23 Mayıs 2026 Cumartesi
3.Dünya Savaşının trampet sesleri küresel büyük çatışmayı haber veriyor…
TİSAN DAVASINDA GÖZLER YENİDEN KEŞİF SÜRECİNDE
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE ŞEHİRLER BÜYÜMENİN LOKOMOTİFİDİR.
Allah Gültak’a Yardım Etsin…
AVM’LER KARŞISINDA KENT MERKEZLERİ NASIL AYAĞA KALKAR?
Öyle ya da böyle İstanbul fethedilecekti.
Genellikle pazar günleri öğleye kadar tamamen Emrullah’laşırım. Bu hal Gülsüm’ün de gözünden kaçmaz. Evet böyle günlerde insan ister istemez kuzeyden gelmiş gibi oluyor. Olsun. İyi oluyor.
Lazer kesimi aymazlıkla bire bir aynı. Herkeste olmaz böyle boyu devrilesicelikler.
Bastım da kırıldı iğnenipn dalı
Kötüye düşenin böylolur halı
Biz değirmende ağartmadık bu saçları demeyi bellemişler.
Emlak vergilerini ödemeyi unutmuş olmakta bir beis görmüyorlar.
O dişlek müdürü halen görevden almamışlar. Senin böyle bir durumun oldu mu?
Allah için. Birinin karşıma geçip, Adigeleşmesini eleştiririm.
Alt tarafı nar suyu. Nedir bu tafra diyemiyorsunuz yerine göre.
Türkünün de içine tükürdüler. Cemal abime de burdan sesleniyorum. Duysun! Umurumda değil artık.
Karlı dağlar karın almış karınan diyor türkücü.
Gel de delirme? Hepimizin anası bacısı var abi. Aha şu kara kargada bile hafıza var.
Karlı dağlar yükün almış karınan
Desen diline mi yapışır? Biz adam olmayız abi. Adamlık için bize yüz yıl yetmez. Bizim durumumuz bu.
Bir kuş konmuş ziyaretin başına
Döne döne el ediyor eşine.
Dılı Dılo ağlama
Dılo Dılo ağlama

OSMAN YILMAZ
ŞARKIŞLA
Sivas ile Gemerek’in arası. Yumurta kadar taş barındırmayan Şarkışla Ovası. Dağlıkları boz topraklı, semereli ve esaslı bir diyardır. Kavak ve söğüt ağaçlarının yurt tuttuğu yerlere üşüşmüşlerdir. Telgıraf tellerine tünemiş serçe kuşları gibi. Ağıtları göz doldurur, türküleri gönül dindirir.
Şarkışla’ya düşürmesin Allah sevdiği kulunu dizesiyle başlayan Denizler’in ağıtında ozan şöyle der.
Gece Elmalı’da kalmış
Hamamcı Ali’yi sormuş. . ..
Elmalı köyü düzlük bir küçük ovacık. Ova köyleri daha yurtsever olurmuş derler. Çünkü oralarda yurt daha kıymetlidir. Can vermeden toprak verilmesi caiz değildir derler. Şu kadim toprağın cilvesine bak. Muhsin Yazıcıoğlu da Elmalılıdır. Denizler oralarda anti emperyalist bir damarın olduğunu bildiklerinden, güvenle yöreye yönelmişlerdir. Bu damarın kesilmesi için yıllardır az oyunlar oynanmamıştır bu topraklarda. Bu bozkırların türküleri de direnişi de aynı damardandır.Tarihi burada biraz dinlendirip türkülere dönecek olursak;
Oğlanın adı ömer
Belimi sıktı kemer
Benim ince belime
Yakışır gümüş kemer
Türkü’nün bu kısmına katılıyorum. Niye? Oğlanın adı Ömer’se adil olması beklenir. Öyle rivayet olunur. Bir Şarkışla kızı için gümüş kemer nedir la? Ona layık olan; nal gibi kaşlı altın kemerdir. Senin taktırdığın ne? Kızın belini sıkan üçüncü sınıf bir deri kemer. Ayıptır böyle şeyler.
Daha sonra. Şarkışla kızları nazlıdır dersem azdır. Onlarınki inatçı ve delirtici bir nazlılıktır. Emirdağ kızlarından beterdirler. Bir hafta toy düğün olmuş. Temir Ağa halayı bile çekilmiştir. Daha ne eksik kaldı bacım diyecekken, başlarlar.
Aynalı körük olmazsa ben gelin gitmem
Ud kemani çalmazsa aynalı körüğe binmem.
Diye tuttururlar. Bozkırın aşkı da türküleri de nisan yağmuru gibi durudur. Şarkışla türkülerin turna katarıdır. Yer yer semah dönerek
Alır gider
Ağar gider
Akar gider
Arguvan’a aşağı.

