Sibel Gelbul

Sibel Gelbul

27 Ağustos 2026 Perşembe

Parçala, Böl ve Yönet

Parçala, Böl ve Yönet
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Büyük İskender ile felsefenin büyük ismi Aristoteles arasında geçtiği anlatılan bir hikâye vardır. Büyük İskender, ele geçirdiği topraklarda yaşayan halkları nasıl kontrol altında tutabileceğini sorar.

İleri gelenleri sürgüne mi göndermeli? Hapse mi atmalı? Yoksa ortadan mı kaldırmalı?

Aristoteles’e atfedilen cevap ise daha farklıdır:

“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle çatıştıklarında kendini hakem olarak kabul ettireceksin. Fakat anlaşmaya giden yolları kapalı tutacaksın.”

Elbette bu anlatı tarihsel bir belge olmaktan çok, yüzyıllardır anlatılan popüler bir felsefi kurgudur. Ama asıl önemli olan hikâyenin doğruluğundan çok, bugün bize ne söylediğidir.

Çünkü “böl ve yönet” yalnızca geçmişin imparatorluklarına ait bir yöntem değildir. Günümüzde de farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.

Aynı gemide farklı düşüncelere sahip insanlar olabilir mi?

Elbette olabilir.Bunun adı demokrasidir. Tahammüldür. Çeşitliliktir.

Aynı ülkeyi, aynı kenti, aynı toplumu seven insanların her konuda aynı düşünmesi gerekmez. Hatta demokrasinin güzelliği biraz da buradadır. Aynı pencereden bakmak zorunda değiliz; önemli olan, birbirimizin penceresini taşlamamaktır.Asıl sorun, farklı düşünmek değil; farklı düşünene tahammül edememektir.

Bugün toplumun en büyük sorunlarından biri de budur: empati eksikliği, tahammülsüzlük ve etik değerlerin giderek zayıflaması.

Bazen olayların içine fazla girmek yerine, labirentin üstünden bakmak gerekir.

Siyasetin ve yönetimin farklı kademelerinde yer alan, farklı çevrelerle iletişim kurabilen insanlar bazı gelişmeleri diğerlerinden önce görebilir. Herkesin bilmediği bilgileri bilebilir, farklı aktörlerin ne düşündüğünü daha yakından takip edebilirler.

Bu nedenle siyasette her hamle, satranç tahtasındaki bir hamle gibidir.

Piyonlar yolu açar ya da yolu kapatır. Kale ve vezir stratejik alanları kontrol eder. Şah ise korunması gereken en önemli taştır.

Ama satrançta bile herkes aynı taşı oynayamaz.Stratejiyi doğru kurmadan yapılan her hamle, oyunu kazanmak yerine kaybettirebilir.

Bu yüzden siyaseti iyi okuyan da okumayan da kişisel hırslarını merkeze koyduğunda oyunun dışına düşebilir.

Bazen en doğru hamle, hemen hamle yapmamak; zamanı beklemektir.Tıpkı satrançta olduğu gibi…

AH SOSYAL MEDYA!

Bir bakıyorsunuz memleket batmış.

Bir bakıyorsunuz aynı memleket birkaç dakika sonra dünyanın en güzel ülkesi olmuş.

Elimize, dilimize ve davranışlarımıza sahip olmak…

Çünkü bir ülke sosyal medya yorumlarıyla yönetilmez. Magazin diliyle siyaset yapılmaz. Algıyla gerçek birbirine karıştırıldığında toplumun sağlıklı düşünme yeteneği de zarar görür.

Bugün sosyal medyada yapılan linçlerin çoğu, gerçekten bir adalet arayışından mı doğuyor?

Yoksa hoşumuza giden bir hedef bulduğumuzda mı ortaya çıkıyor?

Eğer gerçekten toplumsal duyarlılıktan söz ediyorsak, bunu yalnızca bize dokunan meselelerde göstermemeliyiz.

Andımız kaldırılırken gösterdiğimiz tepki kadar; çocukların istismarı karşısında da aynı duyarlılığı gösterebilmeliyiz.

Ekonomik sıkıntılar yaşayan asgari ücretlinin, emeklinin, dar gelirlinin yanında da aynı kararlılıkla durabilmeliyiz.

