Mehmet Ali Temel

Mehmet Ali Temel

22 Haziran 2026 Pazartesi

ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETMENLİK.

ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETMENLİK.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETMENLİK.

Konuya girmeden yaşadığımı anlatayım.

Almanya’da bir torunum var. Başarılı bir çocuk. Orada üniversite ye giriş sınavı yok. Başarı durumuna göre üniversiteye gidebiliyor.

Bir duydum ki ilkokul öğretmenliğini seçmiş. Şoka girdim. İstediği okula gidebilirken ilkokul öğretmenliği seçilir mi? İsyan ettim. Çünkü biz seçerken öğretmenliği en alt sırada tercih ederiz.

Açıklama şöyle,dede,burada öğretmenin itibarı en az doktor kadardır,maaşı da aynı. Ben hem senin mesleğin diye seçtim,seviyorum da hem de tatili daha çok dedi.

Hak verdim ve onurlandım.

Şoka girdiğim diğer olay,öğrenim süresi,6 yıl,yanlış okumadınız. 6yıl sonrada bir yıl mastır yaptıktan sonra öğretmen olabiliyormuş.

Bizde de 45 günde jet öğretmen yetiştirdiğimiz aklıma geldi.

Almanyanın neden bizi kıskandığını,neden 150 yıl ilerde olduğumuzu anladım.

Şimdi bizdeki duruma gelelim.

Bugünlerde öğretmenlerimizin haberlerini izliyoruz.

Öğretmenler hak istiyor,atanıp öğretmenlik yapmak istiyor.

Biz ne yapıyoruz,bu öğretmenleri yere yatırıp ters kelepçe ile kelepçeleyip tutukluyoruz.

Öğretmen yetiştiren kurumlar açıyorsunuz. İnsanlar öğretmen olmak için bu kurumlara gidip öğretmen olmayı hakkediyor ve siz bu insanları öğretmen yapmıyor,üstelik eziyorsunuz,nasıl bir gerekçeniz,savunmanız olabilir?

Bir toplumun geleceğini,Öğretmenler yetiştirdikleri nesillerle inşa ederler. Siz öğretmenlere böyle davranırsanız olumlu bir gelecek beklemeyin.

Madem öğretmen olmak için kurum açmışsınız, oradan mezun olan öğretmeni aynı gün atamak zorundasınız

Asla aksi bir gerekçeniz ve de hakkınız olamaz.

Mehmet Ali Temel

Devamını Oku

Eski sosyalist Gün Zileli şöyle diyor:

Eski sosyalist Gün Zileli şöyle diyor:
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu yazıyı yayınlamamak olmazdı. İnsanların yaşamın her alanıyla yüzleşmesi gerektiğini açık ifade etmiş.

Eski sosyalist Gün Zileli şöyle diyor:

“Sol artık bitmiştir. Kirlenmiş, berbat bir şeydir. Yüz yıllık tarihi dökülüyor. Bugün çıkıp da ‘biz solcuyuz’ demenin hiçbir anlamı kalmamıştır.

Birileri hala sol adına ortaya çıkıyorsa, insanlar da enayi değildir; yaşanmışlıklar

ortadadır.

Ben bugün bir parti kursam, sol kavramından hiç söz etmem. Başta Lenin olmak üzere, bu işin savunulacak bir tarafı kalmamıştır. Bırakın artık solu.”

Bunu söyleyen kişi, Türkiye sosyalist geleneğinin önemli isimlerinden biridir.

Yıllardır dile getirdiğim, eleştirdiğim ve bu yüzden çeşitli suçlamalara maruz kaldığım birçok konu, bugün artık çok daha net cümlelerle ifade ediliyor. Bu noktadan sonra ben susayım; kendisine “Türk solu” diyen çevreler çıkıp cevap versin.

Daha fazla söze gerek yok aslında. Her şey ortada duruyor. Bu ülkede hiçbir zaman gerçek anlamda bağımsız ve özgür bir sol yapılanma oluşmadı. Oluşmaya çalışanlar ise ya susturuldu ya da etkisizleştirildi. Geriye kalanların büyük kısmı devletin çizdiği sınırlar içinde siyaset yaptı ve buna da “solculuk” denildi.

