Nurseren Tor

Nurseren Tor

06 Nisan 2026 Pazartesi

Suça İtilmiş Çocuklarla Sanat Temelli Rehabilitasyon

Suça İtilmiş Çocuklarla Sanat Temelli Rehabilitasyon
0

BEĞENDİM

ABONE OL

2004 yılında Mersin F Tipi Kapalı Cezaevi’nde suça itilmiş çocuklarla küratörlüğümde bir proje başlattık: “Dışavurumcu Resim Terapisi”. Bu projenin yanı sıra, “Kadraj ve Kendine Odaklanma” çalışmaları yaptık. Ayrıca 2019 yılında Tarsus Cezaevi’nde “İçerden Dışarı, Dışardan İçeri” başlıklı uygulamaları gerçekleştirdik. Söz konusu projeler, 14–18 yaş arası çocukların kendilerini ifade etme becerilerini geliştirmeyi, içsel farkındalık kazanmalarını desteklemeyi ve geleceğe yönelik umut oluşturmalarını amaçlıyordu.

Suça itilmiş çocuklar, çoğu zaman travmatik yaşam deneyimleri, sosyal dışlanma ve yetersiz destek nedeniyle kendilerini ifade etmekte zorlanan bireylerdir. Bu bağlamda sanat temelli terapötik yaklaşımlar, çocukların duygularını güvenli bir ortamda dışa vurmalarına olanak tanıyan etkili yöntemler arasında yer alıyor. Özellikle dışavurumcu resim terapisi, bireyin bilinçdışı süreçlerine erişimini kolaylaştırarak psikolojik iyileşmeye katkı sağlar.

Projenin Başlangıcı

2004 Mersin Uygulaması, Cumhuriyet Başsavcılığı’nın desteği ile Mersin F Tipi Kapalı Cezaevi’nde başlatılan proje, 14–18 yaş grubundaki suça itilmiş çocuklarla yürütüldü. “Dışavurumcu Resim Terapisi” kapsamında çocuklara herhangi bir estetik kaygı taşımadan, özgürce üretim yapabilecekleri bir alan sunuldu. Bu süreçte çocukların bastırılmış duygularını ifade edebildikleri, kendilik algılarını keşfetmeye başladıkları, içsel çatışmalarını semboller aracılığıyla dışa vurdukları gözlemlendi. Sanat üretimi burada yalnızca estetik bir faaliyet değil, aynı zamanda bir iletişim ve iyileşme aracı olarak konumlandı.

İlk çalışmanın devamı niteliğinde geliştirilen “Kadraj ve Kendine Odaklanma” projesi, çocukların dikkatlerini dış dünyadan iç dünyalarına yönlendirmelerini hedeflemiştir. Kadraj kavramı, hem görsel bir sınır çizme hem de psikolojik olarak “neye odaklanıyorum?” sorusunu gündeme getirme aracı olarak kullanıldı. Adalet Bakanlığı izniyle fotoğraf makinalarıyla çevresindeki hükümlü arkadaşlarını görme ve tanıma amaçlı, birbirlerinin fotoğraflarını çekmeleri sağlandı.

Bu çalışma ile çocukların seçim yapma becerileri güçlendirildi, kendi hikâyelerine dışarıdan bakabilmeleri sağlandı, duygusal farkındalıkları artırıldı.

2019 Tarsus Cezaevinde ise “Mekânsal ve Kavramsal Genişleme” başlığı ile gerçekleştirilen iç bahçe çalışması, projeye yeni bir boyut kazandırdı. “İçerden Dışarı, Dışardan İçeri” başlıkları altında yürütülen bu süreçte, mekân kavramı iyileştirici bir araç olarak kullanıldı. İç bahçe, fiziksel olarak sınırlı bir alan olmasına rağmen, çocukların

– Özgürlük kavramını yeniden düşünmelerine,

– İçsel dünyaları ile dış gerçeklik arasında bağ kurmalarına,

– Umut ve gelecek tasavvuru geliştirmelerine olanak tanıdı.

Bu aşamada sanat üretimi yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kolektif bir deneyime dönüştü. Böylece çocuklar ortak üretimlerle aidiyet duygusu geliştirdi.

Sanatın Dönüştürücü Gücü

Bu projeler, sanatın rehabilitasyon süreçlerindeki dönüştürücü gücünü açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle suça itilmiş çocuklarla yapılan çalışmalarda, cezalandırıcı yaklaşımlar yerine destekleyici ve ifade odaklı yöntemlerin kullanılması, bireylerin yeniden topluma kazandırılmasında kritik öneme sahiptir.

Dışavurumcu resim terapisi ve mekânsal farkındalık çalışmaları, psikolojik iyileşmeyi desteklemiştir. Bunun yanı sıra ‘Kendilik bilincini’ güçlendirmiş, ‘Umut’ duygusunu yeniden inşa etmiştir.

2004 yılından 2019 yılına uzanan bu çalışmalar, sürekliliğin ve metodolojik gelişimin önemini gösteriyor. Mersin’den Tarsus’a uzanan bu süreçte, sanat temelli yaklaşımlar suça itilmiş çocuklar için yalnızca bir ifade alanı değil, aynı zamanda bir gelecek inşa etme aracı oldu.

Bu projeler, çocukların yaşamlarında kalıcı izler bırakarak onların kendilerini yeniden tanımlamalarına ve toplumla yeniden bağ kurmalarına katkı sağladı. Sonuç olarak sanatın iyileştirici gücü, en zor koşullarda bile umut üretmeye devam ediyor.

Suça itilmiş çocuklar çoğu zaman eğitimden kopma, dil becerilerinde sınırlılık ve okuma alışkanlığının yeterince gelişmemesi gibi çok boyutlu dezavantajlarla karşı karşıya. Bu durum, onların hem bilişsel gelişimlerini hem de kendilerini ifade etme kapasitelerini doğrudan etkiliyor.

Bu bağlamda, sanat temelli terapötik yaklaşımların okuma kültürü ile bütünleştirilmesi, çocukların hem duygusal hem de bilişsel gelişimlerini destekleyen bütüncül bir model sunuyor. Kütüphane ortamı yalnızca bilgiye erişim alanı değil, aynı zamanda güvenli, sakin ve bireysel keşfe açık bir öğrenme mekânı olarak önemli bir işleve sahip.