Bazen korkudan, bazen çıkardan, bazen de yalnızca işimize geldiği için sessiz kalıyoruz.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Kendimize sürekli aynı kanalı izletiyor, aynı düşünceleri okuyor, aynı insanları takip ediyor ve sonra da bütün ülkenin bizim gördüğümüz gibi düşündüğünü sanıyoruz.

Biraz değiştirin.Başka sesleri dinleyin.Başka fikirleri okuyun.

Demokrasi, sadece bizim gibi düşünenlerin konuşabildiği bir düzen değildir.

Kendimize göre okumaktan vazgeçtiğimizde, birlikte yaşamanın ve birleşmenin değerini daha iyi anlayacağız.Çünkü hepimiz aynı düşünmek zorunda değiliz.

Ama hepimizin sahip çıkması gereken ortak değerler var.

Bu ülke bizim.

Bu şehir bizim.

Bu toplum bizim.

Farklılıklarımız bizi parçalamak için değil, zenginleştirmek için var.

Ve belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey şudur:Parçalanmadan farklılaşabilmek, farklılaşırken birbirimize düşman olmamak ve ortak değerlerimiz etrafında yeniden bir araya gelebilmek.

Çünkü “böl ve yönet” anlayışına verilebilecek en güçlü cevap;“Farklı düşünürüz ama birbirimizi bölmeyiz.” diyebilmektir.

SİBEL GELBUL

Devamını Oku

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nda Atık Sorunu: Mersin Sahipsiz Değil

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nda Atık Sorunu: Mersin Sahipsiz Değil
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nda Atık Sorunu: Mersin Sahipsiz Değil

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nda yaşanan atık sorunu artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya gelmiştir.

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nda atık yönetimi krizi büyüyor. Büyükşehir Belediyesi’nin hizmet süresinin sona ermesiyle başlayan süreçte, gerekli izin ve süre uzatımının neden verilmediği belirsizliğini koruyor.

Bugüne kadar barınaktaki atıkların yönetimi ve bertarafı konusunda Mersin Büyükşehir Belediyesi sorumluluk üstlenmiş, gerekli lisanslara sahip olduğu dönemlerde irili ufaklı teknelerin atıkları düzenli ve kusursuz şekilde alınmıştır.

Ancak bu hizmetin dayandığı sürenin 9 Temmuz 2026 tarihinde sona erdiği ifade edilmektedir.

Burada kamuoyunun bilmesi gereken çok önemli bir konu var:Mersin Büyükşehir Belediyesi neden hizmeti sürdüremiyor?

Yapılan görüşmeler ve yazışmalarda, daha önce 5 yıl olarak verilen sürenin bu kez yaklaşık 11 ay gibi kısa bir süreyle sınırlandırıldığı belirtilmektedir.

Atık yönetimi; araç, ekipman, tesis, lisans ve ciddi maliyetler gerektiren bir sistemdir. Büyük yatırımlar gerektiren böyle bir hizmetin yalnızca 11 aylık bir süre içerisinde sürdürülebilir bir yatırım modeline dönüştürülmesi son derece güçtür.

Dolayısıyla mesele sadece “Belediye neden hizmet vermiyor?” sorusuyla açıklanamaz.

Eğer Büyükşehir Belediyesi’nin bu hizmeti sürdürebilmesi için gerekli alan veya kullanım süresi konusunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ilgili birimleri veya Milli Emlak tarafından gerekli süre uzatımı verilmediyse, kamuoyunun bunu bilme hakkı vardır. Eğer Büyükşehir Belediyesi hizmeti sürdürebilmek için gerekli izin, alan veya süreyi alamıyorsa, bunun gerekçesi kamuoyuna açıklanmalıdır.

Hangi kurum izin vermedi?

Neden izin verilmedi?

Hangi gerekçe ile süre 11 ayla sınırlandırıldı?

Sürdürülebilir bir atık yönetimi projesinin önünü açmak için neden daha uzun süreli bir çözüm oluşturulmadı?

Bunların cevabı verilmelidir.

Çünkü bugün gelinen noktada hizmet alım süresinin sona ermesiyle birlikte, gerekli lisans ve hukuki altyapı bulunmadan Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin bu hizmeti devam ettirmesi de mümkün değildir.Burada belediyeyi doğrudan sorumlu ilan etmek kolaydır.