Hadi oradan!

Derinizi biraz kazısak, altından Kemalizm çıkar. Hepiniz aynı tornadan çıkmış, yalnızca farklı renklere boyanmış yapılarsınız.

Şimdi söz sizde.

Buyurun, konuşun bakalım.

Ama çok da hiddetlenmeyin; hepinize birer öpücük yollarım.

Mahmut Uzun

Devamını Oku

Politik İslamcı son hamle…Fikret Başkaya

Politik İslamcı son hamle…Fikret Başkaya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Fikret Başkaya nın yazısı.

Politik İslamcı son hamle…
Fikret Başkaya

“Eğer görünüş özle çakışsaydı, bütün bilim gereksiz olurdu.”
Karl Marx

“Özgür halk, bugünkünden farklı şeyleri hala tahayyül edebilen halktır.”
Raymond Ruyer

AKP bidayetten itibaren emperyalist ‘politik İslam’ projesinin bir aracı olarak dayatıldı. 28 Şubatçı generallerin ‘aşırılıkları’ da projenin uygulanmasını kolaylaştırdı… Başlarda ‘asıl amaç’ gizlendi, dillendirilmedi. Sanki diğer düzen partilerinden biriymiş gibi bir imaj yaratıldı. Fakat zamanla yerini sağlamlaştırdıkça artık gerçek niyeti gizlemeye pek gerek duymadılar…
2010 yılında ‘Anayasa Reformuyla’ başlayan süreç ve sonrasında adım adım devlet aygıtı ‘dizayn’ edildi. Ergenekon, Balyoz davaları, 2016 “Fetöcü darbe” ve sıkı yönetim, 2018 ikinci “Anayasa Reformuyla’ bir eşik daha aşıldı. Bu zaman zarfında ordu, polis, yargı ve medya (gazeteler, televizyonlar, sosyal medya) hizaya getirildi… Medya misyonuna ve varlık nedenine külliyen yabancılaştı… Elbette bu öncesinde matahtı demek değil ama hiç değilse bu günkü sefil durumda değildi.
Aslında sanıldığı gibi, devlet kurumlarının çökertilmesi ‘beceriksizliğin’ veya ‘yanlış tercihlerin’ eseri değil… Bilinçli bir tercih… Politik İslamcı bir devlet kurmak için “Eskinin” çökertilmesi gerekiyordu… Ve çökerttiler…
Şimdilerde yeni bir anayasa değişikliği gündemde. Son bir “reformla” projeyi tamamlamak amaçlanıyor… “Kürt açılımı” denilen o amaç için gündeme getirildi… Asla Kürt sorununu çözmek gibi halisane ‘amaçlar’ söz konusu değil… Boşuna ‘her söz her ağıza yakışmaz’ denmemiştir… “TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi” Komisyonu” Kürt sorununu çözmek gibi kaygılarda gündeme gelmedi… Anayasa değişikliği için muhalefeti etkisizleştirmek, bu amaçla da Kürtlerin desteğini almak amaçlanıyor…
Esasen söz konusu projenin başarısı için iki odağın etkisizleştirilmesi gerekiyor: Kürtler ve Aleviler… Barış süreci denilenle Kürt muhalefetini, Mutlak Butlan saçmalığıyla da, Kemal Kılıçtaroğlu üzerinden Aleviler hizaya getirilmek isteniyor… Eğer bu amaç gerçekleşir ve Anayasayı üçüncü defa değiştirmeyi başarırlarsa artık ilelebet iktidar yolunun açılacağı beklentisi var…
Eğer gerçekten amaç “Kürt barışı” olsaydı, tevatür edildiği olsaydı, hemen Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mırzaklı, Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman, Selçuk Kozağaçlı, gazeteciler ve diğerleri derhal tahliye edilir, kayyım atamaları sonlandırılır, CHP’li belediyelere yönelik saldırı başlatılmazdı…