Önceki projelerde, kütüphane temelli çalışmalar sonrasında çocukların okuma sürelerinde artış ve metinleri yorumlama becerilerinde gelişim gözlemledim. Okuma motivasyonu ve anlama becerileri arttı; okuma eylemi, zorunlu bir etkinlik olmaktan çıkarak keyifli bir uğraşa dönüştü.

Okuma sonrası yapılan resim çalışmaları, çocukların metinleri içselleştirme düzeylerini artırdı. Görsel anlatım, sözel ifade ile paralel bir gelişim gösterdi.

Kitap karakterleri üzerinden yapılan tartışmalar ve görsel üretimler, çocukların empati kurma becerilerini geliştirdi. Kendi yaşam deneyimleri ile okudukları hikâyeler arasında bağlantı kurabildiler.

Son Söz

Okuma ve sanatın birlikte kullanılması, çocukların alternatif yaşam senaryoları geliştirmelerine olanak tanıdı. Bu durum, gelecek algılarında daha olumlu ve gerçekçi hedeflerin oluşmasını destekledi.

Elde edilen bulgular, sanat ve okuma temelli müdahalelerin birlikte kullanılmasının, tek başına uygulanan yöntemlere kıyasla daha güçlü bir etki yarattığını gösteriyor. Okuma bilişsel bir yapı kurarken, sanat bu yapının duygusal boyutunu tamamlıyor.

Kütüphane ortamının aktif bir üretim alanına dönüştürülmesi, çocukların cezaevi deneyimini yeniden anlamlandırmalarına katkı sağlamıştır. Bu durum, rehabilitasyon süreçlerinde mekânın pasif değil, aktif bir unsur olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu çalışma, suça itilmiş çocuklarla yürütülen rehabilitasyon süreçlerinde sanat ve okuma kültürünün birlikte ele alınmasının önemini vurgulamaktadır.

– Cezaevlerinde kütüphanelerin aktif öğrenme ve üretim alanları olarak yeniden yapılandırılması

– Okuma sonrası yaratıcı ifade çalışmalarının sistematik hale getirilmesi

– Sanat ve edebiyat temelli programların disiplinler arası bir yaklaşımla sürdürülmesi gerekiyor.

Sonuç olarak kütüphane temelli sanat çalışmalarının, çocukların yalnızca okuma becerilerini değil, aynı zamanda kendilerini ifade etme, anlama ve yeniden inşa etme kapasitelerini güçlendiren, bütüncül bir rehabilitasyon modeli sunacağından kuşkum yoktur.

NURSEREN TOR

Devamını Oku

Sevgi De Bir “Innovation“ İstiyor Memleketimde

Sevgi De Bir “Innovation“ İstiyor Memleketimde
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazan bir derin okyanus, bazan gökyüzünde çılgınca biçim değiştiren bulut, bazan da toprağa bastığımda ayağımı yakan kum gibi sevgi şu ara… Sevgi de bir “innovation“ istiyor memleketimde…; Ekilip biçilen tertemiz toprak, balıklarından gelişmeyen, kanalizasyon olarak kullanılmayan deniz, tertemiz yağmur yağdıran buluta güvenmek gibi sevgiye de güvenmek istiyor insan… Kurumlarda şöyle deniyor ‘ben sizi severim.’ deyip arkadan en kötüyü yapmaya çalışırlar. Kurumsal davranıldığı düşünülür… Şöyle özetleyelim “Ben memleketimi seviyorum.” deyip eline geçen her pisliği parklara, ormanlara atmak, egzoz dumanıyla şehrin kokusu feci hale getirmek, korkunç bir gürültü kirliliği cabası… “Mersinim, memleketim, hemşehrim canım“ vs… diye slogan geliştirdiler… Çöp konteynerlerin hepsinin ağzı açık. Kapatmayı denemişsinisizdir muhakkak. Asla kapanmaz, ben çok denedim. Denerseniz mikrop kaparsınız, organik atıklar, ambalaj vs hepsi birbirine karışık, bulaşık, kara sinekler, sivri sinekler, kediler, çöpçü çocuklar, iğrenç bozulmuş organik atık kokusu vs gırla gidiyor… Örnekler çoğaltılabilir… Hepsi yalan halbuki.

Sabahları 05.30-06.00 gibi çıkar ormana dalarım koşarım koşarım sonra dönerken torbalar dolusu çöp toplarım, kimsenin de haberi olmaz. Sadece kendim için ve ormanda yaşayan börtü böcek için yapıyorum bir daha geldiğimde ortalığı temiz görmek için, naylonların arasında mutsuz hayvan görmemek için… Her neyse JANET Hanım’ın sevgisi çok kıymetlidir…


Sevgimizde inovatif ( yenileyici) olmaya hazır olalım… “Sevgi” emek ister çünkü…

Prof. Dr. Nurseren TOR

Devamını Oku

Mersin’de bir caddenin çığlığı

Mersin’de bir caddenin çığlığı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

*

Prof. Dr. Nurseren TOR

I. BÖLÜM

“Yara sıcakken acımaz.” diyor atalarımız. Yara soğudu acılar arttı. Acıyı dindirecek mi bilmiyorum ama bu yazıyı yazma zamanı geldi; 11 Mart 2021 tarihinde sabahın erken saatlerinde hepimizi şok eden olay duyuldu. Küratörlüğünü üstlendiğim 100 uluslararası sanatçının katılımıyla düzenlenen “Melekleri Öldürmeyin!” adlı Açık Hava Resim Sergisi katledildi. Katledildi diyorum, çünkü bu kötü eyleme yakışan tek cümle bu maalesef. Ve biliyor musunuz katledilen Mersinli kadınlar, bir kez daha katledildiler; bu sefer imgeleriyle yok edildiler. Tıpkı öldürüldükleri gibi, durdukları yerden koparılıp yerlerde süründürdüler. Havada asılı imgelerin kolları kesildi. Sanki saçlarından yola yola  yerlerde sürümüşler gibi. Sabaha karşı yaklaşık tüm resimler asıldıkları yerlerden kesilmiş yerlere atılmış.  Sabahın köründe görenlerin tüylerini diken diken eden bu görüntüler, çığlıkları havada uçurmuş.  Bu çığlıklar, Caddenin çığlığı idi. Tüm esnafın telaşıyla, telefon trafiği ile sesler çoğalıyor da çoğalıyordu. Caddeyi bir boydan bir boya 3 km koşarak gezdim. Tek tük resimlerin dışında tüm resimler kesilmiş yok edilmişti.  Bu sergi herkesin sergisiydi. Herkese sevinç yaratan sergiydi. “Gezenlerin bir kez daha gezmek istiyorum” diyenlerin sergisiydi.  Sonuç olarak amacına ulaşan bir sergi olacaktı. “Nihai sanatsal eylem, eski gözlerle bakacak eski halk için yeni imgeler üretmek değil, yeni gözlerle bakacak yeni bir halk yaratmak olacaktı.” diyor Boris Groys. Yeni gözler kör edilmeye mi çalışılıyordu acaba?