Ama gerçek sorumluluğun nerede olduğunu ortaya koymak daha önemlidir.

Mersin Milletvekillerine Çağrımdır.

Mersin milletvekillerine sesleniyorum:Bu konu siyaset üstü bir konudur.

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nı son günlerde ziyaret ettiniz mi?

Oradaki görüntüyü gördünüz mü? Kokuyu hissettiniz mi?

Barınakta yaşayan, çalışan ve denizden ekmek kazanan insanların yaşadığı sorunu yerinde gördünüz mü?

Çünkü konu artık yalnızca işletmelerin ekonomik kaybı değildir.

Mesele çevredir.Denizlerimizdir.Mersin’in geleceğidir.

Çamlıbel Balıkçı Barınağı, Mersin’in tarihi ve kültürel dokusunun önemli noktalarından biridir. Aynı zamanda deniz turizmi ve kent yaşamı açısından da önemli bir değerdir.

Akdeniz’in incisi Mersin’e yakışan, denizimizi kirleten görüntüler değildir.

Carettalar, balıklar ve diğer deniz canlıları bu kentin ortak değerleridir.

Denizin kirlenmesinin hesabını kim verecek?

Bugün gerekli önlem alınmazsa yarın çok daha büyük çevresel sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

Mersin Halkı Gerçeği Bilmek İstiyor.

Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin sürdürülebilir bir proje hazırlamasının önündeki engel nedir?

Bunların cevabı siyasi tartışmalarla değil, resmi belgelerle ortaya konulmalıdır.

Mersin halkının işin doğrusunu bilmeye hakkı vardır.

Kurumlar Birbirini Beklememeli.

Artık kurumların birbirini beklediği bir süreç değil, çözüm ürettiği bir süreç başlamalıdır.

Mersin Büyükşehir Belediyesi, ilgili Bakanlık birimleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Milli Emlak ve diğer ilgili kurumlar aynı masa etrafında toplanmalıdır.

Sorunun kimin sorumluluğunda olduğunu tartışmak yerine, atıkların bugün nasıl ve yasal olarak yönetileceği konusunda acil çözüm üretilmelidir.

Çünkü çevre sorunlarının ertelenmesi, sorunu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine büyütür.

Mersin sahipsiz değildir.

Çamlıbel Balıkçı Barınağı’nın atık sorunu ivedilikle çözülmelidir.

Ve kamuoyuna açıkça söylenmelidir:

Kim izin vermedi?

Neden vermedi?

Ne zaman çözülecek?

Mersin halkı bu üç sorunun cevabını bekliyor.

SİBEL GELBUL

Devamını Oku

Biz Nereye Gidiyoruz?

Biz Nereye Gidiyoruz?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumlar bir günde çökmez.

Önce doğrular sessizleşir…

Sonra yanlışlar konuşmaya başlar.

Bir süre sonra da herkes susar.

İşte tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz.

Öyle bir zaman ki; adaletin terazisi tartmayı bırakmış, vicdanın sesi kalabalığın gürültüsünde kaybolmuştur.

Demokrasi, sandık günü hatırlanan bir kelimeye; liyakat ise sadece sözlüklerde kalan bir kavrama dönüşmüştür.

Yasalar artık herkese eşit mesafede duran bir güvence değil, kimine kalkan, kimine yük olan bir araç gibi görülmektedir.

Korkunun adı değiştirildi.Artık ona “sessizlik” deniyor.

İnsanlar konuşmuyor çünkü ikna oldular değil; konuşmanın bedelini hesaplıyorlar.

Doğru söyleyenin yalnız, güçlü olana alkış tutanın kalabalık olduğu bir iklim oluşturuldu.

Siyahın beyaz olduğuna inanılması isteniyor.

Dün söylenenlerin bugün inkâr edilmesi ise sıradan bir davranış hâline geliyor.

Ekonomi rakamlarda büyürken sofralar küçülüyor.

25 bin lira emekli maaşı alan bir insanın, bunun iki katı kira ödemesinin normal kabul edildiği bir düzen; ekonomik değil, vicdani bir iflasın göstergesidir.

