TRENE BİNMEK Mİ, ORTAK AKLI SEÇMEK Mİ?

TRENE BİNMEK Mİ, ORTAK AKLI SEÇMEK Mİ?

ABONE OL
Mayıs 3, 2026 12:05
TRENE BİNMEK Mİ, ORTAK AKLI SEÇMEK Mİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TRENE BİNMEK Mİ, ORTAK AKLI SEÇMEK Mİ?

“Kent aklı kaybolduğunda sadece kararlar değil, geleceğin kendisi de kaybedilir. Tek adam kültürü tam da bunu yapar: eleştiriyi susturur, ortak aklı tasfiye eder ve toplumu sessiz bir kabullenişe sürükler”

İktisat literatürü bize uzun zamandır şunu söylüyor: Kalkınmanın kaderini belirleyen şey liderler değil, kurumlardır. Bu çerçevede Daron Acemoğlu’nun sıkça vurguladığı bir gerçek var:
“Güçlü ve kapsayıcı kurumlar olmadan sürdürülebilir kalkınma mümkün değildir.”

Kurumların güçlü olabilmesi ise tek bir şarta bağlıdır:
Gücün kişide değil, kurallarda ve ortak akılda olması.

İşte tam da bu noktada tek adam kültürü devreye girer.
Ve kurumların altını oymaya başlar.

Tek adam kültürü ilk bakışta hızlı karar aldırır, güçlü liderlik algısı üretir.
Ama aynı zamanda eleştiriyi susturur, denetimi zayıflatır ve en önemlisi kurumsal aklı tasfiye eder.

Bu süreçte küçük başarılar büyütülür, büyük sorunlar ise “geçici aksaklık” diye geçiştirilir.
Gerçek olan değil, anlatılan gerçek olur.

Ve zamanla bir başka süreç başlar:
Eleştirenler yalnızlaşır.

Çünkü sistem şunu öğretir:
Eleştirme, risk alırsın.
Öv, görünür olursun.

Böylece bir “tren” kalkar.
Alkışın, görünürlüğün, sadakatin treni…

Kimileri bu trene biner.
Kimileri ise binmez.

Binmeyenler yalnızlaşır.
Ama o tren ilerledikçe başka bir şey olur:

Kent aklını kaybeder.

Bugün geldiğimiz noktada, bunun en görünür yansımalarından biri de övgü kültürünün abartılı biçimde yayılmasıdır. En küçük bir adımın büyük bir başarı gibi sunulması, hatta çoğu zaman başarı sayılmayacak sıradan pozisyonların bile abartılı methiyelerle yüceltilmesi, sağlıklı bir değerlendirme kapasitesinin kaybolduğunu gösterir. Bu durum yalnızca bir iletişim dili meselesi değildir; doğrudan zihinsel bir dönüşümdür. Çünkü ölçü kaybolduğunda, eleştiri ortadan kalkar; eleştiri ortadan kalktığında ise gerçek başarı ile sıradanlık arasındaki fark silinir. Böyle bir ortamda övgü, bir değerlendirme aracı olmaktan çıkar, bir konumlanma biçimine dönüşür. Ve bu zihniyet yerleştikçe, toplum gerçek başarıyı değil, en çok alkışlananı “başarı” olarak kabul etmeye başlar.

Bu kültürden en çok etkilenen alanların başında medya gelir.
Özellikle yerelde ekonomik olarak kırılgan hale gelen medya, bağımsızlığını kaybettikçe eleştiri refleksini de yitirir.
Sansür çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden, yani otosansür olarak yerleşir.

Gazetecilik sorgulamayı bırakırsa,
toplum gerçeğe ulaşamaz.

Toplum gerçeğe ulaşamazsa,
yönetim denetlenemez.

Ve denetlenmeyen her yapı,
zamanla hata üretir.

Daha da önemlisi, bu süreç örgütleri zayıflatır.
Örgüt niteliği ortadan kalktığında:

  • Kolektif akıl kaybolur
  • Liyakat geri çekilir
  • Yapılar dış müdahaleye açık hale gelir

Artık ortada bir örgüt değil,
tek merkezden yönetilen bir kabuk kalır.

Ve şimdi asıl soru:

Bu trene mi bineceksiniz, yoksa ortak aklı mı seçeceksiniz?

Siz yine o trene binmeye devam edin.
Övgünün, konforun ve görünürlüğün trenine…

Ama bilin ki o tren ilerlerken:
Bir ülke kaybediyor,
bir kent kaybediyor,
ve en önemlisi geleceğimiz sessizce aşınıyor.

Çoğunuz bunun farkındasınız.
Ama ses çıkaramıyorsunuz.

Sessizlik zamanla alışkanlığa dönüşür.
Alışkanlık kabullenmeye…
Kabullenme ise düşünmemeye…

Ve bir gün gelir,
artık itiraz etmek aklınıza bile gelmez.

İşte o zaman tek adam kültürü yalnızca bir yönetim biçimi olmaktan çıkar;
bir zihniyet haline gelir.

Ve o zihniyet yerleştiğinde,
kaybedilen sadece bugün değil,
yarının kendisi olur.

Prof. Dr. Erkan Aktaş

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP
rk
rk

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.