Bu katliam affedilemez.  Mersinli kadınlara, öldürülen, öldürülmeyen tüm kadınlara atfedilen bu sergi katledilemez! Düşünüyorum da zaten bir kadının çığlığı, bana bu katliamın haberini vermişti bile. Bu çığlık, 8 Mart 2021 tarihinde tüm caddeyi zangır zangır titretti.  Gecenin bir yarısında tepede asılmış resimlere çarparak, beton binalar arasında çoğalarak yankılandı. Bu kadın, belli ki buralarda bir yerde mimar olarak çalışmış ve geçmişe hesap soruyordu. Patronuna bağırıyordu, iş arkadaşlarına bağırıyordu. Çevreden insanlar onun mahallenin delisi olduğunu söyledi. Benim çocukluğumdan beri bu caddede ve çevre sokaklarda hep “DELİ KADIN”lar vardı. Değişik efsanelere ve hikayelere sahip bu kadınlar, birer birer yaşanmışlıklarıyla kayboldular. Yerlerine yenileri geldi. Bu kadın da belli ki yenilerden biriydi. Tahmin edileceği gibi defalarca tecavüze uğrayıp kafası koparılarak bir poşete konan “Deli Yasemin” gibi.. Gökdelen arkasında, Metropol binasında ara ara kesilen kadın çığlıklarına da şahit olmak mümkün. Her gün bir yeni çığlığı sineye çeken caddenin, bir dili olsa da anlatsa.

“Deli Yasemin” Juan Botella Lucas, Hastane Caddesi, “Melekleri Öldürmeyin!”sergisinden

“Deli Yasemin” Juan Botella Lucas, Hastane Caddesi, “Melekleri Öldürmeyin!”sergisinden,

“MELEKLERİ ÖLDÜRMEYİN!”

Bu cadde, Mersin’de katledilen kadınların sesi olmak ve henüz katledilmeyen tüm kadınların katledilme potansiyelini taşıyan biz kadınlar için sergiye kucak açtı. Mersin’de katledilen kadınlar anısına düzenlenen serginin adı da “MELEKLERİ ÖLDÜRMEYİN!” oldu.

Valilik izniyle resmi olarak 8-15 Mart 2021 tarihlerinde gerçekleşmesi gerekirken 4. gün yerle bir edildi. Anlayacağınız böylece öldürülen kadınlar da bir kez daha yok edildi. Biz, katledilme potansiyelini taşıyanlar olarak tehdit işaretini aldık. Hatta şahsıma savrulan tehditlerin haddi hesabı yok. Resimlerin yerle bir edilmesiyle eser sahipleri sanatçılarının da aşağılanmasıydı aynı zamanda. Korkutulmasıydı. Bu “Korku Cumhuriyeti” içinde herkes kabuğuna çekildi. Kurumlar, şahıslar, görenler, bilenler, hatta sanatçılar büyük bir sessizlik içinde kendilerini kendilerine gömdüler. Bu sessiz çığlıkların duyulmayacağını zannederek. 

Yani şunu bir kez daha canlı canlı gördüm ki; Bu kent, benim doğduğum benim büyüdüğüm kent değil, “Kötülük Cumhuriyeti”ne esir olmuş bir kentti.

Kadının, sanatçının da yok oluşuydu. Açıkçası “Yeni Orta Çağ” ın içinde oluşumuzun tam da kanıtıydı . Üslupların, nezaketlerin, emeğe saygının, sanat sevgisinin, doğa sevgisinin, yurt-yuva sevgisinin, kadın sevgisinin, insan sevgisinin ve iyi hizmetin bittiği yerdi. Hücrelere kadar sinmiş siyasileşmenin kurbanıydı.

“Kendisini devamlı olarak baskılayıp yok etme sürecine zorlar- ki işte bu yüzden kent devrimler, toplumsal olaylar, sürekli yeni başlangıçlar, gelip geçici modalar ve durmaksızın değişen yaşam tarzları için doğal bir sahne haline gelir. Bir güvenlik cenneti olarak kurulan kent kısa sürede, suç, dengesizlik, yıkım, anarşi ve terörizmin sahnesi olur.” açıklamasını yapan Boris Groys, bize kentlerin genellikle gelecek projeleri olarak doğduklarını anlatır: İnsanlar doğanın kadim güçlerinden kaçmak ve kendilerinin şekillendirip kontrol edebilecekleri yeni bir gelecek kurmak için taşradan kente taşındıkları ortadadır. Ancak taşrayı da yanlarında götürdükleri ortadadır. Yani Mersin’in nüfusu kentin içinde yer aldığı kocaman bir taşra yaratmıştır. Buna paralel yaşamın egemen olduğu her alanın ve kentimizde bitmek tükenmeyen dönüşümüne şahit oluruz. Bu bağlamda da sergide yerle bir edilen resimlerin bazılarını, Hastane caddesinde çalışanlar tarafından alınıp “üzerine zeytin çırpmak için kullanacaktım.” diyebiliyor. Bu trajikomik tutum da bize insanların yaşamı ve temel gereksinimleri dine değil, manevi değerlere değil iktisada dayandığının bir göstergesi olarak görüyoruz. Orada bir sergi olmuş onun için bir anlam ifade etse de, etmese de sonuçta o bir nesne hatta kullanılabilen yani işlevi olan bir “nesne” olduğudur. Toplumda kadınların ezilişi, temel toplumsal değer olarak ataerkil aileye dayalı bir iktisadi sistemin ifadesidir. Bir kurum sergiyi maskara maymuna çevirirse, orada çalışan biri de resmi alıp zeytin çırpmak için kullanacaktır. Bilmez çünkü emeği, emeğe saygıyı. Bilmek de istemez.  Çünkü kendinde hak görür.