Gençler umutlarını bavullarına koyup başka ülkelere taşırken, geride kalanlar yalnızca çocuklarını değil, hayallerini de uğurluyor.

Aile bağları zayıflıyor.

Sevginin yerini çıkar, dostluğun yerini menfaat, sadakatin yerini fırsatçılık alıyor.

Karakter değil, konum konuşuyor.

İlke değil, güç belirleyici oluyor.

Ve en acısı…

Çocuklarımızın güvenliğini, gençlerimizin geleceğini, yaşlılarımızın huzurunu konuşmak yerine; her gün yeni bir gündemin peşinden sürükleniyoruz.

Dünyanın gelişmiş ülkeleri yapay zekâyı, uzay teknolojilerini ve bilimsel atılımları tartışırken; biz hâlâ en temel sorunlarımızı çözememenin ağırlığını yaşıyoruz.

Yine de “İnşallah düzelir.” diyoruz.

Çünkü umut, bu milletin en eski alışkanlığıdır.

Ama umut; çalışmanın, adaletin ve cesaretin yerine geçemez.

Toplumlar sadece ekonomik krizlerle değil, değerlerini kaybettiklerinde de yoksullaşırlar.

Bugün en ağır kriz dövizde değil… Güvende yaşanıyor.

Can simidimiz olduğunu düşünüyoruz.Oysa simidin ortası çoktan boşaltılmış.

Şimdi kendimize yüksek sesle sormanın zamanı:Biz nereye gidiyoruz?

Ve daha da önemlisi…

Bu gidişatı değiştirecek cesareti gösterecek miyiz, yoksa sadece seyretmeye devam mı edeceğiz?

“Bir milleti ayakta tutan sadece ekonomisi değildir; adaleti, vicdanı, ahlakı ve ortak geleceğe olan inancıdır. Bunlar zayıfladığında, çöküş sessiz başlar.”

SİBEL GELBUL

Devamını Oku

Mersin’de Çarşı Esnafında Ortak Akıl Kazandı

Mersin’de Çarşı Esnafında Ortak Akıl Kazandı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kentler sadece betonla değil; ortak akılla, diyalogla ve güven veren yönetim anlayışıyla büyür. Mersin Çarşı esnafı ile  kurulan bu masa, konuşmanın ve birlikte çözüm üretmenin hâlâ en güçlü yöntem olduğunu bir kez daha gösterdi.

Mersin Çarşı esnafı, MEPİAD öncülüğünde Türkiye Belediyeler Birliği ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Vahap Seçer ile bir araya geldi.

Her şeyden önce şunu söylemek gerekir; kamuoyunda zaman zaman oluşturulmaya çalışılan algının aksine, çarşı esnafı kentine sahip çıkan, Mersin’i seven, gördüğü eksikleri de doğruları da saygılı bir üslupla dile getiren insanlardan oluşuyor. Böylesine samimi bir ortamda bulunmak gerçekten keyif vericiydi.

Toplantının ev sahibi olan MEPİAD Başkanı Özcan Demir, konuşmayı seven bir isim olmasına rağmen zaman yönetimini son derece başarılı kullandı. Herkesin söz almasına imkân sağlayan disiplinli bir toplantı yönetti.

Sayın Vahap Seçer ise salondaki tüm esnaf ve iş insanlarını tek tek selamladı. Belediyenin ilgili daire başkanları ve bürokratlarının tamamının toplantıda hazır bulunması da sorunların doğrudan muhataplarıyla ele alınacağını gösteriyordu.

Soru-cevap bölümünde önce tüm talepler dinlendi. Başkan Seçer’in konuşmacıları dikkatle dinlemesi, hem hafızasına hem de yazılı notlarına isimleri ve unvanlarıyla birlikte kaydetmesi, konuya verdiği önemi açıkça ortaya koydu.

Toplantıda en çok dile getirilen başlıkların başında İstiklal Caddesi’ndeki tek yön uygulaması geldi. Bunun yanında otopark sorunu, görüntü kirliliği oluşturan metruk yapılar, kaldırım işgalleri, kent estetiğini bozan totemler ve deniz kirliliği de esnafın öncelikli talepleri arasındaydı.