OSMAN YILMAZ
BENDEKİ ÖDÜL FOBİSİ
Geçen hafta perşembe günüydü. Medarı İftihar Derneği’nden aradılar. Benimle röpörtaj yapmak istemişler. Olur dedim. Gelin dedim. Geldiler. Röpörtaj filan yaptılar. Sonra mevzuya girdiler. Bu yıl onur ödülüne layık görüldünüz dediler. Bir kutudan kutsal kitapları tutar gibi tutarak, üstünde adım ve yalaka bir kaç söz yazılı cam plaket çıkardılar. Bu tekniğin küçük çaplı silahsız soygunlarda kullanılan klasik teknik olduğunu bildiğimden paniklemedim.
-Ula onur benim neremde? Bana verilecek onur sizin nerenizde? Dedim can havliyle. Oysa bu ülkede en ucuza alınabilir şeylerden biri de onurdur. Onur plaketi verilenlerin nice onursuz işlerle iştigal ettiği yıllar sonra ortaya saçılan olağan hadiselerdendir.
Geçen sene de Ulvi Değerler Derneği aynı şekilde geldiydi. O fena komik. Şimdi onu anlatmıyayım. En dramatik olan da Adalete Sığınanlar Derneğinin durumu. Onlar da onur ödülü veriyormuş. İnsansın işte gel de söyleme.
-Ula siz adalete sığınarak zaten içi boş adaleti tıka basa doldurursanız adalet nasıl dağılacak? Adaleti sıkıştıran sizsiniz. Adalet nereye kime sığınacak? Aha yıllardır gözlerimizin önünde adalet adalet diye bağırmaktan ciğerlerinin yorganı yırtılanlara ne vereceğiz? Hayatında hiç onur ödülü almamış insanlar adına
Saadetler dileriz. Başka ne diyek.

OSMAN YILMAZ
GÜLİSTAN
Gülistan
Elvanistan
Parlakistan
İstanbul
Ağır bir ağrı gibi çöktü başına
Kararttı ışığını söndürdü seni
İstanbul’da işin neydi Gülistan.
Bir zamanlar
Sen güldükçe
İstanbul Gülistan olurdu
Galatanın gülüşüne martılar konar
Ortaköy için için gülistan kokardı
Sen varsın diye telaşlanırdı martılar
Yoksa umurlarında mı İstanbul
Doğru mudur Anadolu Hisarı
Yedi Kule zindanları
Başıboş Balat sokakları
Ah aldı
Eyvah oldu İstanbul
Gelmez iki yakası bir araya
Artık bırak o paslı diyarı
Gel Anadolu’ya Gülistan
Ardında kalsın İstanbul
Kendi istanında varsın ağlasın
Kendi karasını kendi bağlasın
Gül yüzünü İstanbul soldurmasın
Bırak gitsin İstanbul
Kendine başka bir istan bulsun.
Gülistan
Varsın gitsin İstanbul
İstediği yere
Etme
Gitme Gülistan

OSMAN YILMAZ
DOST ELİ UŞAK ve SİVAS’LILAR
Osman Yılmaz
Pir Sultan mağdurları Banaz’ın batısında, Yıldız Dağı yamacında gizli izleri izleyerek bir ahlat ağacı altında toplaştılar. Pirin deyişlerini çığırdılar gecenin içinde içlerinden.
Pir Sultan Abdalım, kalkın aşalım Aşıp yüce dağı engin düşelim. Dediler.
Yeniden kalkışak diyenler oldu. Bazı bilgeler şöyle dedi. Görüyorsunuz bire erenler. Şu karşı yaylada göç katar katar. Biz de göçmeliyiz artık. . Atalarımız demez miydi? Batıda Bedreddin diyarı varmış.
Akdeniz yakası Aydın elleri. Kuşlar gider bizim dede Sultana.
Ortaklar diye bir diyar varmış. Menzilimiz Aydın Ortaklar ola. Hak yardımcımız, boz atlı hızır rehberimiz ola dediler. Bir şafak vakti Haymana Ovasında bir garip kuş öterken Banaz’dan huruç eylediler. Şarkışla, Gemerek geçildi.
Kayseri pöçüğünden Kırşehir’de soluklanıp, Cemalım’ın türküsünü Ürgüp’e göndermek üzre orada bıraktılar. Konya cihetine çevirdiler yönlerini. Kırk altıncı günde Afyon Emirdağ eteklerine vasıl oldular.
Emirdağ’lılara bir çıkın türkü bırakıp biraz çökelek, ekmek ve kuru soğan aldılar. (Emirdağ türkülerinin tohumu Banaz’dandır) Gide gide bir söğüde dayandılar. Baktılar ki çayır çimenli bir yeşil diyar. Alabildiğine Sivas’lı, alabildiğine Banaz.
Osmanlı’nın gözünden de ırak. Orayı yurt tuttular. O yıllarda dağlar madencilerce delinmemişti henüz. Avcılar ve çobanlar bilirdi dağları. Avcılar sordular. Siz kimsiniz birader kardeşler dediler. Bizimkiler fısıldaştılar biraz. Banaz’lıyız demediler. Bilirlerdi ki, Osmanlı ava meraklı, Banaz’lılar da yaralı. Sivas’lıyız dediler. Uşak doğusu Sivaslı’da yurt kurdular.
Yüz yıllardır ürediler, Sivas’a sığmadıkları gibi Sivaslı’ya da sığmadılar. Sonra bir bölüğü gitti Banaz’ı kurdu. Aşağıda Karahallı, Ulubey, az ötede türküleri ile ilmik ilmik işli kilimleriyle meşhur Eşme.
Uşak’ın bu yönü az bilinir. Sivas’lıların sığındiğı bir dost elidir. Uşak, batıda Pir Sultan yarasıdır. Sivas yarısıdır.

Osman YILMAZ