Neval el Saadavi 1977 de “İktisadi sömürüden kurtuluşun kadınların kurtuluşu davasına önemli bir katkı olduğu kuşkusuzdur; ancak kadınların – ve erkeklerin de gerçekten özgür olabilmesi için, toplumsal olsun, ahlaki olsun, kültürel olsun tüm diğer ezilme biçimlerinden kurtuluşa bağlanması gerekmektedir. ” sözleriyle özlediğimiz sistemi anlatmaktadır.

“Let me Breathe” (Bırak nefes alayım) MadelineEdberg, Hastane Caddesi, “Melekleri Öldürmeyin!”sergisinden, Fotoğraf: Gülcan Şenyuvalı

NEDEN?

ÇÜNKÜ:

“Siyaset, din ve cinselliğin oluşturduğu üçleme her toplumda konuların en duyarlısıdır. Bu duyarlılık kırsal geçmiş ve kültürü başat, feodal ilişkileri hala baskın olan gelişme yolundaki ülkelerde özellikle daha keskindir. Avrupa’da kaydedilen sinai, teknolojik ve bilimsel ilerleme, halklarının kültürünü feodalizmin güçlü etkisinden ve dinle cinsellik alanlardaki çağdışı değer yargılarından temizleyebildi.” diyor Dr. Neval El Saadavi. Biz de çağdışı değer yargılarını, Atatürk devrim ve ilkeleriyle netliğe kavuşan “Kadın – Erkek eşitliği” Türk kadınına oy verme hakkı, nüfusa kayıt hakkı, okuma, eğitme hakkı, sanat yapma hakkı vs gibi önemli yasal haklarla temizlemeye başladığımızı sanıyorduk.  “İlkel içgüdü böyle işler. Bu içgüdü, uygarlığın katkılarıyla başarıyla gizlenmiş olarak hala varlığını sürdürmektedir.” Demektedir Henri Bergson. Evet ilkel içgüdü devrede. Eğitilemeyen, ıslah edilemeyen içgüdü, kötülük yapmaya devam edecektir.  

Maalesef ara ara hortlayan ilkel içgüdü, bu olumsuzlukların köklü nedenlerindendir. Bunlara baktığımızda;

  1. Değer yargılarının bittiği
  2. Emeğe saygının bittiği
  3. Ahlaki ödevlerin bittiği
  4. Sanata sevgi ve saygının bittiği
  5. Ahlak ve inanç kavramlarının kirletildiği
  6. Toplumsal baskı hastalığını sıralayabiliriz.  Bunlara bir açıklama getirdiğimizde sadece toplumsal değil “insani” olmayı unuttuğumuz yerdeyiz. Yozluğun da yozlaştığı bir  “cehennem” in yaratıldığı yerdeyiz.  

DEVAMI GELECEK

Yazarımızın diğer yazıları:

Mersin’de Sokak, Sanat Ve Estetik Algı Politikası

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – II. Bölüm

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – III. Bölüm

Devamını Oku

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – III. Bölüm

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – III. Bölüm
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Prof. Dr. Nurseren TOR

III. BÖLÜM

‘Mersin’de “Sokak”, “Sanat” ve “Estetik Algı” Politikası’ derken algıda duraklıyoruz. ALGI (Perception) tanımını yaparsak “Duygularla alımlanan, beyin tarafından işlenen, bellekte depolanana ve fiziksel veya zihinsel bir tepke biçimini üreten enformasyon.” olarak tanımlıyor İletişim Sözlüğünde Erol Mutlu. Biraz daha açarsak, örneğin Mersinlinin çevresindeki uyaranların ya da olayların ayrımında olması ve onları yorumlaması sürecidir diyebiliriz. Peki, olayların nasıl ayrımına varıyor ve yorumluyor. Yani nesneleri ve olayları algıladığı görüş açısı. Bu görüş açısı ile de birçok psikolojik etmenlerden etkilenir. Bunlara anlam yükler. Anlam hem geçmiş hem de yaşadığı süreçte amaçlarıyla yoğrulur.

“Anlam olmazsa algı da olmaz”  Buradan da anlam yüklenemiyorsa çevresindeki olaylara ve nesnelere algı çalışmıyor diyebiliriz.  Algı tek başına içgüdüsel bir şey olmayıp kültürel eklentiler, motivason, ihtiyaç, ruhsal durumlar ve tutumlarla beslenen bir davranış biçimidir, yaşam şeklidir.  Açıkçası “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az.”  durumları ortaya çıkmaktadır.

Melekleri Öldürmeyin! Sergisinden (Maria Sezer, Serap Aygenli ve Nurseren Tor )
Melekleri Öldürmeyin! Sergisinden (Maria Sezer, Serap Aygenli ve Nurseren Tor)

Algımızı ve amacımızı oluşturmak ve işlemek için de kent nüfusumuzun yüzde kaçı hangi amaçla, hangi anlam ve hangi algıyla yaşamaktadır.  Bu bağlamda oluşturduğu yaşam biçimi nedir kentimizde izliyoruz.  Kent içinde ve dışında gördüğümüz manzaralar korkunç tabii…

Bunlar; 

  1. Çarpık kentleşme
  2. Çarpık kentin çöplerle ve çöp sorunuyla yeniden çarpıklaşması
  3. Kişiliklerin kirlenmesi
  4. Konuştuğumuz dilin kirlenmesi
  5. Doğaya, hayvana, kadına ve çocuğa karşı suiistimal ( görev, yetki vb.ni kötüye kullanma. TDK)
  6. Ahlaki değerlerin kaybı
  7. Vicdani değerlerin kaybı
  8. Tarihi, kültürel ve sanatsal değerlerin hor kullanılması
  9. Manevi değerlerin yozlaşması
  10. Çevre ve doğa bilincinin tükenmesi vs. diye çoğaltabiliriz. Tüm bunlardan Mersinlinim algısı kriz yaşıyor. Daha da doğrusu kriz yaşatılıyor demek belki yerinde olur. Tüm Mersinli hangi meslek grubundan olursa olsun bu krizi yaşıyor maalesef. Ekonomik kriz ardından korona krizi algıları kör etti. Körleşmenin giderilmesi de ancak ve ancak “eğitim” ve eğitimde araç olan “sanat” ile giderilecektir.