Burada önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor. Büyükşehir Belediyesi’nin görev alanı olduğu gibi ilçe belediyelerinin ve merkezi idarenin sorumluluğunda bulunan konular da var. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Karayolları ve Emniyet gibi kurumların yetki alanına giren başlıkları da Başkan Seçer açık bir şekilde anlattı.

İstiklal Caddesi’ndeki tek yön uygulamasıyla ilgili ise dikkat çekici bir değerlendirme yaptı. İlk dönemde bu kararın yine esnafla yapılan toplantılar sonucunda alındığını, ancak bugün yoğun şikâyetlerin geldiğini ve buna kayıtsız kalamayacağını belirtti. Gerekli teknik uygunlukların değerlendirilmesiyle birlikte sürecin yeniden ele alınması için talimat verdi.

Salondan yükselen alkışlar aslında sadece verilen karara değil, dinlenildiğini hisseden insanların memnuniyetineydi. Çünkü Mersin’de birçok kişi bilir ki; Sayın Seçer “yapacağız” dediğinde, süreci mutlaka başlatır.

Toplantıda Müftü Deresi Yaşam Vadisi Projesi’nin birinci etabının başladığı da açıklandı. Yaklaşık 1.500 dönümlük alanı kapsayan proje; oyun alanları, yürüyüş ve bisiklet yolları, spor sahaları, seyir terasları, yeşil alanlar ile sosyal ve kültürel tesisleri içine alan kapsamlı bir dönüşüm projesi olarak planlanıyor.

Kent trafiğini rahatlatacak katlı kavşaklar, battı-çıktılar ve alt geçit çalışmalarının hızla devam ettiğini belirten Başkan Seçer, önümüzdeki hafta gerçekleştirilecek Vatan Caddesi-Kuyuluk Caddesi temel atma törenine de tüm katılımcıları davet etti.

Zabıta hizmetleri ve ilaçlama konusunda daha etkin çalışmalar yapılacağını ifade ederken, MESKİ’nin Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ile Uluslararası Finans Kurumu (IFC) iş birliği sayesinde altyapı ve atık su projeleri için sağlanan finansman ve hibeler hakkında da bilgi verdi.

Toplantıda çarşı esnafının Kırmızı Lacivert Kent Meydanı hakkındaki memnuniyetini dile getirmesi de dikkat çekiciydi. Modern yaşam alanlarının bölgenin ticari cazibesini artırdığı, ağaçlandırma ve bina cephe düzenlemeleriyle kent estetiğinin daha da güçleneceği ifade edildi.

Taş Bina Kent Müzesi ve Kasaplar Çarşısı restorasyon projelerinin ihale süreçlerinin başladığını açıklayan Başkan Seçer, bölgenin tamamında kapsamlı bir yenilenme döneminin başlayacağını söyledi. Daha güvenli, daha estetik ve daha yaşanabilir bir kent hedefinin altını çizdi.

Mersin’de yaşamak gerçekten büyük bir şans. Üstelik Türkiye Belediyeler Birliği Başkanlığı görevini de yürüten bir belediye başkanının kente sağlayabileceği avantajlar küçümsenemez.

Bu yazının bir bölümünü Kırmızı Lacivert Kent Meydanı’nda kaleme aldım. Etrafı izlerken değişimin insanların yüzüne nasıl yansıdığını görmek mümkündü.

Camişerif Mahallesi, İstiklal Caddesi ve Hastane Caddesi’nde tam 36 yılını geçirmiş biri olarak içimden tek bir cümle geçti:

“Demek ki değişim mümkünmüş.”

Belki de yıllar önce yapılabilirdi…

Ama bugün yapılan doğru işleri de görmezden gelmek hakkaniyet olmaz.

Eleştirmek kadar takdir etmeyi de bilmeliyiz.

Çünkü alkış; kişilere değil, kente değer katan hizmetlere yakışır.

Ve unutmayalım…

Şehirler konuşarak büyür, ortak akılla gelişir; geriye ise eser bırakanlar hatırlanır.

