18 Ağustos 2026 Salı
Küresel Paylaşım Savaşında Çin "Kazan-Kazan" vaadiyle Afrika’ ya açılırken…
Vergi, trafik cezası, öğrenim kredisi borcu olanlar dikkat! Son tarih 31 Ağustos
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR.
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
AVM’LER KARŞISINDA KENT MERKEZLERİ NASIL AYAĞA KALKAR?
EN BÜYÜK DEVRİMCİ’YE SAYGIYLA…
İNSANLARIN ZIRHSIZ HALİ SAMİMİYET
Samimiyet, güvenin ve derin bağların en sağlam temelidir. Yüzeysel etkileşimlerin gürültüsü içinde insana “ait hissetme” ve “anlaşıldığını bilme” alanı sunar. Karşılıklı bir güvenli liman gibidir; çünkü samimi bir bağda insanlar oldukları gibi kabul görürler.
Bana bunu nasıl yaparsın, ben senin için neler yaptım” algısı yaratmaya çalıştıklarında durun ve düşünün: Gerçekte onlar sizin için ne yapmıştı, yoksa her şey onların hesabına mı yazılmıştı? Sınır koymak bir bencillik değil, öz savunmadır..
“Samimiyet, kusursuz olmak değil; eksikleriyle, duygularıyla ve tüm çıplaklığıyla hakiki olmaktır.”kendi iç sesiyle dışarıya yansıttığı tavırların birbiriyle tam bir uyum içinde olmasıdır. Düşünce, duygu ve eylem birliğidir.Kusurları, korkuları ve zayıflıkları saklamaya çalışmadan, yargılanma riskini göze alarak içini açabilme cesaretidir. Gerçek samimiyet, ancak ruhsal zırhlarımızı çıkardığımızda mümkündür.Sosyal rollerin, onaylanma kaygılarının ve gizli ajandaların ötesine geçerek, bir insanla veya hayatla tamamen “olduğumuz gibi” bağ kurabilmektir.
Gerçek samimiyetin bağırmaya, göz sokmaya veya kanıtlanmaya ihtiyacı yoktur; aksine sakin, ölçülü ve karşısındakini rahat ettiren bir alandır.
Sizce günlük hayatta en sık hangi davranışı “samimiyet” zannederek büyük bir yanılgıya düşüyoruz?Hatlar sadece bir tarafın bir yardıma, bir kapı açılmasına, bir tavsiyeye veya desteğe ihtiyacı olduğunda aniden canlanır. İş görüldüğü an radardan tamamen kaybolurlar.İşi düştüğü an kullanılan aşırı tatlı diller, ani övgüler ve “aslında seni hep arayacaktım ama araya yoğunluk girdi” bahaneleri, karşı tarafı yumuşatmak ve sınır çekmesini engellemek için tasarlanmış birer kalkandır.İhtiyaç anındaki o yoğun ilgi ve “canım, ciğerim” hitapları, işler bittikten sonraki o buz gibi mesafeyle yer değiştirdiğinde geriye sadece büyük bir hayal kırıklığı kalır.İnsanın her an güçlü, her an haklı ve her an korunaklı olma zorunluluğu ruhu eskitir. Ruhun zırhsız hali ise bir teslimiyettir; insanın kendi gerçekliğiyle yüzleşmesi ve “Ben buradayım, tüm açıklığımla buradayım” diyebilmesidir.
Gerçek samimiyet, karşıdakinden beklentisiz bir şekilde, sadece o kişi olduğu için kurulur. İhtiyaç anında tezgahlanan yakınlık ise bir bağ değil, yalnızca anlık bir menfaat ortaklığıdır.Aslında haksız olan, sınır ihlali yapan veya hesap vermesi gereken kişi; aniden ağlayarak olayın mağduru rolüne bürünür. Bir anda siz kendinizi, ona hak ettiği mesafeyi koyduğunuz ya da gerçeği söylediğiniz için vicdan azabı çekerken bulursunuz.
İnsanın merhameti ve vicdanı en hassas noktasıdır. Karşı taraf bunu çok iyi bildiği için, mantıklı bir savunma yapamayacağı noktalarda ağlamayı bir kalkan olarak kullanır. Amaç, sizin mantığınızı devre dışı bırakıp vicdanınız üzerinden sizi dize getirmektirBu tür gözyaşları asla bir pişmanlığın ya da gerçek bir iç dökmenin sonucu değildir; aksine, o anki konuyu kapatmak, hesap vermekten kaçınmak ve dikkati başka yöne çekmek için sahnelenen profesyonel bir tiyatrodur.
Gerçek acı ve samimi pişmanlık sessizdir, içine akar. Ancak manipülasyonun gözyaşları her zaman bir seyirciye oynar ve arkasında mutlaka tahsil edilmek istenen bir “fatura” taşır.Kendinizi korumak bencilce değil, başkalarının sizin iyi niyetinizi sırt çantası yapıp yürüyüşe çıkmasına izin vermeme bilincidir.”
GÖKSEL GÜNGÖRDÜ