Kültürel altyapının uyumlaştırılmasından tüm alanları kapsayan kültür politikası kültürlerarası eğitimden geçmelidir. ( Köy Enstitüleri projesi gibi). Şerife Atlıhan’ın da açıkladığı gibi Köy Enstitüleri Modeli yerel kalkınmada önemini asla yitirmemiştir. Ülkemizin toplumumuza uyumlu en özgün bir model olduğunu hepimiz biliyoruz.

”Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Köy Enstitüleri Formülü olumlu – olumsuz denemeler sonucunda bulunmuştur. Köy Enstitüleri’nin gücü, milli oluşundan ve gerçeklerimizin zorlamalarından doğmuştur. Fay Kirby, “Köy Enstitüleri düşüncesinin hiçbir yabancı eğitimciye borcu yoktur.” Derken bu özgün kuruluşlardan söz etmektedir. (Atlıhan 2008:456)

Bilindiği gibi eğitim ilkesinin önemi, günümüz toplum yapısındaki çarpıklıkta bir kez daha görülmektedir.  Bu modelin güncellenerek uyarlanması kaçınılmaz gibi… Mersin’de büyük ana caddelerde ve sahilde günümüz toplum yapısını izlediğimizde bu gerekliliği bir kez daha anlamaktayız.

Yerel göçlerin ve Suriye göçlerinden sonra kentin toparlanıp güçlendirmesinde kültür sanat ve sokak politikasının yeniden yasaya dönüştürülmesi zorunlu hale gelmiştir. Kentimizde yaşanan kaosun artık üstesinden gelmek mümkün olamamaktadır.

Ekonomik kriz, Korona krizi, kültür krizi ve bir de sanat krizi kenti gerçekten iyileşemeyen hastaya dönüştürmüştür. Peki, Mersin’de bu aydınlanmayı yani bu politikayı nasıl geliştiririz sorusuna yine Şerife Atlıhan’ın Köy Enstitü programını gözden geçirmek gerekir.

“Köy Enstitüleri, izlediği eğitim metotları bakımından da pedagoji biliminin dikkatle incelediği bir model oluşturmaktadır. Dersler üç gruptu. %50 kültür dersleri ve genel bilgi dersleri ( Türkçe, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi, matematik, fizik, kimya, yabancı dil, öğretmenlik bilgisi, müzik, resim, kitap okuma, tartışma, piyes, gezi, araştırma, vb.).

 % 25 tarım (tarla, bahçe, zooteknik, kümes hayvancılığı, arıcılık, ipek böcekçiliği, balıkçılık, su ürünleri vb.).

 %25’i de teknik dersler ve uygulamalar (demircilik, tenekecilik, ev ve el sanatları vd.) Derslerde uygulanan metotların özü, öğrencileri çalışmalara yönlendirerek, onlara bilgiyi iş içinde iş aracılığıyla öğretmekti.” (Atlıhan 2008:456-457)

Romanlar Mahallesi duvar resimleri, orada bir buluşma ve sokak satıcılarının haftanın belli günleri üretimlerini satışa sunmaları için dikkat çekmek için bir katkı değer olarak rol üstlenmiştir.

Bu geleneksel olarak daha çok “kör nokta” katılımcı grubun var olan kültür politikasını yeniden aydınlattı. Bu alanların tümü Mersin’de olup olmadığını gösterecektir. Genişletilmiş bir Asya- Avrupa sokak politikası, kültürlerarası becerilerden ve uluslararası fırsatlardan gerçekten yararlanacaktır.

Bahsedilen hemen hemen tüm alanlarda, Sonunda kültürel, sanatsal ve politik toplum konferanslarda, panellerde, kongrelerde, sergilerde ve yayınlarda yaptığımız çalışmalarla Yirmi Beş yıldır yansıyan önemli katkılar sağlamıştır.

Şimdi tartışmaya katılmak bizim işimiz ve eylem tavsiyelerinin uygulanmasına da katkıda bulunmak hedefimiz olmuştur. Bu nedenle görüşme sonuçları yayınlarımızda yer almaktadır ve ayrıca yaklaşık çeyrek asır içinde birçok uluslararası etkinlikte 1998, 2000, 2005, 2008, 2013, 2014, 2019, 2020 yılları yoğun bir şekilde sunulmuş ve tartışılmıştır. Bu etkinliklerin korunması ve sürdürülür hale gelmesi için Lev Kreft’in bir soru modeli ile bizi düşündürmektedir.

“Sorulması gereken soru, sanatsal özerklik ve sanat kurumuyla birlikte sanatın evrenselliğinin ne zaman ve nerede bu kadar önemli hale geldiği, icat edildiği ve korunduğudur. Kitabın konusuna uygun olarak şunu sorabiliriz: Ne tür bir siyaset evrenselliğe temelden ihtiyaç duyar ve ne tür bir sanat, sanatın insanlığın ilerlemesindeki evrensel misyonundan devşirilmiş kendine özgü bir siyaseti olmadan hayatta kalamaz?” (Kraft, 2008:39,)

Sanat ve siyaset ilişkisi içinde Mersin’de küresel ölçekte Sanat politikası ve iktidar politikası umarım ortak bir noktada sürdürülebilir anlayışta buluşacaktır.

Bir Azakhan Hikayesi, Eski Azakan ve şimdiki Azakan Ayça Juana Botella Tor’un “Ruhlar yerlerini arıyor” duvar resminden, Fotoğraf: Şemi Ayatar
Bir Azakhan Hikayesi, Eski Azakan ve şimdiki Azakan Ayça Juana Botella Tor’un “Ruhlar yerlerini arıyor” duvar resminden,
Fotoğraf: Şemi Ayatar

Sonuç

Mersin sokaklarında  “kültür ve sanat” ın korunması, geliştirilmesi, özgürleştirilmesinin vazgeçilmez bir görev olduğu konusunda hepimiz hem fikiriz. “Sanat, özgün özgürlüğüne sokaklarda kavuşur.” der Sokak Ekonomisi Platformu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Osman Sirkeci. Mersin’de hem sanatçı olarak özgürlük arayışı ve hem de sanatın kendi özgürlük arayışı ancak sokakta bulduğumuzu doğruladığını yaşamış bulunmaktayız.