Şimdilerde Butlan saçmalığıyla dinci iktidar gözünü iyice karatmış görünüyor… Gerçi ‘İslam Devleti’ Projesi’ hayli yol almış görünüyor ama işi zorlaştıran bir şey var: Ekonomik çöküş… Nitekim Özgür Özel’in mitinglerine büyük ilgi, doğrudan çöküşün sonucu… Eğer ekonomik çöküş bu kadar derin olmasaydı, AKP’nin işi kolaylaşırdı ama insanlar bugün Cumhuriyet tarihinin en derin ekonomik kriziyle yüzleşmekte…
Fakat çökertilen sadece ekonomi değil, tüm kurumlar çökertildi…
Gerçi Türkiye’de siyaset oldum-olası ‘bütçeyi hazineyi, müşterekleri yağmalamak, talan etmek üzerinedir ama Politik İslamcı AKP döneminde, tüm rekorlar kırıldı… Neredeyse yağmalanmamış, talan edilmemiş, özelleştirilmemiş, kâr aracına dönüştürülmemiş, soysuzlaşmamış bir şey bırakmadılar ki, böylesi bir utanmazlık görülmüş şey değildir… Hepsinden önemli olan, doğa yağma ve talanı ki, bu yaşamın temelinin aşındırılması, gelecek nesillerin geleceğinin karartılması demek… Eğer vakitlice bu yağma ve talan durdurulamazsa, geri dönüşü olmayan sınır aşılacak…
AKP’nin projesini püskürtmek, saldırıyı durdurmak için muhalefetin vakit kaybetmeden birleşmesi ve mücadeleyi ‘Meclis dışına’, sokağa taşıması gerekiyor… Zira Meclis’in artık hiçbir varlık nedeni kalmadı… Tabii bu eskiden matahtı demek değil… Peş peşe yapılan yasal ve anayasal değişikliklerle Meclis tamamıyla by-pass edildi… Artık TBMM, Sarayın sekretaryası işlevi görüyor, daha fazlası değil… Kaldı ki, bizde demokrasi pratiği hiçbir zaman içi boş bir söylem olmanın ötesine geçemedi… Bir seçim ve temsil yanılsamasından ibaretti…
Fakat, artık muhalefetin aklını başına alması, ‘kapitalizm dahilinde bir gelecek olmadığı’ tespitinden hareket etmesi gerekiyor. Artık kapitalizmde çıkılmadan, komünist topluma giden yol aralanmadan asla bir gelecek olmadığının bilinmesi gerekiyor… Zira kapitalizm tarihsel ömrünü tamamladı… Artık Büyük İnsanlığa teklif edebileceği bir şey yok… Şimdilerde sistemin peydahladığı sosyal kötülüklere (açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma), ekolojik yıkım ve iklim krizi de eklenmiş bulunuyor ki, bu üçünün diyalektiği de bir sürdürülemezlik veya aynı anlama gelmek üzere bir uygarlık krizi ortaya çıkmış bulunuyor…
O halde iki şey: Ya aracın direksiyonu vakitlice insandan ve doğadan yana çevrilecek, ya da insanlığın ve uygarlığın bir geleceği olmayacak… Bunu söylemek de ne bir kehânet, ne bir felaket tellallığı ne de bir hezeyan… Zira, şeylerin gerçeğiyle yüzleşmeye cüret etmeyenlerin bu dünyada bir şeyler başarmaları mümkün değildir…
Harika şair Nazım Hikmet’ten bir alıntıyla bitirelim:
“Kendi kendimizle yarışmadayız gülüm
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm”…

Mehmet Ali TEMEL

Devamını Oku

BUTLAN MESELESİ

BUTLAN MESELESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BUTLAN MESELESİ

İlan edildiğinden beri Türkiyenin en önemli sorunu,en çok konuşulan ve de tartışılan sorunu.

Nedir bu sorun,ne yapıldı,CHP genel başkanı Özgür Özel in genel başkanlığının iptal edilip yerine Kemal Kılıçdaroğlunun getirilmesi.

Bunun adı,anlamı,açık ve de net olarak CHP bölünmesi ,parçalanması demektir. Bana göre başka anlam taşımıyor.

