Can Demir

Can Demir

07 Haziran 2026 Pazar

Mersin Her Mevsim Yeniden Çiçekleniyor. “Sev Ki Güller Açsın”

Mersin Her Mevsim Yeniden Çiçekleniyor. “Sev Ki Güller Açsın”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sev Ki Güller Açsın: Mersin Her Mevsim Yeniden Çiçekleniyor

Kentler de insanlar gibidir. İlgi gördükçe güzelleşir, değer verildikçe gelişir, sevildikçe renklenir. Bugün Mersin’in cadde ve bulvarlarında, parklarında ve meydanlarında dolaşan herkes bunun en güzel örneklerinden birini görüyor. Çünkü Mersin Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen peyzaj çalışmaları, kentin her köşesine yalnızca çiçek değil; umut, estetik ve yaşam sevinci de ekiyor.

Yaz mevsiminin gelişiyle birlikte Mersin adeta rengârenk bir tabloya dönüşmüş durumda. Bulvarları süsleyen çiçekler, parkları gölgelendiren ağaçlar, özenle düzenlenen yeşil alanlar ve estetik dokunuşlarla şekillenen kent peyzajı, Mersin’in doğal güzelliğini daha da görünür hale getiriyor.

Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan Peyzaj Master Planı’nın kararlılıkla uygulanması, kent yönetiminde planlı ve bilimsel yaklaşımın somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Yapılan çalışmalar yalnızca çiçek dikmekten ya da yeşil alan oluşturmaktan ibaret değil. Kent biliminin ışığında hazırlanan projelerle, estetik değerler ile çevresel sürdürülebilirlik aynı potada buluşturuluyor. Böylece Mersin, geleceğe daha güçlü ve daha yaşanabilir bir kent olarak hazırlanıyor.

Bugün Mersin’in her bulvarında, her kavşağında ve her parkında hissedilen ortak duygu şudur: Bu kent seviliyor ve bu sevgi kente yansıyor. Adeta ünlü şarkının nakaratı yankılanıyor dört bir yanda: “Sev ki güller açsın…”

Gerçekten de güller açıyor. Sadece parklarda değil, insanların yüzlerinde de açıyor. Sabah işine giden vatandaşın yol boyunca gördüğü renk cümbüşü, çocuğunu parka götüren annenin hissettiği huzur, esnafın işyerinin önündeki düzenli ve temiz çevreden duyduğu memnuniyet, yapılan hizmetlerin toplumda nasıl karşılık bulduğunu açıkça gösteriyor.

Mersin; farklı kültürlerin, farklı inançların, farklı yaşam biçimlerinin yüzyıllardır bir arada yaşadığı Akdeniz’in eşsiz kentlerinden biridir. Bu çeşitlilik ve zenginlik, bugün kentin fiziki dokusunda da kendisini gösteriyor. Estetik peyzaj düzenlemeleriyle donatılan kent mekânları, farklılıkların uyum içinde yaşadığı bu güzel şehrin ortak yaşam kültürünü güçlendiriyor.

Özellikle son yıllarda gerçekleştirilen çevre düzenlemeleri, yeşil alan yatırımları ve kent estetiğine yönelik çalışmalar, vatandaşlar arasında sıkça takdirle dile getiriliyor. Esnaftan emekliye, öğrenciden ev hanımına kadar toplumun her kesimi, Mersin’in daha temiz, daha düzenli ve daha yeşil bir kent kimliğine kavuştuğunu ifade ediyor.

Kent yönetiminde güven duygusu, yapılan hizmetlerin vatandaşın günlük yaşamında hissedilmesiyle oluşur. Mersin’in dört bir yanında görülen bu değişim ve dönüşüm, Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’e duyulan güvenin güçlenmesinde önemli bir rol oynuyor. Çünkü insanlar yalnızca verilen sözlere değil, gördükleri hizmetlere inanıyor.

Bugün Mersin; sadece yolları, parkları ve meydanlarıyla değil, insan odaklı kent anlayışıyla da örnek gösterilen şehirlerden biri olma yolunda ilerliyor. Çevreye duyarlı, iklim dostu, sürdürülebilir ve estetik kentleşme anlayışı sayesinde Akdeniz’in incisi her geçen gün daha da parlıyor.

Çünkü bir kenti güzelleştiren yalnızca beton yapılar değildir. O kente duyulan sevgi, gösterilen özen ve geleceğe bırakılan yeşil mirastır.

Mersin bugün tam da bunu yaşıyor.