Evrenselin ötesine ulaşmak için, yaklaşımımızı, bütün kültürel ve siyasi rejimlere dayatılan küresel gelişmelerin yolunu çizen batı modernliğiyle sınırlamamız ve sanat ile siyaset arasında modernliğin izinden gidenler için bir model haline gelen üç ilişki tarzına indirgememiz gerekiyor. “diyen Kraft üç ilişki tarzını;

  1. Ulus inşası
  2. Sanatın özerkliği
  3. Avangard Modeli olarak açıklamaktadır.

Ulus inşa etmenin ve sürekliliğini sağlama da ilk modern siyasi sanat rejimidir ve hala geçerliliğini kullanıldığı bilinmektedir.  Sanatın özerkliği, belirli bir estetik iktidar rejimini temsil etmektedir. Avangard model ise sanatın geleceği bir yerde “her şey mubah” olarak tanımlarız. Sanat ve siyaset birbirinden kopmadığı gibi sanatla siyaset, siyasetle sanat aracılığı ile toplum arasındaki evrensel ilişkinin kaynağını bulmak için ilke olarak doğaya dönebiliriz. Kültürlerin oluşumları da evrenselliği inşa etmenin modern yoludur. Bu yol da “sokak” tır.

Kurtarılmaya çalışılan bir sokak, bir tarihi yapı: Camişerif Mahallesi, Nurseren Tor’un evi
Kurtarılmaya çalışılan bir sokak, bir tarihi yapı: Camişerif Mahallesi, Nurseren Tor’un evi
Nurseren Tor, Ayça Juana Botella Tor, Florian Virly, Balkonnection “An Meselesi”,Video Maping,Camişerif Mah. Nurseren Tor’un evi, Fotoğraf: Tarık Botella Tor
Nurseren Tor, Ayça Juana Botella Tor, Florian Virly, Balkonnection “An Meselesi”,Video Maping,Camişerif Mah. Nurseren Tor’un evi, Fotoğraf: Tarık Botella Tor

Mersinli olan Özdemir İnce’nin de 1995 yılındaki tespitlerine göre ülkemiz genelinde olduğu gibi kentimizde de toplumun kültür dünyasına duyduğu ihtiyaç çok büyüktü.

“ Her yıl bütçe yasası çıkmadan önce, TBMM Bütçe Komisyonu’nda Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür Bakanlığı’nın bütçe tartışılırken, merkez sağ partilerin, milliyetçi ve dinci partilerin milletvekilleri ülkemizin büyük yazar ve şairlerine, tiyatro, bale ve sinema sanatçılarına “küfür etmek” için sıraya girerler. Ve kimi teknokrat ve ekonomistler, küreselleşen dünyaya ve özelleştirme hummasına bakarak Kültür Bakanlığı’nın kapatılmasının gerekli olduğunu ileri sürerler. Neden acaba?

Dünyanın küreselleşmesi belki gerçekleşecek, belki iyi sonuçlar verecektir; özelleştirme Türkiye’yi belki dünyanın bir numaralı sanayi ülkesi yapacaktır. Bunların hepsi, “belki” ! Devlet sanayi ve ticaret dünyasından çekilip küçülecektir. Olabilir! Ama devlet, Batı’da örneklerini gördüğümüz gibi kültür dünyasından çekilmeyecek, tam tersine bu alanın örgütçüsü olarak büyüyecektir. Ama toplum, insan toplumu olma nitelik ve özelliklerini istiyorsa…” (İnce, 1996:116)

Yıl 2020 ve halı hazırda Mersinli ” insan toplumu olma” yolunda mücadelesine devam ediyor. Bu mücadeleyi korona mevsimi için de sokakta vermek zorunda. Yani doğamıza dönmek insan olmak için sokak belirleyici olmaya devam ediyor.

Kentin yönetim düzeyi dikkate alınacak şekilde hareket edildiğini biliyoruz.  Bir kurum ne kadar kapsamlı kültür politikasına sahip ise o kadar hükümet tarafından belirlenecek yasal çerçeve koşulları ve finansman programları değişecektir.  Kentimizde,  kültürel ve sanatsal yaşamı gelecekte küresel kılacaktır. Bu durumda Mersin’de kültür-sanat, Avrupa, Asya, Afrika gibi kıtalarla kültürlerarası süreçler açısından belirleyici olacaktır. Kentimizin coğrafik konumu da zaten bunu gerektirmektedir.

Kaynakça

  1. Artun, A.Kreft,L (2008), Evrensellik ve Kesinlik, Doğalcılık(Natüralizm) ve Kültürcülük (Kültüralizm), Cumhuriyet’ten 1970’li Yıllara Kadar Öğretmen Okullarındaki Sanat Eğitiminde Bauhaus Benzeri Uygulamalar, Sanat / Siyaset, İletişim yayınları,İstanbul
  2. Artun, A. (2009) , Bauhaus: Modernleşmenin Tasarımı, İletişim yayınları,İstanbul
  3. Aydın, M.Ç. (2008), Sanatlar ve Toplumsal Etkileşim, e Yayınları, İstanbul
  4. İnce, Özdemir (1996), Kültür ve Çağdaş Devlet, Bu Ne Biçim Memleket, Telos yayıncılık, İstanbul
  5. Sirkeci,O. (2020),  ActorsandFunctions of Street Economy, In Global Street Economyand Micro Enttrepreneurship(pp.11-28)
  6. Wu,C. (2005), Kültürün Özelleştirilmesi,İletişim Yayınları, İstanbul

Yazarın diğer yazıları:

Mersin’de Sokak, Sanat Ve Estetik Algı Politikası – I. Bölüm

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – II. Bölüm

Devamını Oku

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – II. Bölüm

Mersin’de Sokak, Sanat ve Estetik Algı Politikası – II. Bölüm
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Prof. Dr. Nurseren TOR

II. BÖLÜM

“• Kamunun kültürel altyapıyı güvence altına alabilme yetkisine sahip olması ile kamu sektörünün bu konudaki sorumluluğunu şekillendirmesi gerekmektedir. Kamu, bu nedenle bir “kültürel tasarım yetkisine”, aktif duruma ve ortak eylem gerektirdiğini biliyoruz. “ (cümlesiyle bitirmiştim I. bölümü.) Bu nedenle kamu, bir “kültürel tasarım yetkisine”,aktif duruma ve ortak eylem gerektirdiğini biliyoruz. Ayrıca böyle bir “altyapı görevi” özel kültürel taşıyıcılar, sanatçılar gibi katılımcıları görmek için mali kaynakların sağlanması gerekir. Finansman hizmetleri bu nedenle hizmet hukukunda alışılmış bir sübvansiyon testi, ancak “kamu yararına” gerçekleştirilir. Sanatın tanıtımı bu nedenle bir altyapı görevidir. Altyapının güvenliğini sağlama öylesine “herhangi bir kalitede” yapılmamalı. Ciddi bir altyapı çalışmalarıyla sürdürülmelidir.