Peki bu ne demektir,anlamı amacı nedir,bugünkü iktidarın devamını sağlamaktır.

Başka bir anlamı ve amacı var diyenler lütfen açıklasın.

Peki bunun sonucu nedir,yirmi dört yıldır ilmik ilmik örülen faşist bir İslam cumhuriyetinden Başka ne olabilir?

Şimdi ayrıntıları bir yana bırakalım.

Amaç ve sonuçla ilgili iddiam 24 yıllık süreçteki belgelerdir,yinelemeye gerek yok.

Peki buna engel olacak tek seçenek,son seçimde birinci parti olan CHP değilmiydi?

Nasıl engel olunabilir,CHP yi bölüp parçalamakla engel olunabilir.

Gündem olan konunun Başka ne anlamı olabilir?

Ben de diyorum ki 24 yıllık iktidarın gidişinden memnun olmayıp onaylamayıp,bu gidişe dur değip iktidarı ddeğiştirmenin ek yolu tüm muhalefetin birlik olmasıdır.

Gerçek gün gibi aşikardır CHP nin bölünmesi oyununa gelmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Bölünmenin,bu oyunun piyonu olan Kılıçdaroğlunun yanında yer alanlar da aynı konumda olanlardır.

Açık ve net olarak herkes yerini belli etmeli,ya iktidardan yana ya da iktidarın karşısında olduğunu durduğu yerle kanıtlayabilir.

En önemli bir ölçüt de demokratikleşme ölçütüdür. Bu kapı kimle nasıl açılabilir,buna göre yerini, safını belirlemelidir.

Son söz ,tek seçenek,her yanını beğenmemsek de bu gidişe engel olup iktidarı değiştirme olasılığı olan ÖZGÜR ÖZEL in yanında yer almaktır.

Mehmet Ali Teme

İlan edildiğinden beri Türkiyenin en önemli sorunu,en çok konuşulan ve de tartışılan sorunu.

Nedir bu sorun,ne yapıldı,CHP genel başkanı Özgür Özel in genel başkanlığının iptal edilip yerine Kemal Kılıçdaroğlunun getirilmesi.

Bunun adı,anlamı,açık ve de net olarak CHP bölünmesi ,parçalanması demektir. Bana göre başka anlam taşımıyor.

Peki bu ne demektir,anlamı amacı nedir,bugünkü iktidarın devamını sağlamaktır.

Başka bir anlamı ve amacı var diyenler lütfen açıklasın.

Peki bunun sonucu nedir,yirmi dört yıldır ilmik ilmik örülen faşist bir İslam cumhuriyetinden Başka ne olabilir?

Şimdi ayrıntıları bir yana bırakalım.

Amaç ve sonuçla ilgili iddiam 24 yıllık süreçteki belgelerdir,yinelemeye gerek yok.

Peki buna engel olacak tek seçenek,son seçimde birinci parti olan CHP değilmiydi?

Nasıl engel olunabilir,CHP yi bölüp parçalamakla engel olunabilir.

Gündem olan konunun Başka ne anlamı olabilir?

Ben de diyorum ki 24 yıllık iktidarın gidişinden memnun olmayıp onaylamayıp,bu gidişe dur değip iktidarı ddeğiştirmenin ek yolu tüm muhalefetin birlik olmasıdır.

Gerçek gün gibi aşikardır CHP nin bölünmesi oyununa gelmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Bölünmenin,bu oyunun piyonu olan Kılıçdaroğlunun yanında yer alanlar da aynı konumda olanlardır.

Açık ve net olarak herkes yerini belli etmeli,ya iktidardan yana ya da iktidarın karşısında olduğunu durduğu yerle kanıtlayabilir.

En önemli bir ölçüt de demokratikleşme ölçütüdür. Bu kapı kimle nasıl açılabilir,buna göre yerini, safını belirlemelidir.

Son söz ,tek seçenek,her yanını beğenmemsek de bu gidişe engel olup iktidarı değiştirme olasılığı olan ÖZGÜR ÖZEL in yanında yer almaktır.

Mehmet Ali Teme

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.