değil; bilimsel raporlar, kamuoyu kampanyaları ve çözüm önerileridir.
MESİAD yeniden eski gücüne kavuşmak istiyorsa, geçmişteki cesaretini hatırlamak zorundadır. Çünkü Mersin’in artık alkışlayan değil, sorgulayan; izleyen değil, yön veren; susan değil, konuşan sivil toplum kuruluşlarına ihtiyacı vardır.
Aksi halde Mersin büyümeye devam eder, ancak kentleşemez.
Ve kentleşemeyen şehirler, ne kadar yatırım alırlarsa alsınlar gerçek anlamda kalkınamazlar.

DERŞAH NAR