“Eski-Mersin,-1950’ler,-Vali-Konağı-önü,-palmiyeler-ardında-bağdadi-kemerli-geleneksel-ev-örneği”-Ali-Murat-Merzeci-koleksiyonu
“Eski Mersin, 1950’ler, Vali Konağı önü, palmiyeler ardında bağdadi kemerli geleneksel ev örneği”
Ali Murat Merzeci koleksiyonu

Halihazırda tartışma ve standartların belirlenmesi konusunda çalışmalar ve etkinliklerimiz devam etmektedir. Tartışma, açıklama ve gerekirse standartların tanımı üzerine kültürel ve sanatsal etkinlikler bu fırsatı sağlayacaktır. Aksi takdirde altyapı genellikle boş kalacaktır. Altyapı “bir şekilde” de garanti edilemez, ancak sağlam bir altyapıya bağlı olmalıdır. Genel olarak açıklanacak eylem alanı Kaliteye sahip olmalı (Örneğin: Yeterli konu yelpazesine ve belirli bir yeterliliğe sahip müzik okulu, müzik  grubu, sanat okulları, galeri ve müzeler, öğretmenler, küratörler vs.). Sonuçta, Sokak, Kültür ve Sanat politikasının görevi, kültürel altyapının güvenliğini sağlama konusunda fikir birliğine varmaktır.

“Ali Şahinoğlu “Kuvayimilliye” sergisinden, Uluslararsı Mersin Art 2020, Gökdelen 26.Kat, Fotoğraf: Nurseren Tor
“Ali Şahinoğlu “Kuvayimilliye” sergisinden, Uluslararsı Mersin Art 2020, Gökdelen 26.Kat,
Fotoğraf: Nurseren Tor

Aşağıdaki noktaları ortaya çıkarmak için; iş dünyası ile aktif sorumluluk ortaklıkları oluşturulması zorunludur. “Toplum”, kamu görevinin yerine getirilmesi için temeldir. Kamu sektörü sonuçta yasal olduğu kadar hangi kaynakla ve finansmanla karar vereceğini kesinleştirir. Genel tasarımın koşullarını kültürel altyapı ile gerçekleştirmeli (Örneğin: Sokak kütüphaneciliğinde olduğu gibi). Mersin’de yeterli olmayan altyapı örneği, en büyük kültürel komplekslerdir.

Farklı ağlar arasındaki etkileşime bakarsak, sorumlu kişiler; devlet, belediyeler, ücretsiz taşıyıcılardır yani gönüllülerdir. Oluşturulacak sistemle; okullar, gençlik kulüpleri, kültür-sanat dernekleri, “Sokak Ekonomisi Platformu”, “Sokak Çalışma komisyonu”, okulda veya ders dışında, sokakta veya gençlik refah alanı içinde tüm tekliflerle durumu değerlendirmeye alacaktır. Sistemin oturmasında plan program yaparak uygulamaya geçireceklerdir. Son yıllarda bu anlamda kentimizde dikkat çeken değişiklikler olmuştur. Belli izinlerle yer sahiplenme durumları, bu yerlerin trafiğe kapanması Mersin için önemli değişikliklerdir.  Sokak etkinliğinin, kültürel ve sanatsal eğitim için önemli uygulama alanları haline gelmeye başlamıştır. Durum neredeyse “mega konusu” eğitim politikası haline gelmiştir. Ancak çalışma sonuçları şunu açıkça ortaya koyuyor ki: Tartışmalar ve sayısız sempozyumlar, uzman konferansları artık belirgin hale gelmeye başlamıştır. Ancak çok sayıda finansman fırsatı hala eksik: Mersin’deki genel sistemin anlaşılır bir yapılanmaya gitmesi gerekir. Bu nedenle, bir Kültür Merkezi oluşturma önerisi, çok önemli bir eylem önerisi olarak değerlendirilmelidir. Kültür ve Sanat eğitimi ulusal bir görevdir. Kamu ve belediyeler arasındaki arzu edilen tüm rekabet ile en iyi sistem ve en sürdürülebilir finansman programları henüz çalışmamaktadır.

Bunun yerine deneyim alışverişi gerekli. Ayrıca tüm alanlardaki faaliyetlerin sürdürülebilir bir değerlendirmesini elde edeceği kesindir.

Kaldıraç olan Sanat

Kalite analizi ve Avrupa karşılaştırması, aynı zamanda standartlar açısından çok önemli.  Bu konudaki teklifler, tek başına kurumlara, belediyelere bırakılmamalıdır. Ulusal bir görev olarak ilgili Sivil toplum örgütlerinin de faaliyete geçtiğini görmek sevindiricidir. Kültür- sanat eğitim kurumları için, özellikle kütüphaneler, müzik ve sanat okulları için yasal bir temel oluşturma önerisi de GÜNDEMDE. Örneğin Akdeniz Romanlar Derneği Federasyonu Danışman Kurulu çalışmaları gibi, bir Avrupa karşılaştırmasının arka planında açıktadır. Ancak yoğun tartışmalar tetiklendi. Umuyorum kısmen dua çarkı gibi tekrarlanan refleks, yasal düzenlemeler, bu alanda zararlı, sınırlı ve ortalıkta kırılabilir olmaz. Özellikle Avrupa deneyimleri bize, Mersin’de yapılan araştırmalar, özellikle kütüphanecilikte ve sanat okullarında yanlış uygulamalar yapıldığını ortaya çıkarmaktadır.