SİBEL GELBUL

Devamını Oku

Sosyal Belediyecilik Bir Tercih Değil, Vizyon Meselesidir

Sosyal Belediyecilik Bir Tercih Değil, Vizyon Meselesidir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Belediyecilik denildiğinde çoğumuzun aklına yol, kaldırım, asfalt, park ve altyapı hizmetleri gelir. Elbette bunlar yerel yönetimlerin asli görevleridir. Ancak günümüz belediyeciliği artık yalnızca beton ve asfalt üretmekten ibaret değildir. İnsan hayatına dokunan, sosyal adaleti gözeten ve toplumun her kesimini kapsayan hizmet anlayışı, çağdaş belediyeciliğin en önemli ölçütlerinden biri haline gelmiştir.

İşte buna sosyal belediyecilik deniyor.

Sosyal belediyecilik; belediyelerin yalnızca fiziksel yatırımlar yapan kurumlar olmaktan çıkıp, toplumun dezavantajlı kesimlerini destekleyen, gelir adaletsizliğini azaltmayı amaçlayan ve vatandaşın yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen insan odaklı bir yönetim anlayışıdır.

Türkiye’de bu anlayışın temelleri 1970’li yıllarda, özellikle 1973-1977 döneminde ortaya çıkan toplumcu belediyecilik anlayışıyla atıldı. Aradan geçen yıllarda ise sosyal belediyecilik, yerel yönetimlerin vazgeçilmez hizmet alanlarından biri haline geldi.

Bugün bu anlayışın somut örneklerinden biri de Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin uygulamalarıdır.

Evde sağlık ve bakım hizmetlerinden hasta nakline, doktor kontrolünden kişisel bakım ve ev temizliğine kadar uzanan destekler; yaşlı, engelli ve yatağa bağımlı vatandaşların yaşamını kolaylaştırıyor.

Eğitim alanında çocuk ve yetişkinlere yönelik atölyeler, MERCEK Mesleki Eğitim Merkezleri, kadınlara yönelik meslek edindirme kursları, kütüphaneler, kültürel etkinlikler, öğrenci bursları ve sınav hazırlık kursları gençlerin geleceğine yatırım niteliği taşıyor.

Ekonomik sıkıntıların yoğun hissedildiği günümüzde uygun fiyatlı toplu taşıma, öğrenci dostu yemek ve çorba noktaları ile kent lokantaları dar gelirli vatandaşların bütçesine önemli katkı sağlıyor.

Üreticiyi unutmayan belediyecilik anlayışıyla yüzde 50 hibeli sera naylonu, süt soğutma tankı ve çeşitli ekipman destekleri verilerek tarımsal üretimin sürdürülebilirliği destekleniyor.

Gençlere yönelik Kampüs Garaj projeleri, istihdam odaklı çalışmalar, kültür-sanat etkinlikleri ve ücretsiz konserler ise sosyal yaşamı güçlendiren önemli adımlar olarak öne çıkıyor.

2019 yılında göreve başlayan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, 31 Mart 2024 seçimlerinde yeniden seçilerek ikinci dönemine başladı. Bu süreçte yalnızca büyük altyapı projeleri değil, sosyal belediyeciliği merkeze alan pek çok uygulama hayata geçirildi. Hizmetlerin ilçelerin ihtiyaçlarına göre planlanması ve ayrım gözetilmeksizin sürdürülmesi de dikkat çeken bir yönetim anlayışı ortaya koydu.

Ekonomik şartların her geçen gün zorlaştığı bir dönemde, vatandaşın günlük yaşamına doğrudan dokunan bu hizmetler birçok aile için gerçekten de bir “can suyu” niteliği taşıyor.

Sonuçta belediyeciliği sadece asfalt dökmek ya da bina yapmak olarak görmek eksik bir değerlendirme olur. Çünkü bir kentin gerçek gelişmişliği, o kentte yaşayan insanların yaşam kalitesiyle ölçülür.

Yol yapmak belediyenin görevidir.

Ama bir öğrencinin eğitimine destek olmak, yaşlı bir vatandaşın evine sağlık hizmeti götürmek, bir üreticinin emeğine katkı sunmak, bir gencin geleceğine umut olmak ve ihtiyaç sahibinin yanında durabilmek…

İşte bunlar zorunluluk değil, vizyondur.

Sosyal belediyecilik de tam olarak budur.

Sibel GELBUL

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.