11 Nisan 2026 Cumartesi
DOST ELİ UŞAK ve SİVAS’LILAR
Osman Yılmaz
Pir Sultan mağdurları Banaz’ın batısında, Yıldız Dağı yamacında gizli izleri izleyerek bir ahlat ağacı altında toplaştılar. Pirin deyişlerini çığırdılar gecenin içinde içlerinden.
Pir Sultan Abdalım, kalkın aşalım Aşıp yüce dağı engin düşelim. Dediler.
Yeniden kalkışak diyenler oldu. Bazı bilgeler şöyle dedi. Görüyorsunuz bire erenler. Şu karşı yaylada göç katar katar. Biz de göçmeliyiz artık. . Atalarımız demez miydi? Batıda Bedreddin diyarı varmış.
Akdeniz yakası Aydın elleri. Kuşlar gider bizim dede Sultana.
Ortaklar diye bir diyar varmış. Menzilimiz Aydın Ortaklar ola. Hak yardımcımız, boz atlı hızır rehberimiz ola dediler. Bir şafak vakti Haymana Ovasında bir garip kuş öterken Banaz’dan huruç eylediler. Şarkışla, Gemerek geçildi.
Kayseri pöçüğünden Kırşehir’de soluklanıp, Cemalım’ın türküsünü Ürgüp’e göndermek üzre orada bıraktılar. Konya cihetine çevirdiler yönlerini. Kırk altıncı günde Afyon Emirdağ eteklerine vasıl oldular.
Emirdağ’lılara bir çıkın türkü bırakıp biraz çökelek, ekmek ve kuru soğan aldılar. (Emirdağ türkülerinin tohumu Banaz’dandır) Gide gide bir söğüde dayandılar. Baktılar ki çayır çimenli bir yeşil diyar. Alabildiğine Sivas’lı, alabildiğine Banaz.
Osmanlı’nın gözünden de ırak. Orayı yurt tuttular. O yıllarda dağlar madencilerce delinmemişti henüz. Avcılar ve çobanlar bilirdi dağları. Avcılar sordular. Siz kimsiniz birader kardeşler dediler. Bizimkiler fısıldaştılar biraz. Banaz’lıyız demediler. Bilirlerdi ki, Osmanlı ava meraklı, Banaz’lılar da yaralı. Sivas’lıyız dediler. Uşak doğusu Sivaslı’da yurt kurdular.
Yüz yıllardır ürediler, Sivas’a sığmadıkları gibi Sivaslı’ya da sığmadılar. Sonra bir bölüğü gitti Banaz’ı kurdu. Aşağıda Karahallı, Ulubey, az ötede türküleri ile ilmik ilmik işli kilimleriyle meşhur Eşme.
Uşak’ın bu yönü az bilinir. Sivas’lıların sığındiğı bir dost elidir. Uşak, batıda Pir Sultan yarasıdır. Sivas yarısıdır.

Osman YILMAZ
OSMAN YILMAZ
Seri No: 1
Osmanlı ‘da saray seçiciliği ile ödüllendirilen yazar ve sanatçılar dışında; sistemli ve süreklilik amaçlayan bir ödül örneği ve kurumu görülmemektedir. Cumhuriyet’e gelince; bir süre, zamanın gazete veya dergilerinin seçiciliği ile sınırlı küçük yarışmalar dışında kurumsal bir ödül sistemini göremiyoruz. Türkiye’de ilk kurumsal edebiyat ödülü 1942 yılında başlatılıp 1947 de son bulan İnönü Sanat Armağanlarıdır.
İnönü ödülleri verilen yazar ve sanatçılar şöyledir?
1942 A. Hamdi Tanpınar. “Beş Şehir”
1943 H. Edip Adıvar. “Sinekli Bakkal”
1945 Y. Kadri Karaosmanoğlu “Ankara”
1946 R. Nuri Güntekin “Çalıkuşu”
1947 A. Kutsi Tecer’in bir eserine değil edebiyata katkısının bütününe verilmiştir.
Müzikte Türk Beşleri’nden Ulvi Cemal Erkin 1942 yılında, Necil Kazım Akses 1947 yılında İnönü Armağanına layık görülmüştür.
Daha sonraki yıllarda ihdas edilen önemli ödüller şunlardır.
1950 de Türk Dil Kurumu ödülleri başladı.
1955 de Sait Faik Hikaye Armağanı
1956 Yunus Nadi Ödülleri
1972 TRT Sanat Ödülleri. (Şu gün yaşatılmıyor.)
1972 Orhan Kemal Roman Armağanı
1977 Sedat Simavi Ödülleri
Günümüzde yani 01.01.2025-2026 yılı Mart ayı itibarı ile ( Bir yılı aşkın araştırmanın sonucu) Kurumsal veya bireysel, sürekli veya kesintili. Devlet kurumları, okullar, odalar, vakıflar, bankalar, belediyeler, dernekler, dergiler, sendikalar vb. düzenleyiciler tarafından tespit edebildiğim 346 ödül vardır. Her ödülün birincisini yazar kabul edersek, ülkemiz yılda 346 sı ödüllü en az 500 yazar kazanıyor demektir. Peki bu kadar yazarın içinde edebiyat nerede? Devam edilecek. Daha çok soru sorulacak.