Ve Mersin’in dört bir yanında gerçekten güller açıyor…

CAN DEMİR

Devamını Oku

Kaliteli yaşam ve ötesi (Denge sorunsalı – Orman yangınlarının açığa çıkardığı düşünceler)

Kaliteli yaşam ve ötesi (Denge sorunsalı – Orman yangınlarının açığa çıkardığı düşünceler)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kaliteli yaşam kavramı doğum anınızdan itibaren çevrenizle ve kişisel gelişimle şekillenecek bir durumdur. Kişinin hayattan bekledikleridir kaliteli yaşam. Bu hayattan ne istiyorum, ne bekliyorum, beni ne mutlu eder sorularını kendimize açıkça sormamış olsak da içgüdüsel olarak yaşamımızı kaliteli hale getirmek için tüm bu çabamız ve çalışmalarımız.

İnsanın doğduğu coğrafya, aldığı eğitim, aile yapısı, arkadaşlıkları, ilgi duyduğu film yönetmenleri, yazarlar, müzisyenler, sporcular, ressamlar gibi insanın duygularına ve düşüncelerine derinden etki eden unsurlar kişinin benliğini bulunca farkına varacağı kaliteli yaşamı ortaya çıkaracaktır. Ancak kaliteli yaşam ile birlikte korunması gereken bir durum da vardır. Bu da gelecekteki yaşamı korumaktır. Yaşadığı çağın bilincinde olan, kendinden önceki dünya yaşamını az çok bilen bir kişi bu unsurlara kendi ileri görüşlülüğünü de katarak bir canlıya(burada artık insanı aşıyoruz) nasıl davranılması gerektiğini bilir.

Peki biz tırnak içinde kendi kaliteli yaşamımızı korumak isterken neden geçmişten ders çıkarıp, gelecekte bırakmak istediğimiz dünyaya göre şimdiki zamanı yaşayamıyoruz?

Günlük işlerin koşturması mı, devletlerin umursamazlığı mı, yerel unsurların yetersizliği mi?

Neden gelecekte canlıların denge içerisinde yaşamasına olanak sağlayacak bir ortam bırakamıyoruz?

Bence burada bu çağın bize verdikleri ile karşılığında gelecekte bizden alacakları arasında bağ kuramamak yatıyor ki bu bağı kurmak bence de bu zamanın insanı açısından hiç kolay değildir. Bu bağı kuramamamızın temel nedenini de hazıra alışmış olmak olarak görüyorum. Üretim ve tüketim sürecini bilmemek, sadece önüne konulan çarkı çevirmek, yediğin yemeğin, içtiğin içeceğin, barındığın yerlerin nasıl oluştuğunu umursamamak hazıra alıştığımızın göstergesidir.

Tamamen endüstriyelleşmiş bir hayattayız. Bu kavram hazıra alışmışlığımızın temelidir. Çevremizde sürekli gördüğümüz ama çoğunlukla fark etmediğimiz bu endüstriyelleşme geçmişin, yaşadığımız anın ve geleceğin bağlarını koparmaktadır. Tabi ki endüstriyelleşme ve insan nüfusunun hızlı artması birlikte gelişmiştir. Hızla artan nüfusun temel ihtiyaçları bu sayede karşılanmıştır.

Artık insanlığı rahata kavuşturan bu durumun tüm canlılar için bir tehdit oluşturduğunu görmek ve doğru üretim teknikleri ile tüm canlıların hayatına faydalı olacak şekilde endüstriyelleşmek gerekmektedir. Her bir canlı diğer canlılar için gerekliliktir.

Yaşamın bir denge olduğunu hatırlamalıyız diyecektim ama artık yaşamın bir denge olduğunu öğrenmemiz gerekiyor diyeceğim. Çünkü bu çağ bunu unuttuğumuzu değil hiç bilmediğimizi gösteriyor.

Yapılması gerekeni söylemek kolay; bu dünyayı ve içindeki her şeyi düşünerek yapılması gerekene karar ver. Maalesef insanlık için zor bir iş. Bir kişinin kişisel hırsları ve çıkarları binlerce kişinin iyiliğinin önüne geçebiliyor. Bu aşamada her birimizin tek tek farklı fikirlerimiz ile oluşturduğu toplumlar kendini sorgulama evresinde.

Gelecek zamanların iyi veya kötü olması, damarlarımızda, avuçlarımız arasında, beyin hücrelerimizde duruyor. Yaşadığımız sürece, gücümüz yettiği sürece, kafamız çalıştığı sürece iyiliği de kötülüğü de öngörülebilir gelecekte bizim sağlayacağımız görünüyor.

Toplumsal olarak yıktıklarımızı toplumsal olarak tekrar inşa etmeli, hatalarımızdan ders çıkartmalı, gelecek nesillere örnek olmalı ve onların bizden daha iyi olmasını sağlamalıyız. Yapılması gereken bir şey de (belki de en önemlisi) hem kişinin kendinin hem de gelecek nesillerin özgür bireysel alanlarını bu dünya içindeki ekosistemden daha önde tutmaması gerektiğini öğrenerek/öğreterek soluk mavi noktanın güzelliklerini nesiller boyu aktarmalıyız.

Can DEMİR


Devamını Oku