Bu yanlış ve eksik uygulamaların giderilmesi ve halkın ihtiyacı olan etkinliklerin yapılması ve inadına sürdürülebilir olması için SANAT, kaldıraç olarak kullanılmaya devam etmektedir. Katılımcılar kültürel ve sanatsal faaliyetlere çok ilgi göstermektedir. Böylelikle sivil katılımın da önemi sağlanmış oldu. 1998’lerin sonunda, kültür politikaları da dahil olmak üzere kapsamlı çalışmalar, “Toplum Çalışma Komisyonları” artık genel bir görüşe sahip.

Bülent-Akbaş-fotoğraf-sergisinden,-Mersin-Uluslararası-Uray-Art-2019,-Eski-Kütüphane-binası,Uray-Caddesi
Bülent Akbaş fotoğraf sergisinden, Mersin Uluslararası Uray Art 2019, Eski Kütüphane binası,Uray Caddesi,
(Sevgili Lina, Meral Seçer, Nevzat Çömlek, Tolga Ünlü, Bilgin Yeşilboğaz, Fatih Alkar, KarlTalip Kara, Nilüfer Gatenyo gibi Mersinliler açılışta)
Fotoğraf: Florian Virly

Çalışma komisyonunun  ardından Sivil toplum katılımı, meslek dışı kültür ve geleneklerin dahil edilmesi, yeni yasama döneminde ‘sivil katılım’ la tanındı. Sonunda kültür endüstrisi bir oldu ve böylece ilk kez kent düzeyinde de bu karmaşık ekonomik durumun önemi Mersin’deki gelişime karşılık geldi denebilir. Bundan sonra 2020’den önce sivil toplum örgütleri, uluslararası yapılan MEÜ Plastik Sanatlar Topluluğu,  ABA Kadın Sanatçılar Sempozyumu, Hüseyin Gezer Heykel Sempozyumu, Akdeniz Kentleri Sanat Buluşması, Myrna Art, Uray Art, Mersin Art, Aşk Art, Nuri Abaç Resim Sempozyumu, Narenciye Festivali, Mersin 13. Akdeniz Oyunları, kültür sanat etkinlikleri, aracılığıyla ilk Kültür- Sanat  Sektörü Raporu ve ilgili faaliyetler bölge düzeyinde işlenmiştir. Bu faaliyet alanındaki küresel gelişmeler ışığında devlet, kesinlikle kendisini konumlandırmak zorundadır. Aksi taktirde beklenilen niceliğe göre niteliğin düşük olması, beklenilen sonucu vermeyecektir.

Böylelikle sanat  ticareti, film vb. İçin uluslararası pazarlar göz önüne alındığında, bu alanlarda da sıklıkla görülmesi gereken bir başarıya ulaşılmadığı anlaşılmaktadır.  Kültürel federalizm, sadece bir devlet yönetim şekli değil;  bu sorunları çözmek için bir yöntem olduğunu bilmekteyiz. Burada da devletlerin kültür- sanat egemenliği ve çok sayıda devlet finansman programı vurgulanmaktadır. Sokak, sanat ve kültür, Mersin için belirleyici bir değer taşıyan entelektüel “ihracat malı” olarak görülüyor.  Bu daha güçlü bir (Uluslararası) angajmanlar kültür, sanat ve sokak ekonomisine ihtiyaç vardır. Mersin’deki kültür çeşitliliği ve farklı insanların bir arada yaşaması kültürler için kesişen bir görevdir. Federalizm kurumsal bir düzenleme olarak, özellikle çok fazla göç alan kentimizde belli başlı coğrafi bölgelerde toplanmış sosyal farklılıkların (ırk, dil, din milliyet) tanınması yönünde önemini hali hazırda korumaktadır.

“Azakhan,-Mersin’in-ticari-kalbi,1970’ler”,-Nevzat-Çömlek-Koleksiyonu
“ Azakhan, Mersin’in ticari kalbi,1970’ler”, Nevzat Çömlek Koleksiyonu
Azakhan-“Ruhlar-yerlerini-arıyor”-Ayça-Juana-Botella-Tor,-Uray-Art-2019,-Fotoğraf-Erkan-Özaydın
Azakhan “Ruhlar yerlerini arıyor” Ayça Juana Botella Tor, Uray Art 2019
    Fotoğraf: Erkan Özaydın 2019

“Federal kültür” ve “federal sanat “, birlik ve farklılık dengesi kurulmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Akbelen ve Güneykent Mahallesi sanat çalışması, görünmeyen bu mahalleleri görünür kılmıştır. Cami Şerif Mahallesi,  Kültür için Alan  Balconnection projeleri kapsamında, benim yönetimimde Ayça Juana Botella Tor ve Florian Virly tarafından gerçekleşen video Mapping ile “An Meselesi” adlı  gösteriyle 7 (Yedi) gün boyunca sanatla iç içe olmuştur. “Fark edilmeyen Romanlar Mahallesi duvar resimleriyle fark edilir olmaya başlanmıştır. Yıkılmak üzere olan İngiliz Yağ Fabrikası Kişisel sergimle dikkat çekmiştir ve restorasyon çalışmaları için Mersin Sanayi Müzesi olmasına karar verilmiştir. Uray Caddesi’nde sanata ve Uray Caddesi tarihine yönelik Prof. Dr. Zeynep Sayın, Prof. Dr.  Kamuran Elbeyoğlu, Bedrettin Gündeş, Osman Sirkeci, Ali Daylam gibi kişiliklerin katılımıyla yapılan Panel’e kucak açan, yıkılmak üzere olan tarihi binalar korunmaya başlanmıştır. Restore edilen binalar da sanat galerisi olarak kullanılması için çalışmalar başlatılmıştır. Azak Han, Ayça Juana Botella Tor’un  “Ruhlar   yerlerini Arıyor” adlı projesi ve konserle  kafalarda soru işareti yaratmıştır. Hastane Caddesi, ev sahipliği yaptığı Uluslararası Myrna Art 2019, Mersin Art 2020, uluslararası Aşk Art 2020 ve Mersin’de katledilen kadınlar anısına “Melekleri Öldürmeyin!” adlı sokak sergisiyle ilgi odağı olmuştur.                    DEVAMI GELECEK

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.